12 Nisan 2017 Çarşamba

İlk kez Akdeniz

Alanya'daki sunumuna "beraber gitsek nasıl olur" demişti, " olmaz" demiştim.  Hemen aklıma masraf geldiği için. Geçen hafta,  sunumundan bir gün önce  , bu ilk sunumum, sizde yanımda olun çok isterdim dediğinde , ilk kez masrafı düşünemedim. İlk kez gözlerimi kısıp km çarpı benzin, gün çarpı otel parası yapmadan  rica eden bakışlarına "olur" dedim. Cimri değilim, pinti değilim sadece para kazanmayan biri olarak para kazanan eşim ay sonuna huzurla erişebilsin diye çoğu şeye hayır demek zorunda kalan biriyim. Sadece bir gün kalacağımız Alanya için hemen hazırlıklara başladım, marketten bir teker kaşar ile bir kavanoz fındık ezmesi aldım, fırından da dört Çorum taş fırın ekmeği...Acıktıkça ekmek arası kaşar, tatlı niyetine ekmek arası fındık ezmesi, bütün yol boyunca molalarda yemek üzere ( kilometre hesaplamıyorum) . Termosa da  çay doldurdum. Yunus bir gün okula gidemeyecek diye bir çanta dolusu  ev ödevlerini de aldık. Gün ağarmadan yola çıktık, Konya üzerinden Alanya'ya...
Pür dikkat yola odaklanmış Yunus nerelerden geçtiğimizi not alıyor, ilginç lokanta, manav gibi yerlerin adlarını yazıyor ( Kaderim manav, gel de gör et lokantası, hayırseverler cami, Güçlü köy..)

Arkaya dönüp oğlum bugün hangi dersleri kaçırdın diye soruyorum. İki ders matematik, iki ders coğrafya, bir ders din bilgisi, bir ders speeking, bir ders rehberlik, bir ders Türkçe kaçırdım anne. Hadi oğlum oturduğun yerden kaçırdığın yerlere çalış. Hayır anne diye direniyor, bir çanta dolusu kitap defteri boşuna mı aldık. Yolculukta araba içinde bol bol konuştuk, gördüğümüz yerler hakkında, kendimiz hakkında...Yunus'un konuştuklarını dinledikçe kaçırdığı derslere üzülmedim, sevindim; İlk kez görüyorum  Konya'yı git git bitmiyor, yer yüzü ölçümü en büyük ilimizden geçiyoruz, Cihanbeyli'de plato var, demek plato böyle bir şeymiş,  Seydişehir termik santralinden geçiyoruz,  ilk kez görüyorum paralel Toros sıradağlarını, karları erimemiş, maki ve keçileri var, Akdeniz'e çok yaklaştık çok heyecanlıyım nasıl bir şey göreceğim hayatımda hiç Akdeniz görmedim diye arabanın arkasında saatlerce konuştu.
Yunus diyorum farkında mısın coğrafya dersi çalışıyorsun...Çok seviniyor...Anne şimdi sıra matematikte diyerek kilometre ile benzin hesabı yapıyor ( için için öldürdüğüm masraf canavarını canlandırıyor) Çorum'da  doldurduğumuz benzin Akseki'de azaldı, riske girmemek için depoyu tekrar doldurduk, bir depo iki yüz liraya doluyorsa gidiş geliş 200 çarpı 2 ile  benzine ortalama dört yüz lira vermemiz gerekecek. Çorum Alanya arası 684 km , onu 700 yuvarlayalım babam iki günde 1400 km yol yapacak...Otele bir gece için 150 lira vereceğiz, iki gün kalsaydık 300 üç gün kalsaydık 450 yani gün sayısı artıkça daha çok para vereceğiz, benzin fiyatı biz Alanya' da iken artmazsa dört yüz lira sabit kalacak ama daha kısa yol için araştırma yapabiliriz, daha kısa yol daha az benzin demek... Dayanamayıp matematik dersini bitirdim,sus oğlum "benzin" lafı duymak istemiyorum...
Yunus ilk kez gördüğü Akdeniz'e bakıyor.
Bu sahne hemen bana,   Antuan'ı hatırlattı, François Truffaut'in bu efsane filminde Antuan hayatında
ilk kez denizi görüyordu, okuldan kaçmıştı...
Yunus Akdeniz'i o kadar çok sevdi ki iki saat boyunca buz gibi havada buz gibi denizde yüzdü, çıkaramadık...( Kleopatra plajı)

