27 Eylül 2017 Çarşamba

Hüseyin-Nedime

Bu yaz yine üç ay okul tatilimizi köyümüzde geçirdik. Çocukluğumdan beri her yaz gittiğim köyüme artık eşimi ve oğlumu da dahil ettim. Köy, eksilenleri ile yenileşerek hayatına devam ediyor. Irmağı, yaban kuşları, otlakları, sürüsü, eşekleri, tütünü ve insanı eksilen köyün , değişmeyeni, çoğalarak geleni benim. Köyde insan hayvan canlı  öyle eksilmeye başlamış ki, belki oğluma kalmayacak, bir köy hayatı.  Ninelerimizin dedelerimizin anlattığı gibi ben de kendi anılarımı oğluma ileride okumak ister diye anlatmak istedim.
HÜSEYİN
Bu yaz uzun zamandır görmediğimiz bir köylümüz,
D. Amca,  evimizin önünden geçerken, traktöründen indi,  babamı selamladı, bahçeye oturdular. D. Amca 'ya ayran çalkalamak için mutfağa geçtim. D. Amca uzaktan akrabamızdı,  çocukluğumuz onun torunları ile beraber geçti,  benden üç dört yaş küçük Hüseyin'in  dedesiydi. Mutfakta ayran çalkalarken  içinden Hüseyin geçen çocukluğuma gidiyorum. İseen derdi herkes Hüseyin'e , seneye okula başlama yaşına girecekti ama işi vardı,  çobanlık yapıyordu, köyün kocaman ineklerini gün doğmadan dağlara çıkarıyor, akşam gün batarken getiriyordu. Sopasını elinden hiç bırakmazdı, bu şekilde dolaşması küçük boyuna olgunluk katardı. Kırmızı saçları turuncu çilleri başında kirli kasketi masmavi gözleri ile onu o  yaz okuduğum Oliver Twist'e benzetiyordum. Sabahları yengemin hazırladığı sofranın sesi ile uyanırdım, bir çocuklara bir büyüklere olmak üzere yan yana iki sinili yer sofrası hazırlanırdı. Dedem, amcalarım ile büyük sofrada diz çöker, yengemler ve çocuklar diğer küçük sofrada bağdaş kurarlardı. Büyüklerin sofrasında diğerinden faklı olarak çay içilir, konuşma olmazdı, çocukların sofrasında  kahkaha şamata boldu.  Biz üç aylığına da olsa misafir sayılıyorduk, annem babam ve kardeşlerim ile büyükler sofrasında otururduk. Güneş doğmadan yapılan kahvaltıdan sonra herkes çocuklar da dahil işlerine giderlerdi. Çocuklar ile oynayabilmem için akşamı beklemem gerekiyordu. Her akşam sürünün çan sesleri duyulmaya başlayınca tüm çocuklar toplaşırdık, akşam olunca özgürlüklerine kavuşan bu çocuklar sanki bütün gün hiç yorulmamışlardı, deliler  gibi koşar, oynardık. Hüseyin'in sürüsü olurduk, çobandan kaçan kudurmuş ineklerdik, İsseen lan diye bağırırlardı, İsseen lan buradayız,  İsseen lan yakala... Hüseyin elinde sopası ile peşimizden koşardı, yakaladığı herkese elindeki sopa ile yalancıktan vururdu, beni  yakaladığında sopasını arkasına saklar, vuramazdı...Ben de onların akrabasıydım ama yazdan yaza geliyor,onlar gibi çalışmıyor, kitap okuyor, fır fır dönebilen kuşaklı etekler giyiyordum. O yaz kitap bitinceye kadar Oliver için çok ağlamış, Oliver'ın derdini biri ile paylaşmalı feraha kavuşmalıydım derken Hüseyin'e anlatabilirim diye karar vermiştim, kitabın kapağına Oliver diye Hüseyin'i çizmişler gibiydi, kendisine benzeyen bir çocuğun hikayesini dinlemek ilk önce onun hakkı olmalıydı. Akşam üstü çan seslerine koştum, sopası ile sürüsünün arkasındaydı, inekler tek tek yanımdan geçiyor, o yaklaşıyordu. "Hüseyin" diye seslendim. Durdu, çarpılmış gibi oldu. Yanına yaklaştım, mavi gözleri açılmıştı, "Hüseyin" dedim, tekrar. Yüzü birden bire kızardı, kafasını öne eğdi. Neden birden bire böyle değişiverdi ki, Oliver'i anlatacaktım,  yüzüme baksın , ne var desin diye "Hüseyin" diye seslendim, yine. Sopasının arkasına gizlenecek kadar küçüldü, omuzlarını titrete titrete  ağlamaya başladı. Ne yapacağımı bilemedim,  ineklerinin arasına dalıp, uzaklaştım.
Şimdi otuz yıl sonra dedesi için ayran çalkalarken farkına varıyorum ki,
İlk kez adını bu şekilde duymuş olmalıydı, hem de bir kızdan...Utanmıştı.
NEDİME
Ayranı köpük köpük çalkaladım bahçeye çıkarken D. Amca hararetle anlatıyordu "  ben bu vebal ile nasıl hesap veririm... Geçen Ramazan ayında   öğle abdestini alırken suyu burnuma çekerken, genzimden kaçıverdi, suyu yutuverdim,şimdi kefaretini nasıl ödeyeceğim, altmış gün oruç mu tutacağım, altmış fakir mi doyuracağım ,   bozulan orucumun sıkıntısı geceleri uykumu kaçırıyor..."  Hüseyin'in annesi D. Amca'nın tek kızıydı ,  görücü usulü evlendirilmişti , damat hastaymış ailesi herkesten saklamış oğlunun hastalığını . Hüseyin'inin babası şizofrendi, uzun yol şoförüydü,  dışarıdan bakan hiç kimse anlamıyordu ama annesi evliliği boyunca bir gece bile  uyuyamamıştı.  Adam haftalar, aylar sonra işten birden bire dönüyor, yokluğunda geçinebilmek için çobanlık yapan oğlundan   karısından şüpheleniyordu.  Kadın, kocasının evde olduğu zamanlarda her akşam   oğlu ile yatağa girer zaten sürü peşinde koşan oğlu hemen uyuduktan sonra, baltasını çıkarır odasının kapısını kilitlerdi. Kocası her akşam odasına dayanır, ben sizi öldürmezsem siz beni öldüreceksin diye, sabahlara kadar, sızıp kalana kadar,  kapının ardında Azrail olurdu. Nedime'nin derdini bir tek abileri ve babası biliyordu, Hüseyin'i alıp babasının evine kaçtığı günlerde bir kaç gün sonra kocası gelir  çocuğunu ve onu da alıp giderdi,  D. Amca sağır olmayı tercih eder, karı koca arasına girmek istemez, damadın hastalığını kimselere söylemezdi.
Soğuk ayranım D. Amcanın içinin yangısını alamamış, bozulan orucunun ateşini anlatmaya devam ediyordu.
Hüseyin'in annesini hatırlayamıyorum , adı neydi?
Adı Nedime'ydi, önce kocası hemen ardından kendi ecelleriyle ölmüşlerdi,  Hüseyin'i Hatay'daki amcası almıştı.
Odama geçtim, dışarıdan gelen sese D. Amca'nın   genzine kaçan suyun günahına, kapıyı kapattım.Nedime kapıları kapatıyor, kapıları kilitliyor, sürüsünün peşinde yorgun düşen oğlu hemencecik uyuyor, baltasını çıkarıyordu. Nedime'nin güvenebileceği bir tek baltası vardı, babası ve abileri  ölüm haberine  hazırlıklıydılar. Yıllar sonra kocası kanser olunca Allah'ın   sevgisini, korumasını  hissetmişti.
Günlerce  Nedime aklımda,hiç durmadan kapı kilitliyor. Günlerce Nedime'nin kilitlediği kapıları açıyorum, Nedime'nin baltasına sarılmış ellerini çözüyorum, öpüyorum.

