23 Mart 2017 Perşembe

Annem ile izlediğim filmler Satıcı



Annemin hasta olduğu aylarda , birbirimize çok ihtiyaç hissettiğimiz, birbirimizi anlamaya çalıştığımız,  o günlerde her gün yaptığımız bir şey vardı. Dünyaca ünlü sanat filmleri izliyorduk. Sessiz, için için ,hastalık ile hayatı, yaşantımızı sorgulamaya başlamıştık ama  sanat filmi izlemek bizden beklenilen bir şey değildi. İlaç günlerini dört gözle bekliyorduk, kan değerleri iyi çıksın ilaç alabilelim diye umutlanıyor iken bazen ( çoğunlukla) değerler iyi çıkmıyor  ilaç alamadan eve geri dönüyorduk. Annem üzülmemeliydi, kan değerleri açısından önemliydi. Sabahları yemek programlarına bakardık, hoşumuza gidenleri hemen yapardık. Yaptığımız yemekleri yedikten sonra bir film eşliğinde çaylarımızı içerdik. Filmler kardeşimindi annem ile izlemek için ödünç almıştım.Annem ilaçların etkisi ile filmi tamamlayamazdı. İzleyemediği yerleri sorduğunda anlatırdım. Beni dinlerken annemin gözleri açılırdı. Bu çok hoşuma giderdi, kendim ile gurur duyardım. Beni öyle dinlerdi ki sanki filmi ben çekmiştim.
Annem ile izlediğim o  filmleri bloğuma da anlatmak istedim. Anneme anlatır gibi....Filmlerin hiç biri kendi tercihim değildi, hepsi kardeşimin arşiviydi. Yönetmenleri  başta Tarkovsky, Bergman, Truffaut, Majidi'nin nerdeyse tüm filmleri olmak üzere ,Kübrick, Kurosawa    Welles, Fellini, Hitchcock,   diye uzayan bir arşiv. Benim gibi cahil bir ev hanımının gözünden bu ünlü sanat filmleri nasıl anlatılırmış merak eder, okumak isterseniz diye yazmak istedim. Bir ev hanımı gözünden sanat filmi yorumları...Ama önce henüz dün izlediğim bir film ile giriş yapmak istiyorum, ön hazırlık, hop diye büyük ustalara geçmeden...
Yine baştan uyarayım, cahil bir ev hanımı yorumu ile Satıcı filmi...
Satıcı adlı filmi izlerken yönetmenine bile bakmamışım, filmi izlerken sanki daha önce izlemiştim hissine kapıldım. Sonra anladım ki aynı yönetmenin daha önce üç filmini daha izlemişim( bütün filmlerini izlemişim) Bir Ayrılık , Elly Hakkında ve  Çarşamba Ateşi...İzlediğim dört filmi ile Asghar Farhadi'nin konuları, görüntüleri birbirine benziyordu, vicdan, suç, ceza, intikam, adalet gibi büyük şeyler, küçük mekanlarda küçük detaylar ile seyirciyi  içine çekerek , tastamam bir gerçeklik ile...
Bir masal dinler gibi uzak kalınamıyor. Çay içilmiyor. Gerçeklik rahatınızı bozuyor, elinizden yakanızdan tutup İran'a, atılıveriyorsunuz.  İran'ın bir apartmanında odadan odaya dolaşıp bir şey ararken  buluyorsunuz kendinizi...Ortam farklı olsa da aranılan şey tanıdık.
Bu bir ön hazırlık olduğu için filmin can damarı olan bir detayı atlarak anlatmak zorundayım. Arthur Miller'in Satıcı'nın Ölümü adlı kitabı ( piyes) okunmadan Satıcı filmi yorumlanmamalı.
Forushande, The Salesman, Satıcı adları ile gösterilen film, İranlı Asghar Farhandi adlı yönetmenin bol ödüllü bir filmi.( Cannes en iyi senaryo, en iyi erkek oyuncu, en iyi yabancı film oskarı)

Dört filmi ile Farhandi İranlı bir yönetmen,  sansür, baskı, cezalandırma ağırlığında kanatlanıp uçabilen senaryo yazabilmiş diğer İranlı yönetmenler gibiydi. ( Geçen yıl ölen Kiarostami, Majidi, Ghobadi izlediğim diğer İranlı yönetmenler) . Kendi şartlarına göre anlatma çabası ile  sembollere çok sık sığınıyorlardı, ilk izlediğim İran filmi olan "Baran"'da, Majidi, kahramanın kız olduğunu taşlı bir tokanın üzerine düşen güneş ışıkları ile haber veriyordu. Her zorluğa rağmen, basit, yalın, doğallıkla, aydınlık , umut verici, görkemli bir sanatın olabileceğini İran sineması tek başına kanıtlayabiliyor.