Sunumun yapıldığı beş yıldızlı devasa havuzu ve su kaydırağı olan her şey dahil otelde kalmak istemedi Yunus, otel denize uzaktı , denize sıfır öğretmen evini arabadan beri görmüş beğenmişti. Bu devasa otel onu ürkütmüştü . Oğlum bu fiyata bu otelde bi daha kalamayız, burada her şey dahil,( her şey dahil ne demek bilmiyorduk, gereği gibi anlatamadım)  öğretmen evinde yemek yok, kaşar ve fındık ezmesine devam mı etmek istiyorsuna "evet" dedi, Akdeniz'i o kadar çok sevmişti. Babasının sunumu dinledik, alkışladık, apar topar otelden ayrıldık ( ben ayrılmak istemiyordum ama otelden öyle korkmuştu ki canavarın ağzından son anda kurtulan kurban gibi dışarı çıktığında derin bir ohhh çekti). İki saat sonra güneş kaybolacaktı,
hava kararana kadar denizdeydi sonra Alanya'yı yürüyerek gezmeye başladık, müzeler kapanmıştı sabah erkenden müzeleri ziyaret edip evimize öyle gitmeye karar verdik, kaldırımlarda portakal ağaçları, manolyalar, palmiyeler, yabancı levhalar, başka dil konuşan insanlar...birinin konuşmasına kulak misafiri olduk, ne diyor diye Yunus' a sordum " yarın hava berbat olacak "dedi . Böylece İngilizce dersi de yapmış olduk... Çok yürüdük, tam geri dönelim derken halk pazarını gördüm, salatalık , kabak, patlıcan bir lira iki lira...( Çorum'da üç katı fiyatlı iken) Altın bulmuş gibi hepsinden ikişer üçer kilo aldım, otele gelene kadar kollarımız uzadı ama Kleopatra plajına bakarak kaşar ekmek yanında salatalık yemek yemenin tadına doyum olmayacaktı...Odamız çok eskiydi, koltuk kumaşının rengi tozdan değişmişti, muhteşem manzarayı badana gibi kapamış kirli penceresi vardı, bilerek gelmiştik, bir gece için sorun etmedik.  Dolap içinde üç adet nevresimli battaniyeyi üzerimize örtmek istemedik, nevresimler yırtıktı, içindeki koyu renk battaniye dışarı taşmıştı, görevliden yenilerini isteyemedim belki uyanır morali bozulur , yarın yine uzun yola çıkacağız diye...Yunus ile ben üstümüze montlarımızı aldık, uyuduğu için  babanın üzerine habersizce battaniyeyi örtük.  Yunus ile Akdeniz'in sesini dinledik ,   Akdeniz'in tadını, tuzunu, rengini konuşarak uykuya daldık.  Sabah erkenden uyandık, dün kulak misafiri olduğumuz kişinin sözünü doğru tercüme etmiş Yunus, hava korkunçtu, şimşekli bardaktan boşalırcasına yağmura uyandık. Yunus'un ısrarı olmasa müzeye gitmeden yola koyulmak en doğrusuydu ama çok ısrarcıydı yine kıramadık.


