16 Mart 2022 Çarşamba

Nilgün'ü beklerken

 

Yedi yıldır yaşadığım Çorum'da hiç arkadaşım olmadı. Buraya ilk taşındığımda yeni insanlar ile tanışıp arkadaşlıklar kurmaya çok hevesliydim. Sonra hevesim kaçtı. Kendi kendime  vakit geçirmeye alıştım. Yalnızlıkta öyle olgunlaştım ki, yeni arkadaşlar, komşular, yalnızlığıma zarar verecek diye korkmaya bile başladım, iyice  yabanileştim.

Üç ay önce  bir mesaj aldım, benimle tanışmak isteyen biri vardı , yurt dışında (dünyanın en güzel şehri Bath) yaşıyordu, bir haftalığına memleketi Çorum'a gelmişti. Bir  çay bahçesinde bir saat boyunca  birbirimizi tanımaya çalışmayı  sonra her şeyi unutup  ayrılmaları biliyordum. Oldukça kibar ve nazik yazılmış mesaja aynı kibarlıkta  tanışmak istemiyorum nasıl yazılır diye düşündüm.  

  Bilgisayar başından kalkıp pencereden dışarı baktım, her an yağmur yağacak bir hava  vardı. Sadece bir saatliğine bir arkadaşım olsaydı dışarıda ne yapmak isterdim diye hayal ettim. Pencere önünde birden bire ne çok hayaller hücum etti. Bilgisayar başına geçip saat kulesinde buluşabileceğimizi yazdım. 

Saat kulesinde buluşacağım kişinin hem benim hem oğlumun hayatını değiştireceğini tahmin edemezdim. 

İkimizde yürüyerek gelmiştik buluşma noktasına, saat kulesinin dibinde onu gördüğüm ilk anda değişmeye başlamıştım bile. 

Çorum müzesine yürüdük, ikimizden  başka hiç kimsenin olmadığı binada mezar küplerinin önünde tanışmaya başladık. Eski çağlarda bu coğrafyada yaşayan insanların toprak küplerin içinde gömülmeleri çok ilgisini çekti,toprak bir küpün içinde gömülmeyi isterdim, dedi. Bunca yıl Çorum'dayım neden benim ilgimi çekememişti, eskiden burada yaşayanların bir çömlek içinde gömüldükleri...

Nilgün İngiltere'ye dönene kadar her gün buluşmaya başladık, buluşmalarımıza bazen oğlum da katıldı.

Onunla geçirdiğimiz her günde halinden hareketlerinden duruşundan bir şeyler öğrendik. Hayatımızı değiştirecek, iyiye doğruya güzele doğru yön verecek bir kişi ile tanışacağımızı ,  Çorum'da tanışacağımızı aklıma bile getiremezdim.  Kısacık tatili bitip gitme vakti gelince çok üzüldük.  Çorum'a geleceği günü  dört gözle beklemeye başladık. 

  






9 Mart 2022 Çarşamba

Çamaşır makinem ile vedalaşırken

 


Bugün çamaşır makinem ile vedalaştım.

Yirmi üç yıldır kirlilerimi temizlemeye çalışan  

23 yıllık varlığından benden başka hiç kimsenin haberdar olmadığı  makinem ile vedalaşmak çok zor oldu..

Evlenirken, çamaşır makinemi annem almıştı, nasıl kullanacağımı da annem anlatmıştı. 

Annemin evinde çamaşır yıkamak ve  asmak  kutsal bir görev gibiydi. Çamaşır yıkamaya adanmış bir gün vardı , hafta sonu tüm ailenin beraber olabildiği tek  gün ona adanmıştı ve o  gün , en çok konuşulan şey  kirli çamaşırlardı. 

Çamaşır günü, makinenin önünde birikmiş kirli çamaşırlar belli bir hiyerarşiye göre sıralarını beklerlerdi, rengine, cinsiyetine, görevine, kirine,yaşına göre hepsini ayrıştırırdı, annem. Ve aynı hiyerarşi ile asardı.. Böyle incelikli hassas görevi bir defalığına bile  hiç kimseye devredemeyecek kadar önemserdi annem.  Makinesi kırk yıldır çalışıyordu, kırk yıldır kar gibi beyazlılar çıkaran makinesine gözü gibi bakardı annem, gizli kapaklarını  açar, hortumunu çıkarır, içini dışını temizlerdi. 

