23 Mayıs 2017 Salı

Dursun Hatun



Aylardır gidemediğimiz köyümde , evimizin  bahçesinde yavru bir köpek gördüm. Bahçenin otu orman olmuş, köpek otların içinde bir kayboluyor bir görünüyor. Gözlerinin içine baktım, benden korkmadı, beni korkutmadı, kaçmadı, Bobi dedim, kulaklarını kaldırdı, Bobi gel dedim, kuyruğunu sallayarak geldi, her yolculukta yanımda eksik etmediğim ekmekleri çıkarttım, çok sevindi, hepsini yedi.
Pıtpıt otların derinliğinden çekiniyor, kendini güvenli hissettiği yükseltilerde geziniyor. Bobi demek nerden aklıma geldi ?  Pıtpıt'ın adını bulmak için aylarca uğraşmış iken birden bire Bobi...Bobi öyle hareketli ve sevimli ki hemen arkadaş olduk, hiç yanımdan ayrılmadı, Bobi dedim benimle ekmek için mi arkadaş oldun, hayır dedi , seni hiç görmeden sevdim, seni hiç tanımadan kapında beklemeye başladım dedi. Teşekkür ettim Bobi'ye. Yabani otların içine yattım,  yükseklerdeki Pıtpıt şaşırdı, Bobi yanıma yattı, Bobi'nin yüzüne baktım, çok heyecanlı, çok istekli, çok umutlu. Yavru olduğun için böylesin,dedim, ben kırkıma girdim. Bobi dedim, uzun vakit önce ektiğim , kaplumbağaların dişlediği şu salatalık gibi irileşmiş baklalardan   yemek olur mu?
Bobi havladı,  eskimiş tişörtü ve lastikli basma eteği ile  Dursun Hatun  geçiyordu. Dursun Hatun uzaktan akrabamızdı, üniversiteye gidecek diye köyde konuşuluyordu. Küçüklüğünde köy kahvesinden çıkmazdı, her maçta en önden bir sandalyeye kurulur tüm benliği ile kendini maça kaptırırdı. Galatasaraylı Dursun Hatun diye çağrılmayı isterdi. İlkokulun sonlarında babası onu kuran kursuna yazdırdı. Maçları izleyemediği için kursun altını üstüne getirmiş, hocaları babasını çağırmış, kızınızı alın, bir daha getirmeyin demişlerdi. Dursun Hatun'un adı köyde deliye çıkmış,  ne hali varsa görsün,  demiş, ipini bırakmıştı babası.
 Turuncu saçları yemenisinden fırlamış, turuncu çilleri yusyuvarlak yüzüne konmuş kelebekler gibiydi.
-Eniğin ısırır mı abla, dedi.
-Isırmaz dedim, baklaları gösterdim.
-Bu baklalar kocamış, dedi.
Köyde adının iyi anılmamasının asıl nedeni çok okumasaydı, her bulduğunu okuyormuş, ilkokul öğretmeni  kütüphanede kitap bırakmadı demiş, ortaokul öğretmeni ise okuduğu kitaplara dikkat edilsin, kötü etkileniyor diye babasını uyarmıştı. Boyumuza kadar uzanan otların içine oturduk,
-Bu otları nasıl keseceğim diye söylenirken,
-Babamdan bir kuzu alın salın bahçenize, bütün otları yer, ot bitince de siz onu yersiniz, bir taşla iki kuş dedi.
-Beslediğim kuzuyu nasıl keserim, yapamam...
-Düşünmezsen olur, sadece et olarak bakarsan kolaydır ,ince bacakları ile sekmesine, küçük başına düşen kulaklarına, kara gözlerinin içine bakarak , kuzuyu düşünmeye başlarsan, olmaz. Babam,biberonla beslediği kuzuyu keser, dedi, "kesme "fiili üzerinde hiç düşünmemiştir, sıradan bir şeydir onun için.
-Dursun Hatun ne olmak istiyorsun?
-Öğretmenlerim hep  bir pergel olmamı istedi, bir ayağın sağlam bassın, bir ayağın sabit kalsın dediler. Bir ayak ile pergelin müsaade ettiği kadar ne kadar özgür olabilirsin? Ben pergelsizim dedi, güldü. Yeşil otların içinde parlayan turuncu bir kuş gibiydi. Her şeyi merak ediyordu, her şeye özgürce uçabilirdi.