Alanya müzesinin önünde bastıran yağmur ile sırılsıklam olduk, gişede çok oyalandık çünkü müze için ayrılan paraları dün pazarda harcamıştık, kart kabul etmediklerinden cepleri çantaları döktük, on lirayı denkleştirdik. Müze çok küçüktü , "sevgi hep vardı" alt yazılı kadın ile erkeğin yan yana tek yüz olduğu  bu eseri gördüğümde içimde yağmurun eritemediği şeyler eriyiverdi, gözlerim doldu. Hemen Yunus ile babasını çağırdım, "sevgi hep vardı" nın yanına dizildik , selfi çekindik.  Sanki sadece kendine hediye edilmiş bir şey gibi müzede gördüğü her şeye sevindi Yunus ,  gereken özeni gösterdi, okudu, fotoğrafını çekti . Müzenin yanında ki Damlataş mağarasına da  gitmek istedi ama yanımızda para yoktu, banka aramamız gerekecekti, çok yağmur yağıyordu, bagajdaki okul çantasına bakmak istedi kantinden artan parasını hatırladı, gerçekten de bir kaç lirası vardı ,bagajı açana kadar ayakkabılarımızın içine kadar su dolmuştu, siz gidin, bu para ile ikiniz girebilirsiniz dedim ben arabada beklerim. Beni bırakmak istemedi , çok gerildim, sesimi yükselterek " çabuk git ve gez on beş dakika sonra burada ol, park etme parası vermek istemiyorum" . Gözüm park için fiş kesen adam ararken,  keşke on beş dakika diye çocuğu sıkıştırmasaydım, keşke bağırmasaydım, keşke iki kilo daha az kabak alsaydım, şimdi onlarla birlikte olurdum diye arabanın içinde keşkelendim. Mağara için  kapıda ki görevli , açılışa 15 dakika var demiş, on dakika bekledikten sonra" beş dakika erken açamaz mısınız, hemen   Çorum'a gitmemiz gerek" demiş Yunus, demezdi kesinlikle demezdi, kurallara ölesiye bağlıdır, benim için ricada bulunmuştur, annem daha fazla beklemesin , kızmasın diye..  Görevli kişi doğal olarak  "olmaz" demiş, kalbi kırılmış, olmaz denilecek ne istemişti ki...On dakika içinde geri döndüklerinde Yunus'un yüzü asıktı, nedenini öğrendiğimde görevlinin haklı olduğunu söyledim, beş dakika devlet dairelerinde çok önemlidir, fedakarlığı hep sen yapacaksın karşındakinden beklemeyeceksin, darılmayacaksın, darılan hep kaybeder filan gibi büyük laflar ile gönlünü aldım ve Ballıca mağarasını göremeden geri dönüş için yola çıktık. Yoldan Alanya muzu aldık, yeşil yeşil, eve varıncaya kadar sararır dediler.
Bu arada Ufuk sabah uyandığından beri boynunu kaşıyordu, kaşıdığı yere baktım sanki bir şey ısırmıştı,  ama söylemedim, huylanmasındı, ortalama 700 km vardı gidilecek...Babası muz almak için arabadan inince Yunus ile konuşmaya başladık, Yunus sen kaşınıyor musun? Hayır. Ben de kaşınmıyorum,  babanı bir şey ısırmış ne olabilir, tahta kurusu, pire...Yunus birden ciddileşti," anne sakın şikayet etme oteli, şikayet edersen bizi suçlarlar,  belki o her şey dahil otelde de tahta kurusu pire vardı, belki bütün otellerde vardır, belki otellere giden  herkes pireleniyordur ama söylemiyorlardır", gülmeye başladım, kapı açıldı, neden gülüyorsunuz diye soran  babaya "hiç" dedik.
Dönüşte Mevlana'yı ziyaret etmek içinde ısrarcıydı, hava güzel olursa şartı ile kabul ettim.
Konya'ya doğru ilerlerken ben telefondan böcek ısırığı görsellerine bakıyor, Yunus  okul sıkıntılarından konuşuyordu, arkadaşlık nasıl bir şey, paylaşmak, sevmek nasıl bir şey gibi konulardı.
Sınıf arkadaşlarından birinden çok çekiyormuş, yüzme şampiyonuymuş bu çocuk, her ay bir madalya alıyormuş, her  ay onu alkışlamak için tören yapılıyormuş. Bütün sınıf şikayetçiymiş bu çocuktan , herkesi tartaklıyor, herkese çirkin laflar söylüyormuş örneğin okuldan bir gün izin aldığını öğrendiğinde şöyle demiş, senin...suratını görmeyeceğim için mutlu oldum keşke hiç gelmesen gibi üzücü laflar söylemiş, kalem batırıp, tekme atıp, her türlü canını yakmaya çalışıyormuş ama bu çocuk herkese bunu yapıyormuş diğer çocuklar onun gibi sözlü ve fiziksel tepkiler verdiği için pek yanaşamıyormuş en çok Yunus ile uğraşıyormuş çünkü Yunus sadece şikayet ediyormuş, öğretmen de şikayetten bunaldığı için şikayet edene kızıyormuş. Ne yapacağım iki yıl oldu hep aynı, her fırsatta beni dövüyor, hakaret ediyor, bıktım artık, her madalya aldığında kaçmak istiyorum, onu alkışlamak çok gücüme gidiyor diye konuşurken ben görsellerden en çok pire ısırığına odaklanmıştım.  
Konya çabuk geldi, hava güzel, yollar açıktı.
Mevlana türbesi çok kalabalıktı, giriş ücretsizdi, kalabalığı görünce yine gözlerim doldu. Mevlana içindi bu çeşit çeşit kalabalık, çocuk, genç, yaşlı, nişanlığı ve gelinliği ile el ele çiftler...Asırlar öncesinden gelen sözleri ile etkiliyordu bir çocuğu. Mevlana burada mı yatıyor diye soruyor, bu kalabalığı görebiliyor mu, neden bu kadar ünlü ? Okumasını istedim, Lise yıllarından çok ucuza aldığım beyaz sayfalı  meb yayınlarından Mesnevi serisini hatırladım.