Benim evimde ise çamaşır yıkamak kuralsız adapsız , elime ne gelirse tıkıştırmaktan ibaretti. 

Çamaşırlarımı sınıfsız , ayrımsız tıka basa doldurdum yıllarca makineme. 

Renklileri, beyazlıları, tülleri, nevresimleri hep aynı programda aynı sıcaklıkta yıkadım. Annem evime gelip çamaşırlarımı görüp hayal kırıklığına uğradıkça , makinemi suçladım. Hiç bir zaman  kar gibi beyazlılarımın olmamasının tek suçlusu çamaşır makinemdi.  

 Banyoda tahta bir  dolabın içinde görünmez makinem,  içine atılanlara sessizce rıza gösterirdi.

 Hiç ses çıkarmadan.

 Yirmi üç yıl boyunca tahta dolabı açan, makineye yaklaşan bir tek bendim, sadece benim elimi hissetti  kapağı açılırken gelişi güzel tıka basa doldurulurken hep aynı düğmesine basılırken, benden başka hiç kimseyi bilmedi. 20 yılı aşkın birlikteliğimizde bencil düşüncesiz olan bendim, içine atan, kaldıracağı yükten fazlasını alan cefakar olan ise makinemdi. 

 Son yıllarda banyodan boğuk kısık bir ses gelmeye başlamıştı, önemsemedim. Aklımın ucuna bile gelmiyordu bir sorunu olacağı, annemin makinesi gibi kırk yıl çalışacaktı, o da. Geçen hafta artık bahar geldi diye paltolarımızı tıka basa makineye sokuşturdum, kapağını her zamanki gibi zorla kapattım. Akşam yemeği için sofraya oturduk. Yemek bitmiş keyif çaylarımızı içerken banyo tarafından öyle bir gümbürtü oldu ki deprem oluyor sandık. Sesin şiddetinden  oturduğumuz sandalyeden düştük, çaylar döküldü. Banyoya doğru yöneldiğimi gören eşim oğlum kolumdan tutup engellemeye çalıştılar, sakın oraya gitme diye bağırıyorlardı.

 Makinem can veriyordu. Boğazı kesilen bir boğa görmüştüm , bir sürü  adam boğanın  üstüne çıkmış sıkı sıkı yapışmış iken öyle bir sarsılmıştı ki hayvancağız üzerindeki tüm insanları  metreler ötesine fırlatmıştı. 

Makinem  boğazı kesilmiş gibi bağırıyor, tahta dolabını kırmış , banyo duvarlarına vurarak  kendini parçalıyordu. Ailemin kollarından kurtulmuş banyoya koşmuş, dehşet içinde makineme bakıyordum, yıllardır sesi soluğu çıkmadan çalışan munis makineme ne oluyordu, onu bu kadar delirten ,kendini parça parça yok etmesinin nedeni neydi?

Eşim sigortayı indirmiş, evin tüm elektriği kesilmiş iken banyodaki mahşeri ses acı bir iniltiye dönüşmüştü. Elektriği kesilince makinenin duvarlara çarpması gümbürtüsü yok olmuş ama inlemesi kesilmemişti. Karanlıkta, makinemin yanına yaklaştım, sanki her zamanki gibi yirmi yıldır yaptığım gibi içine kirlilerimi atacakmışım gibi önünde diz çöktüm. Motorundan , içinden gelen böğürtülere kulak  verdim ama çok geç diyordu makinem, bu son soluğum diyordu. 

Sandım ki beni bırakamaz, sandım ki benim duyarsızlığıma  alıştı,  sandım ki ben ne yaparsam yapayım o hep aynı, sessiz  kalacaktı.

Düşüncesizliğim, sorumsuzluğum,umursamazlığım çamaşır makinemi öldürdü.



28 Şubat 2022 Pazartesi

Çorum'da bir kedi bakışı













Onu ilk kez, yeni taşındığım bu ilde kahvaltı tabağında kalmış  peynir parçasını pencereden aşağıya attığımda görmüştüm. Sokak kenarına çekilmiş arabaların  arasında dolaşan kedi yukarıdan düşen peynir ile şaşırmış ,ürkmüş , kafasını yukarı kaldırıp mutfak penceresindeki bana bakmıştı. 
 Tüyleri sokağın kirinden  kararmış  kedi ile göz göze geldiğimde, irkilmiştim. 
Hiç böyle bakan bir kedi görmemiştim, Çorum'un kedileri böyle bakıyor olmalı diye düşündüm.
  Her şehrin bakışları farklı farklı, geldiğim şehrin bakışlarında "umursamazlık" hemen belli olurdu. 
 
