2 Eylül 2020 Çarşamba

Anne dili



 İngiltere'ye geldikten sonra annem ile iletişimim sadece  sesli aramalar (görüntüsüz) ile sınırlı iken Türkiye'deki birlikteliğimizden daha farklı bir bağ hissettim. Her gün,  iki kere , sabah akşam konuşmamıza ,  sesindeki heyecana,  hasret ile  sık sık "yavrum" demesine  alışık değildim. 

Annem ile konuşmalarıma kulak misafiri olan eşim,  duyduğu cümlelere her defasında   şaşırıyor; senden hiç duymadığım kelimeler ile annen ile konuşuyorsun, diyor. Ben de şaşırıyorum,   sadece annemin yanında ya da annem ile telefonda konuşurken ortaya çıkan bu kelimelere. 

Bugün konuştuklarımızdan;  

"  Tatsız Ayşe uğramış, ateş almaya gelmiş gibi hiç oturmamış, oysa hazırda  böreği varmış bir cini de olsa çıkarmak istemiş önüne. Telefonu nasıl da iyi kullanıyormuş,  telefona ip atlatıyormuş...kavilleşmişler , haftaya bahçede  incir reçeli kuracaklarmış...Bahriye yengenin annesi ölmüş, coronadan değil, inmedenmiş..."

Bahriye yengemin köyü çok yukarılarda , yüksek tepelerin birindeydi,  "yukarılı" diye anılırdı.( Tatsız, yukarılı gibi sıfatlar yüze söylenmez, genelde  arkasından konuşulur  ama herkes kendine takılan lakabı  bilir  kızmazlardı, babam gözlüklü diye kör Mustafa,  çok hastalanıyor diye çürük memed, ayşe de hep olumsuz konuştuğu için tatsızdı işte )

Annesi geldiğinde Bahriye yengem başka bir dil ile konuşurdu. Konuştukları dile  pomakça derlerdi...

Anne kız baş başa geldiğinde bilinmedik bu dili konuştuklarında babaannem " Allah bilir ne konuşuyorlar, bize mi sövüyorlar, anlamıyoruz ki "diye hoşnutsuzlaşırdı...

Uzun bir hasretlikten sonra baş başa gelebilmiş bir ana kız niye başkalarına sövsünlerdi ki, konuşabildikleri en kolay dil ile hasret gideriyorlardı, çok uzaklarda, tepelerin tepesindeki  köyünden akrabalarından bağı bahçesinden haber veriyordu annesi. Pomakça konuşurken yengemin utangaçlığından çekingenliğinden eser kalmaz, anası ile sözden söze kanat takmış gibi uçarlardı...Bahriye yenge benimle de pomakça konuş diye ısrar ederdim ; konuşamıyorum ki diye üzülürdü, dilim düğüm,  annemin yanında  dilim çözülüyor, derdi...Bahriye yengeme başsağlığı dilerken ,  annen ile birlikte dilini de kaybettin,  diyesim geldi, diyemedim. 

Oğlum küçüklüğünde;  şekere "gıdı", arabaya doy doy, derdi, bir tek ben anlardım ne demek istediğini. ( bir sözlük hazırlamıştım, iki yaşında Yunus'un sözlüğü diye, anneme kayın valideme hediye etmiştim,) Gıdı gıdı, doy doy diye ana oğul konuşurduk ama çevremden  çok uyarılırdım çocuğun dil gelişimini olumsuz etkiliyorsun diye... Cahilliğimden olsa gerek , sadece ikimizin konuşabildiği bir dil beni çok mutlu ediyordu. 

Hissettiğim şeyleri doğru bir şekilde anlatabilmenin ne kadar önemli olduğunu ancak burada anlayabildim. Ve bunu başarmak uzun  yılları alacak kadar zor bir süreçmiş, İngilizce öğrendim diye bir şey olamayacağını da anladım. Tarzanca, merağımı anlatacak kadar bir dile sahip olacağımı biliyorum, hislerimi, hayallerimi, hasretimi,  Bahriye yenge ve annesinin konuştukları gibi kanatlanarak özgürce hiç bir zaman İngilizce anlatamayacağımın farkına vardım....İnsan anlatabildiği kadar yazabildiği kadar insanmış, anladım ki Anadilim sayesinde ben insanım. 

Anne ile "yavrusu" arasındaki dilin ,  var olabilmek için ne kadar önemli olduğunu  yine burada uzaklarda anlayabildim. 

(Bu yazıyı yazarken aklımda hep sevgili blog arkadaşım , yüzünü hiç görmediğim ama bana yazdığı mesajlar ile onu çok yakın hissettiğim Jale vardı. Annesi onu dünyaya getirirken vefat etmişti, dünya gözüyle annesini görememiş, sesini hiç duyamamış bir çocuk  olarak  hiç görmediği insanlara  kutular dolusu hediyeler gönderiyordu. Kutuların içi aylarca uğraşılmış el emekleri ile dolu , danteller, battaniyeler, şallar...Bu yazıyı yazarken içimden,  belki Jale'nin anne dili de bu kutuların içinde saklıdır diye geçti. Hiç konuşamadığı  annesi ile konuşur gibi örüyordu, öyle saf öyle içten çıkarsız umarsız hasretle   ördüklerini  yüzünü görmediği insanlara hediye ettiğinde  anne ile konuşabilmiş kadar oluyordu. Kendini bilmez insanlar ile dolu bir dünyada, bazen  büyük bir yokluk ,  sizi büyük bir şey, kendini bilebilmiş bir   insan  yapabiliyordu. ) 

 




5 yorum:

  1. merhaba oğlumla benimde böyle bir dilimiz vardı. ben de sözlük gibi onun kelimelerini ve ne demek istediğini yazmıştım. hala saklarım. bazen hatırlatırım kendisine için için güler. hülya

    YanıtlayınSil
  2. Çok özlemişim yazılarını

    YanıtlayınSil
  3. Siz hep yazin. Ben kendimi anlatma konusunda hic bir zaman iyi olamadim . Bazi cumlelerinizi okudugumda iste bu benim de hissettigim diyorum ve gunlugume not ediyorum.
    Sevgiler
    Yesim

    YanıtlayınSil
  4. Şu anadil mevzusu o kadar önemli ki benim için. Kendi dilimde konuşamamak ne zor Allah'ım, seni çok iyi anladım.

    YanıtlayınSil
  5. Bloğunuza girince 4 yeni yazı olduğunu gördüm ve dünyalar benim oldu. Hepsini bir oturuşta okudum, sonra kapattım. Biraz zaman geçti, bir daha açtım, bir daha okudum. Yorum yapmadan geçmek olmaz değil mi? Sessiz sedasız okuyup okuyup gülümsemek de olmaz. İyi ki varsınız, iyi ki yazıyorsunuz.

    YanıtlayınSil