 Türbenin etrafını şekerciler sarmıştı, Yunus öyle sevinçliydi ki hangi şekeri seçeceğine karar veremedi, hepsini kucaklamak ister gibiydi.
Yedi öğüdün yazıldığı bir levha ile on paket şeker aldı. Arabaya bindiğinde öğütleri teker teker okudu, şeker dolu ağzı ile. Öğütleri okurken hep şu kavgacı arkadaşını hatırladı, bu öğütleri ona vereceğim belki aklı başına gelir dedi. Konya yolu öyle düz ve uzundu ki artık dayanamadı gözlerini kapadı, kucağında Mevlana'nın öğütleri...Uyandığında Çorum'a az kalmıştı," öğütler ben de kalsın" dedi henüz yarım kapalı gözleri ile," ona şekerleri vereceğim"...








10 yorum:

  1. Çok güzel yazmışsın yine.
    Tam bir ders vermiş olacak şekerleri verdiğinde.

    YanıtlaSil
  2. Yunusun denize bakışında kendimi gördüm öyle iyi anladım ki onu ..deniz nasıl bir sevdaysa başkası yaşarken bile onu sevdirir kendini.
    Okuduğum en güzel seyahat yazılardan biriydi,canına sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Konya'dan bahsedince ister istemez algıda seçicilik oldu bende. Dümdüz bir ovadır Konyamız il sınırı bitmek bilmek il komşularına bile gidecek olsan zor çıkarsın Konya'yı en uzak ilçemiz merkeze 2 saatlik uzaklıkta düşünün artık. Keşke Mevlana'yı ziyaret etmişken esas onun hocası olan Şems'i de ziyaret etseydiniz. Ya da bir dahaki sefere ;)
    Yunus umarım üşütmemiştir o buz gibi denizde.

    YanıtlaSil
  4. Başka bir zaman yüz katını vermeye razı olsanız satın alamayacağınız şeyleri almışsınız.

    Yunus için okuldan çok daha öğretici ve eğitici bir gezi olmuş. Ne güzel etrafına ilgili olması, tanımadan çok seviyorum oğluşunu. Tabi seni de :)

    Oğluşlarla dışarı çıktığımızda evin içindeyken öğrendiklerinin en az on katını öğrendiklerini hissediyorum :)

    İyi ki gitmişsiniz. İyi ki :)

    YanıtlaSil
  5. Ne güzel bir yolculuk, ne güzel bir yazı, iyi ki gitmişsiniz...

    YanıtlaSil
  6. İyi ki gitmişsiniz Ayşe, Yunus ne çok şey öğrendi ne güzel hatıralar biriktirdi. Yol boyunca ne güzel sohbetler edildi belki de. Bunlarınkiyle kıymeti okula gittiği bir günden kat be kat fazla. Maddi konuda yazdıkların hiç yabancı değil, doğduğumdan 23 yaşında çalışmaya başlayana kadar bizim evde de böyle idi maddi durumumuz, tamamen yoksun değiliz ama hep bir yetiştirme, harcarken etraflıca düşünme şeklinde. Şimdi biraz daha rahatız ama o eski alışkanlıklar hiç bozulmuyor, hala ihtiyaçlarımı düşünmeden sorgulamadan almam gereksiz masraftan hep kaçınırım.

    Fakat tatil önemli. Geçen yaz yapamamıştınız bu yaz yapmanız kısmet olur umarım. Tatiller illa ki çok pahalı olacak diye birşey Yok. Ben mutfağı olan pansiyonlarda çok kaldım, hala da hiç aramam 5yıldız hatta mutfağı olsun diye istiyorum eşimden. Bir de haftalık günlük kiralanan evler var. Bunlar çok popüler yerlerde pahalı yine ama adı fazla duyulmamış sahil kasabalarında çok uygun fiyatlılar olabiliyor.

    YanıtlaSil
  7. Çok dua ettim size dün akşam, siz hep gezin ve hep yazın emi :)
    Yunus u o güzel gözlerinden öpüyorum, Kısmet olurda Ankara ya gelirseniz,Naz ile Yunus un birkaç müzeye birlikte gidebilmelerini ayarlayalım olmaz mı? Kızım da çok seviyor müze gezmeyi. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  8. İyi ki hep beraber gitmişsiniz Ayşe. Ne güzel bir anı olmuş.
    Yunus' u güzel kalbinden öperim. ..

    YanıtlaSil
  9. çay içmeye beklerim bir daha geçersen

    YanıtlaSil
  10. Çok güzel anlatmışsın, nasıl heyecanla okudum. Ufuk okuyor mu bu yazıları? Benim eşim hiç okumaz, okuyorsa da bir şey söylemez, ben de pek sinirlenirim. Merak ettim.

    Isırık ne oldu peki??

    YanıtlaSil