5 Haziran 2017 Pazartesi

Güzel köyüm


Köyümüz uzak bir köydü, adını duyanı, görmek isteyeni, yolu düşeni yoktu. Göçmen kuşları çoktu, kazları, ördekleri, pelikanı bile vardı. Köyün ortak meyve bahçesi vardı, çit ile tel ile ayrılmamıştı
herkes kendi ağacını bilir başkasına el uzatmazdı. Tepelerinde eşek anırır, ırmakta yüzülürdü. Yıllar önce  ırmağın önü kapandı, baraj gölü köyü yuttu, tepelerde bir kaç ev kaldı. Bizim bahçemizde bu gölün kenarında kaldı. Herkes gölün güzelliğini duydu, oltasını, tüfeğini, mangalını alan geldi. Gölde balık, havada kuş kalmadı. Piknikçiler mangalı için ağaç dallarını kırdı, çöpünü göle attı, garip müziğinin sesini açarak  köydeki her sesi bastırdı, güzel renkli kuşlar için pusuya yattılar.  Bahçemizi çitledik, dikenli teller ile çevreledik. Ağaçlarımız meyveye durunca çitleri aşarak bahçeye girdiler, dallarını kırarak meyvelerini aldılar. Başkalarının bahçesine çit kırarak dal kırarak meyve çalmak köyümüzde normalleşti. Pikniğe gelen okul çocuklarını bahçemizde ağaçların dallarına asılmış görüp , "izin isteseydiniz" diye uyardığımda öğretmenimiz izin verdi diye ağzımın payını çok aldım. Bahçemizdeki meyveleri her gören yesin istiyorduk, çocuklar, en çok da hayatta kalabilmiş kuşlar yesindi. Çünkü kuşlar dal kırmadan yiyebiliyorlardı. Bu aralar  meyve ağaçlarını kökünden kesmeyi, kurutmayı düşünür oldum ya da köyümü terk etmeyi...

6 yorum:

  1. Ikisini de yapmazsin, senin kalbin kotu degil.

    YanıtlaSil
  2. Ne garip, sonradan gelen sanki hep var olan güzelliği bozmaya geliyor. Bizim adada da günübirlikçiler benzer şekilde her çeşit kirlilik yaratıp öyle dönüyorlar evlerine. Talan etmeye geliyorlar sanki. Yazık günah.

    YanıtlaSil
  3. Toprakla ve ağaçlarla kurduğum bağ çok değerli.
    Bir ağaçla bile bağ kurma fırsatı olamamış insanlar benim kurduğum bağdan daha değerli.

    YanıtlaSil
  4. neden bu kadar saygısız insanlar bilmiyorum

    YanıtlaSil