Satıcı filminin konusu cahilliğimin karanlık odasına şöyle yansıdı ;  farklılaşma, değişim, dönüşüm...Şartların değiştiği bir ortamda nereye kadar kendimiz olabiliyor, sapasağlam durabiliyor, değerlerimize, inandıklarımıza, sevdiklerimize bağlı kalabiliyoruz...
Filmin ilk sahnesinde bir dozer toprağı kazıyordu, yakınındaki apartman sarsıntıya dayanamıyor duvarları pencereleri çatlıyor,  apartman sakinlerini korkutarak dışarı kaçmalarına neden oluyordu...
İlk önce Emad'ı tanıyoruz. Büyük bir sarsıntı ile herkesin  kendini dışarı attığı sahnede Emad sakat bir çocuğu düşünecek , sırtına alacak kadar merhametli, bir tiyatro oyununda  karısı ile başrol oynayacak kadar kültürlü, öğrencilerinin her türlü saçma sorularına karşı hoşgörülü bir öğretmen. Öyle bir öğretmen ki soru sormaktan korkmuyor öğrencileri çünkü sordukça gerçeklerin ortaya çıkacağını inanan biri. Sınıfında öğrencileri ile" İnek" filmini tartışırken ( bu arada İran'ın ilk dalga yönetmenlerinden ünlü Dariush Mehjuin " Gaav" ( inek) filmini de annem ile izlemiştik hatta annem uyuya kalmamış ineğin ölümüne ağlamıştı) bir öğrenci şöyle soru soruyordu öğretmenim bir insan ineğe nasıl dönüşebilir , saçma değil mi ?  Emad ise bir insanın şartlar gerektirirse ineğe dönüşebileceğine imkan veriyordu. Emad değişimi biliyordu, oynadığı tiyatro oyunundan izlediği filmlerden ( evinde Nuri Bilge Ceylan'ın uzak dvdsi ve Bergman'ın Skammen afişi asılı olması farklılaşmanın işaretiydi).
Okul çıkışında dolmuşta Emad, yanında oturan bir kadın tarafından  kibar bir şekilde uyarılır," beyefendi ayaklarınızı toplayın!" Emad saygı ile ayaklarını kapar ama kadın ikna olmaz şoförden rica eder yerini değiştirir, o sırada aynı dolmuşta olan öğrencisi çok utanır, öğretmeni öyle bir insan değildir, kadın aşırıya kaçmıştı, öğretmeni adına çok üzülmüştür. Bu duygularını  ertesi gün okul çıkışında öğretmenine  açtığında ise Emad şöyle der, kadının hareketinden hiç alınmadım, kim bilir kaç kez dolmuşta tacize uğradı ve herkesi öyle sanmaya başladı. Demek ki  Emad olgunlaşmış bir empati ile dopdoludur. İran'daki sansürü, okulda okuması engellenen ve çöpe atılan bir kitapta  parça parça kesilen tiyatro oyununda  görüyoruz, Emad elinden geldiği kadar sansür ile mücadele ediyor.
Değişim ilk olarak ev ile başlıyor, Emad ile Rana sarsıntıdan etkilenen evlerinden taşınmak zorunda kalmışlardı. Tiyatrodan bir arkadaşlarının evine kiracı olmuşlardı.Evin eski kiracıları ile mecburen bir bağları oluştu, evin bir odasının kapısı kilitliydi. Kilitli odada eski kiracının eşyaları vardı.
Komşulardan eski kiracının kötü kadın olduğunu öğrendiklerinde Rana için çok geçti.
 Emad'ı sarsan, duvarını penceresini kıran kendi olmaktan çıkaran o şeye gelmeden önce ev hanımlığımı hatırlayarak  Asmalı Konak dizisinden bir alıntı yapmak istiyorum. Bahar, kocası Seğmen'inin özelliklerini aşktan gözü dönmüş bir şekilde arkadaşına anlatırken, arkadaşı şöyle diyordu; Baharcığım eşine karşı   uysal bir kedi gibisin hep okşanılası yönlerini gösteriyorsun, tırnaklarını gösterdiğinde neye dönüşecek henüz bilmiyoruz", dediğinde   çok etkilenmiştim, bugüne kadar unutmamış, saklamıştım işte kullanma sırası geldi. Emad'ın karısı Rana   kendi isteği dışında tırnaklarını kocasına geçirmek zorunda kaldı. Oysa film boyunca hiç değişmeyen aynı kalabilen tek kişiydi Rana...İyi bir eş, fedakar, samimi , uyumlu, aşık...Birdenbire, zor kullanarak,Rana'nın toprağına bir buldozer girmişti, Rana sarsılmış, incitilmişti ama değişmemişti, değişen kocası Emad olmuştu. İşte bütün bir film boyunca karısının başına gelen bir olayın acısıyla yavaş yavaş değişen bir kocayı, Emad'ı izliyoruz.

