3 Mart 2017 Cuma

Kediyi ararken...

Dün sosis attığım kedilerden birine araba çarptı ( hiç bir şey olmadı kediye,  şu an çok sağlıklı).
Sokağımız küçük, çok araba geçmeyen ara bir sokak iken yine de çok korkuyordum, kaldırıma attığım sosisler için koşarak gelen kediler için.  Beni pencerede gören kediler yine koşarak gelip kaldırıma sıra oldular,( günün her saati beni gözetliyorlar, sabah, akşam) Hepsi için sosis atmış iken içlerinden bir kedi , (siyah, beyaz renkli, dalmaçyalı gibi olan,sosisini alıp herkesten uzakta bir yerde yere götürüp orda yemeyi tercih eden) ağzında ki sosis ile sokağa fırladı, o sırada süratle gelen bir araba çarptı. Kedi havaya kalktı, kaldırıma fırladı, araba süratle geçti gitti. Pencereden beri tırnaklarımı yüzüme geçirmiş, çığlık atmışım, sokaktan geçen kadın kafasını bana doğru kaldırarak " üzülmeyin kediye bi şey olmadı, kaçtı gitti " dediğinde tırnaklarımı yüzümden ayırdım.( tırnaklarımı yememek için hep derin keserim, ama iki yanağımda ki tırnak izleri hala geçmedi)
Kediyi aramak için aşağıya indim, belki iç kanama geçiriyordu, kaybolmuş olsun,gözüme görünmesin diye de" gizli iç geçiriyor" olduğumun farkına vardım Bu duygu bana yabancı gelmedi. Arka bahçeye, araba altlarına bakmaya başladım.
Hayatımda ilk kez bir gece hastanede kalmak zorunda olduğum gün refakatçimi uyandırmamak için açık oda kapısını kendim kapatmak istedim, dışarıdan gelen yemek kokusu midemi bulandırıyordu, kapıya ulaşamadan serumlarla bayılmıştım. Bayılmayı göze alıp ağırlık vermeyi göze alamadığım için( kim olursa olsun)  Çocukluğumdan beri duyduğum Allah düşürmesin, Allah muhtaç etmesin'i iliklerime kadar hissederim, her an. Eskiden bizim köylerde yatağa bağlı kalmış yaşlılar çoktu, her evlat evinde bakardı annesine, babasına....Çocukluğumda  Karadeniz'de kanserli hastası olan evde çoğunluktaydı, hastanelerin artık evinize götürün dedikleri hastaları da çok gördüm. Hepsinin yerine kendimi koyduğumu hatırlıyorum,en çok acı verenin hastalık değil başkalarının yardımına muhtaç kalmak olduğunu hissederdim. Evimi temizlemeye adına "kadın" koyulmuş kişi hiç gelmedi, apartman görevlisi kapımdan  çöpümü alamadı( onların görevi para kazanıyorlar biliyorum ama ), evimi kendim temizleyebiliyor, çöpümü atabiliyorum. Bekleyin paçanızı alayım diyen görevliyi hiç beklemedim, ( kısa gelirse karışmayız diye bozulsalar da) hep kendim iğneledim. Kutuların altında kalmış o tek şeyi almak için market görevlisini hiç çağırmadım,( abla niye çağırmadın diye kızsa da) kendim almaya çalıştım. Dışarıda yemek yemeyi hiç sevmem,sevmediğim halde mecbur kaldığımda masama tabak taşıyan garsonun elinden tabağı almaya çalışırım, yemek yerken garson baktıkça su gibi terlerim, masanın dağınıklığını toplar, kırıntıları temizler, tabakları çatalları iç içe koyarım( tam bir görgüsüzlük )Susuzluktan yansam kavrulsam da otobüs muavinine bi su verebilir misin diyemedim, demem.  Geçenlerde bir haberde hiç kimseye yük olmak istemiyoruz diyerek el ele intihar eden  yaşlı çifti okurken neden kendime çok yatkın hissettim, Stefan  Zweig 
okumaya neden başladım diye düşüncelere dalmışken kediyi gördüm. Siyah beyaz tüylerinde kan izi yok, beni görünce bahçe duvarı üzerine çıktı,  cebimde peçete içinde hep taşıdığım sosisi çıkardım, atladı, sosisi kaptı. Yine uzaklara götürmek için hızla uzaklaştı....

4 yorum:

  1. Yorucu bir hayat tercihi. Allah kimseye muhtaç etmesin. Amenna. Ama eninde sonunda oluyoruz. Bezdirecek kadar etmesin belki de..

    YanıtlaSil
  2. Ayşecim ben kendimi çekingen, mütevazi falan sanardım senin yanına yaklaşamazmışım meğer :) Bana senede iki defa kadın(!) geliyo da ben evde yokken, parasını utancımdan veremiyorum, kv ye bırakıyorum o veriyo, bir de hayatta şurayı yap burayı sil mümkün değil diyemem, o varken oturamam da o yüzden çözümü böyle buldum. Geliyo ama ben görmüyorum:) Satranç kitabını çok yerde görüyorum okumak istiyorum. Kediciğe bir şey olmamış çok sevindim :)

    YanıtlaSil
  3. ben de benzerim. halbuki belki de el bebek gül bebek, tek çocuk kaderinde büyütüldüm. fakat ruhum böyle.

    otobüste çocukluğumdan bulduğumuz boş koltuğa oturmam. arkadaşıma veririm. marketlerde, cafelerde, mağazalarda görevliden bir şey rica etmem, acemi bir şekilde kendim halletmeye çalışırım. yolda biri bana çarpsa ben pardon derim. kimseden hizmet görmeyi sevmem. daha ilerisi mesela sosyal medyada fazla like alırsam bi terleme gelir.

    bendekiler etikten çok kişilik bozukluğu mu acaba :D
    senin ruhun çok farklı gerçi. gerçekten naif.

    YanıtlaSil
  4. Geçenlerde oğlumla şu vale konusunu konuşmuştuk.Üstüne denk geldi.Anne çok kötü hissediyorum birisi bana arabanın kapısını açınca dedi bende aynen demiştim.Kadın banada gelmez dediğin gibi çöpümüde genelde ben atarım sadece geri dönüşümleri koyarım apartman görevlisi onları satıyor bildiğim kadarıyla.Sitede bir toplama merkezi var bilerek oraya götürmüyorum kapımdan alsın diye.Apartmanın bodrumunda biriktiriyor çünkü.Ama restorana giderim garsonların işini yapmasına izin veririm.Bunu istihdam anlamında değerlendiririm.Ben gideceğim o mesleğini yapacak çocuklarına ekmek götürecek diye.Ama masayı bende toplarım:)

    YanıtlaSil