  Her gün sokaktaki arabaların altından beri  mutfak pencereme bakmaya   başladı, aynı kedi.
  Mutfak tezgahında iş görürken gözüm pencereden aşağıya kaydığında arabaların altından yukarı doğru baktığını görüyordum. Pencereyi açtığımda arabaların altından fırlayıp kendini bana gösteriyordu.  Peynir istiyor diye peynir atmaya devam ettim. Önüne attığım peynire koşuyor ama  ben kayboluncaya kadar peynire dokunmuyor , kafası hep yukarıda bana bakıyordu.
 Sabah  yeni uyanmış, işe koyulmadan önce pencereye   çıktığımda ilk gördüğüm olmaya başlamıştı. 
Her gün, günün her saatini penceremin önünde geçiriyor diye,  kutsal bir görevin sabırlı bekçisi gibi hiç yerinden ayrılmıyor diye onu ödüllendirmek istedim. 
  Pencereden sosis ve salam atmaya başladım.
 Başka sokakların yabancı kedileri yukarıdan gelen salam ve sosise kayıtsız kalamamışlar penceremin önü kedi ordusu ile dolmuştu. Hem apartman sakinlerinden hem de sokaktan geçen arabalardan çekindiğimden pencereden aşağıya hiç bir şey atmamaya karar verdim.
Bahçeye kuru kedi maması koydum.
Sosis ciğer salam koydum.
Karnı doyarsa tüm gün pencereme bakmak zorunda kalmaz  diye umdum.
Hafta sonları köye gittiğimizde , günlerce evde yok olduğumuzda,  tatile gittiğimiz zamanlarda unutur diye umdum. 
Karda kışta, eksi yirmi derecelerin buzlarında artık beklemez diye umdum. 
Gündüzleri pencereme bakmayı hiç bırakmadı.
( Haftalardır şehir dışında olup sokağıma girdiğimde arabanın içinden çektiğim bir fotoğraf)

 
Bir gece yarısı uykumdan uyanıp mutfağa su içmeye gitmiştim, Çorum'un zifiri karanlık gecelerinin parlak yıldızlarına bakmak için perdeyi açtığımda ,  onu gördüm. Park edilmiş arabaların altından başı görünüyordu, bana bakıyordu.
 Çorum'un geceleri  soğuk , çok soğuk olur. Gecenin içindeki bakışı beni deliye döndürdü. Artık canımı acıtıyordu, ne istiyordu? Pencereyi açtım, yüzümü yakan dondurucu soğukta, çek git diye bağırdım. Pencerenin açılışı ile heyecanlandı, arabanın altından çıktı. Sokağın ortasına geldi, gözlerini bana dikti. Pencereden aşağıya uzun zamandır hiç bir şey atmıyordum, elimdeki su bardağını fırlatmak istedim, korksun gitsindi. 
Çorum'da  henüz apartman dikilmemiş bahçeli evler var, bahçelerinde pencereleri kapıları kırık kömürlükler var, kediler için sığınacak yuvalar hala var. 
O geceden sonra mutfak penceresinden aşağıya, sokağa hiç bakmamaya karar verdim.
Gözüm kaymasın diye pencerenin perdesini sıkı sıkıya kapadım. 
Sadece dışarıya çıktığımda onu görebiliyordum. Perdeleri çekik pencereme bakmaya pür dikkat kesilmiş haldeydi hep. 









Bizim sokağın  kedileri insandan korkar, kendilerini sevdirtmez yakınına yanaştırmaz kaçarlardı.
Sokağa çıktığımda onun yanından geçerken , o baktığın pencere benim diyorum, hiç oralı olmuyor, pist diyerek bana baksın istiyorum, dikkatini dağıtmama izin vermiyor. Yüzüme  kızgınlıkla tıslıyor, anlam verememezlik ile bir anlığına yüzüme  bakıp tekrar kafasını yukarı çeviriyor. 
Bahçeye sosis salam kuru mama koyuyorum, gelip yiyor, sonra yine aynı yerine geçip yukarı bakmaya devam ediyor. 
Benim diyorum, yıllardır baktığın benim...
Homurdanıyor, tıslıyor, dişlerini gösteriyor, yanına yaklaşmama izin vermiyor. 
Kızmayacak kadar yanına yaklaşıp
Onun baktığı yere ben de bakıyorum.