Bu acı ile Emad farklı bir öğretmene dönüşmeye başladı, uygunsuz bir anının  çekildiğinden şüphelenmiş, şüphelendiği   öğrencisinin elinden zorla telefonunu almış, "öğretmenim lütfen bakmayın" diye yalvarmalara rağmen Emad bütün sınıf önünde tek tek videolara bakıp, gördüklerini  babasına haber vermek ile tehdit etmişti. Böylelikle Emad'ın şartlar gerçekleşirse despot biri olabileceğini görüyoruz. Emad'ın bu hareketi ile İran hükümetinin baskıcı sansürcü cezalandırıcı rejimi olağanlaşıyor.
Öğrencilerini her koşulda  soru sormaya teşvik eden Emad, gerçeği öğrenmekten korkmaya başlamış, eşine soru soramıyordu. Karısının sırtındaki gerçeğin ağırlığını hissediyordu ama davranışları ile bunu gösteremiyor, tepkileri umursamaz bir hale bürünmüştü...Empati kuramamaya başlamıştı.
Filmin bir çok yerinde
adaletin, yaşamdaki yerini sorgulamamızı istiyor yönetmen. Adalet ihtiyacı birdenbire açığa çıkıvermişti, polise güvenemeyen Rana ,  adalet ihtiyacını eşi ile gidermek istiyordu. Rana başına gelenlerden dolayı eşinden merhamet istiyordu ( İran sinemasında bu merhameti göstermek için yine sembollerden kelimelerden yararlanılmalıydı, erkek ile kadının sarılması yasaktı). Kadın toplum içinde özel değil. Başına gelen olayın gizlenmesi gerektiğine komşulardan, arkadaşlara kadar tüm kesim hem fikir aksi taktirde kendisi zarar görecektir.   İran'da tiyatroda baş rol oynayacak kadar elit bir kadın olmasına rağmen kendine biçilecek şeylerden çekinmektedir Rana.Emad'ın adalet ihtiyacı ise  karısına zarar veren suçluyu bulmak ile sonlanacaktı, tek başına adaleti ,suçluyu aradı. Filmin sonunda suçlu bulunmuştu ama bir seyirci olarak suçluyu kabul edemezdik, suçlu öyle tanıdık ki onu gördüğümüzde akla ilk masumiyet geliyordu. ( Mükemmel , mükemmel bir seçimdi Naser ile Sajjadihosseini )