Geçen hafta okullar açılınca evimize gelir gelmez Oliver Twist'ı aradım kitaplığımda. Kitabın kapağına bakıp ,  o yazdan sonra hem annesiz hem babasız kalıp köyünden sürüsünden çok uzaklara amcasının yanına giden , ağlatarak kaçıp bıraktığım arkadaşım Hüseyin'den özür diledim.



8 yorum:

  1. Odama geçtim, dışarıdan gelen sese Dursun Amca'nın   genzine kaçan suyun günahına, kapıyı kapattım.
    Anlatman ve hikayen, aldi goturdu beni. Kimbilir ne yapiyordur Huseyin?
    Hep yaz canim arkadasim...
    Gulay

    YanıtlaSil
  2. Ah D Amca ah, atmış gün oruç tutsan da ne fayda sana....

    YanıtlaSil
  3. Cok guzel bir anlati olmus, tesekkurler

    YanıtlaSil
  4. Öyledir bu ülkenin insanı, çok azı hariç hepsinden nefret ediyorum. Kızını torununu koruyamayan adam, genzine kaçan suyun hesabını düşünür..Ne diyeyim, şu dünya denen ummanda nasibimize orta doğu düşmüş.

    YanıtlaSil
  5. Yine içim titredi.Hüzünlü de olsa sizi okumak hep iyi geliyor bana.Bursada sadık bir okuyucunuz var,unutmayın,özletmeyin lütfen.

    YanıtlaSil
  6. yazılarınız o kadar içten ki, okurken her duyguyu sanki sizinle beraber yaşıyorum, boğazımda bir düğüm, yutkunuyorum,yutkunuyorum ama o hala orada

    YanıtlaSil
  7. Ah bu kendi canına evladınkininden bile düşkün insanlar. Yazık

    YanıtlaSil