Babası, okul için uzaklaşmasını istemiyormuş.
- Babamın yanındayım ama ona ne kadar uzak olduğumun farkında değil, dedi.Bu köyde herkes kızını  nasıl seviyorsa o da öyle seviyor, dedi.  Dursun Hatun nasıl sevilir diye hiç düşünmemiştir, düşünmek istememiştir,  dedi.
Baklaların ısırılmış yerlerine baktı.
 - Fasulyesinde, domatesinde çileğinde tosbağa ısırığına tahammülü yoktur, tarlasında  bulduğu her tosbağayı  göle atar babam, dedi. Babam yüzme bilmez, gölden çok korkar. Bu tosbağalarda yüzemez onların da gölden korkmaya hakkı yok mu? Göle attığı  tosbağaları , nasıl boğulduklarını düşünmüş müdür,babam dedi.
 Bahçemdeki onlarca kaplumbağadan biri sesimizden korkuyor, kafasını toprağa gömüyor. Dursun Hatun'dan korkulmaz diye iç geçiriyorum, iyilik ve kötülük üzerine düşünen bir insandan korkulmaz.
Dursun Hatun'un turuncu ışığını hisseden otların üzerinde  böcekler oynaşıyor, uçuyor, konuyor. Dursun Hatun'un turuncu ışığı ile hayat bulmuşlar gibi tüm böceklerin rengi ortaya çıkıyor.
Dursun Hatun giderken bir pergelin sivri ucu gibi turuncu ışığına saplandım, bu cahilliğim ile  onu ne kadar görebildim, bilemiyorum, kocamış baklalar ve Bobi ile baş başa kaldık. Bobi gözlerimim içine bakıyor, kalkarsam kalkacak, koşarsam koşacak. Bobi diyorum, bunu yazmalıyım, unutmamak için yazmalıyım.  Bobi bana bakıyor, her yazdığını büyük bir sadakatle dinlerim der gibi... Böcekleri, kaplumbağaları korkutmadan, otların içinde kayboluyoruz...


7 yorum:

  1. Ayşe hanım, altüst oldum yine. sarsıldım. 'seni hiç görmeden sevdim, seni hiç tanımadan kapında beklemeye başladım dedi.' sizin yazarlığınız saklı bir hazine.
    nükhet

    YanıtlaSil
  2. Aklımdan hemen o otların boyunu kısaltmak(nasıl yapacaksam),Bobi ve Pıt Pıt la kısa çimlerde yuvarlanmak geldi, baklaları koklamak, gölü seyreylemek...ve Dursun Hatun bir daha gelsin de konuşsak diye geçti... Ayşe Hanımcım keyfini çıkarın oraların, bir de ben de çay için...Sevgiler :)

    YanıtlaSil
  3. Bir daha kutlarım seni Ayşe.Gitgide izleyicilerin için vazgeçilmez oluyorsun. Sakın bırakayım deme. Sakın yazmaktan vazgeçme. Bir de PC ortamına güvenme. Yazdıklarını yazıcıdan çıkarıp saklamayı ihmal etme olur mu? Ben kapatılan siteler yüzünden bir çok yazımı kaybettim. Bozulan PC yüzünden de çok sayıda fotoğrafım gitti.

    YanıtlaSil
  4. Ah bu Dursun Hatun harcanmasın, ne olur okusun yazsın çizsin ne olur. Ayşecim imkanları varsa onu blogla tanıştır, yazdıkça yalnızlığını atacaktır.

    YanıtlaSil
  5. Dursun Hatun farklı koşullarda yaşasa büyüse eğitilseydi, çok daha fazla imkanlarla donatılsaydı nasıl olurdu, çok merak ettim.

    YanıtlaSil
  6. "hayalim köpeğimin sandığı kadar iyi bir insan olmak" diye bir cümle okumuştum, aklıma geldi...
    çok güzel bir yazı gene..

    YanıtlaSil
  7. İnsan zayiatında da gayet öndeyiz elbette. Her türlü ziyan itina ile gerçekleştirilir şu orta doğu denen karanlık coğrafyada.

    YanıtlaSil