Suçlu, mağdur ve Emad'ı ,üçünü bir arada gördüğümüz bir  sahnede Emad'ın yerini Rana ile sorguluyoruz. Rana mağdur olarak suçluyu af etmiş iken Emad suçluyu cezalandırma şekilleri arıyordu.  Rana kocasını tanıyamadığını fark etmiş ve "neden intikam alıyorsun "diye sormuştu...
Sadece doğu kültüründe mi ( yurt dışını hiç görmemiş biri olarak)  mağdurdan daha mağdur olmak vardı?  Karısının en zayıf anında  ihtiyaç hissettiği merhameti gösteremeyip, onun için intikam almakta gözü karartmak Emad'ın özelliklerinden değildi ama oldu. Bir sahnede bayılan suçluya avuçları içinden su içirerek hayata döndürmeye çalışan Rana için artık suç ve suçlu yoktur sadece kendi acısı vardır ve bunu tek başına yaşamak zorundadır.
Suç, suçlu, mağdur, insan, adalet, vicdan , her şeyin değişken olabileceğini küçük gerçekler ile göstermişti yönetmen. Temeline kadar sarsılabilirsin, değişmeden durabilecek misin?
Çok sığ bir anlatım oldu, ama bu ilk böyle olsun. Şöyle bir baktığımda izlediğim sanat filmleriyle karşılaştıramamış, benzerlikler ile  geçişler yapamamışım, sinema terimleri kullanmamışım, felsefe, varoluşçuluk hümanizm, kitap alıntılarından da eksik. Sahiden  anneme anlatır gibi olmuş, bi de son olarak anneme, "anne gördün mü ben tek değilmişim, Rana'da yeni kiraladığı evi badana yaptırtmadı, eski kiracının kirli duvarlarına yerleştiriverdi eşyalarını." derdim.













12 yorum:

  1. Bence çok güzel anlatmışsın. Çok seveim.Ben olsam harika ve düşündürücü bir filmdi demekten öteye geçemezdim. Ki her film festivali zamanı zorlaya üç cümle yazabiliyorum. Zaten bir çok yerlerind2ki üstü kapalı anlatımlarını çözemiyorum sadece ruhuma dokunup dokunmadıklarını söyleyebiliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sabahtan beri yorum bekliyordum, senin sayende ikinciyi yazma cesareti geldi...Çorum da eksikliğini hissettiğim yerine ikame edemediğim şeylerden başka sinema, Reks, cadde bostan okuma atölyesi off saymayacağım çok üzülüyorum...ses verdiğin için, okuduğun için çok teşekkür ederim

      Sil
    2. Ben on üç yıllık bir özlemden sonra kavuştum onlara darısı başına diyeyim o zaman.

      Diğer filmleri de yazmanı çok isterim.:)

      Sil
  2. ayşe hanım, günlerdir bloğunuzu okuyorum.ne yorum yazsam diye düşünüyorum.
    ankara eryamanda oturuyorum, keşke yunus'u da alıp gelseniz. çorumu görme arzusu uyandırdınız bende.
    yüreğiniz gibi güzel bir kaleminiz var.filmi izlememiştim ilk fırsatta izleyeceğim.
    sevgilerimle.pınar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hafta sonu annemdeyim, Eryaman da, ne güzel olur...

      Sil
  3. Ayşecim çok merak ettim. İzleyeceğim bilgisayar düzelirse. Biz sinema eleştirmeni değiliz ki , böyle anlatımlar çok daha faydalı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ev hanımının sanat filmleri yorumu:)) teşekkürler Elif seni hep arkamda hissediyorum...

      Sil
  4. Ayşe çok güzel anlatmışsın. Lütfen yazmaya devam et. Ben de artık daha çok film izlemek istiyorum. Böylece bana da fikir vermiş olursun :)
    Anneciğinin ellerinden öptüğümü söyle. Bu arada ne zamandır sana mektup yazmak istiyorum. Yazar yazmaz adresini istiycem haberin olsun :

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dört gözle bekliyorum mektubunu:))biraz sonra annemim şehrine gideceğim, ileteceğim...

      Sil
  5. Ayşe hanım dört gözle bekliyorum yazdıklarınızı. yorumlarda tanımadığım bir sürü kız kardeşime rastlayıp mutlu oluyorum.iyi ki varsınız, iyi ki yazıyorsunuz.
    nükhet b.

    YanıtlaSil
  6. Ne güzel oldu. Sizin kaliteli uslubunuzdan film okumak bana iyi gelecek. Tesekkurler

    YanıtlaSil
  7. Üç yıldır 1970 öncesi filmleri izliyorum. Bir seromoni şeklinde izliyorum filmleri. Çocukluğumun sadeliğini güzelliği yansıtan ender detaylardan biri klasik filmler. Bu yüzden yeniye biraz kapalıyım. Film yorumlarını zevkle okuyacağım tıpkı yazıların gibi. Bergman'ı bende çok severim Hitchkok'un tüm filmlerini seyrettim. Filmleri seyrederken dönem ve imkan faktörlerini göz önünde bulundurup seyrediyorum. Bazen detaylarda boğulurken iki kez seyrettiğimde oluyor:)

    YanıtlaSil