21 Şubat 2017 Salı

Tavşanın Gözü


Kediler ve leblebiler adlı yazımda leblebicilere gitmek istemediğimi yazmıştım, kelebeklenmiş, bayat ile taze karışmış, sert , kırık  ve irisi bir arada paketlenmiş leblebi almak istemediğim,  içindi, bu yazıma ," Çocukluğumdan beri Çorum'dayım hiç karşılaşmadım" diye bir yorum gelmiş.. Oysa ben iki senedir buradayım ama ben de çocukluğumdan beri Bafra'ya giderim Bafra manda lokumu aldığım yerler vardır, yıllardır çok memnunum , sizin yolunuz  Bafra'ya düşse manda lokumu almış olsanız ama bir kusur görseniz, bayat, kokmuş yada diğer şeylerden birini, bunu açıklamak zorunda kaldığınızda bir Bafralı olarak , aaa hiç karşılaşmadım diyemem, dememeliyim.  Hiç tanımadığım size ve yıllardır lokumunu yediğim güvendiğim esnafa eşit mesafede durmak isterim, hemşerilikten uzaklaşarak, olamaz sandığıma güvenmekten vaz geçerek, hissetmeye çalışarak. Aksi halde size zorbalık yapmış olurum, taraf tutmuş olurum. Haksızlık ile karşılaşmış birine ama ben hiç karşılaşmadım diyerek cevap vermek( tamamen iyi niyetle ya da şaşkınlığın verdiği bir tepki ile  de olsa) bunu duyan kişide şöyle bir his uyandırır;


Annem ile babamın işleri var, ananeme bırakılmışım, bir kaç günlüğüne. Almanya'dan kuzenlerim gelmiş, en büyük kuzenime ananemin adı verilmiş, ona çok benziyor, ananem her fırsatta aynı benim gibi diyerekten seviyor kuzenimi...Bir gün oyun sırasında saçlarımı çekti kuzenim, kocaman kızdı, kocaman elleri ile saçlarıma öyle asılmıştı ki bağırarak ağlamaya başladım, sesimi kimse duymadı, canımı çok acıttığının bilinmesini istedim, ananemi buldum, köy işlerinden öyle bunalmıştı ki burnundan soluyordu, " Emire saçlarımı çekti" dedim, canımı çok acıttı diyemeden, "yapmaz o" dedi.
Kalakaldım. Hiç unutamıyorum, canım ananemi çok seviyordum ama yapmaz o diyerek bana şunları demek istediğini anlamıştım,  sen yalancısın, onu kıskanıyorsun, iftira atıyorsun, sana güvenmiyorum, ona çok güveniyorum, onu senden daha çok seviyorum...Saç diplerim zonklarken annem ile babamı çok özlediğimi fark ettim, onlar bana inanırdı.

Orta okul birinci sınıfta en çok sevdiğim derslerden biriydi ev ekonomisi dersi. Ev ekonomisi dersinde nasıl yemek yapılacağı, nasıl tasarruf edileceği gibi günlük yaşantının içinden konular ile el işleri yapardık. Makromeden saksılık yapmıştım, tavana asılan, bütün apartmandakiler beğenmiş hepsine zevkle örmüştüm, çiçek saksılarını benim örgüm içinde gördükçe gururlanıyordum. Yeni konumuz pelüş tavşan yapmaktı. Annem ay sonuna doğru masraf çıkarmamızdan hoşlanmazdı öğretmen liste vermişti, pelüş , dolgu malzemesi, göz alınmalıydı. Tavşanım için anneme çok dil döktüm ona kalsa evdeki malzemelerden uyduracaktı ama en güzeli için en yüksek not için malzemeler dışarıdan alınmalıydı. İnadım işe yaradı , annem ile her şeyi  listeye göre aldık, hele bir göz bulmuştum ki bakmalara doyamıyordum. Camdan masmavi bir çift gözdü, kirpiklerine kadar en ince detayları ile, mükemmeldi. Ev ekonomisi dersi başladığında bütün malzemelerimizi sıramıza koymamız gerekiyordu, zamanında eksiksiz malzeme temini yüksek not için gerekliydi. Öyle heyecanlıydım ki teneffüs zili çalar çalmaz malzemelerimi tek tek sırama dizdim, sıra arkadaşım plastik göz almıştı, hayran hayran cam gözümü incelemişti, ders zili çalmadan tuvalete gittim, geldiğimde sıra üzerine koyduğum  cam gözümü göremedim. Aradım, bulamadım, ağlamaya başladım. Öğretmen içeri girdiğinde ben hala ağlıyordum, neden ağladığımı sordu, tavşanımın gözünü bulamadığımı söyledim, sıra arkadaşım ağlamaktan kesilen sesimin yerine takviye yapıyordu, çok güzeldi öğretmenim masmavi, camdandı, kirpikleri vardı diyordu. Öğretmen ikimizi de susturdu, tamam göz için puan kırmayacağım dedi, not defterini çıkardı sıraların arasında gezinmeye başladı. Mavi cam göz en önde oturan Aysu'nun sırasındaydı, annesi de bir öğretmen olan sınıfın en akıllı en çalışkan, en sözü dinlenen , bu yüzden hep sınıf başkanı seçtiğimiz Aysu...Hemen atıldım, o benim gözüm dedim, benim gözümü Aysu almış...Öğretmen benim aniden yerimden fırladığım gibi hiç düşünmeden birden bire " Aysu öyle şey yapmaz" dedi. Sırama gelince de , arkadaşına iftira attığın için notunu kırıyorum dedi. Öğretmen tavrını öyle net ortaya koymuştu ki ,sıra arkadaşım gözlerinin gördüğüne inanamadı, öğretmene inandı. Ben artık ağlamaktan utanıyor, ağlamamı içime bastırmaya çalışarak, başkalaştığımı hissediyordum. Öğretmenin gözü her zaman en doğruyu gören, sözü her zaman en doğruyu söyleyendir, birden bire yalancı oluvermiştim. Dört gözle beklediğim, yüksek not hak ettiğim bu derste yalancı olmak ile suçlanmak aklıma hiç gelmezdi. Öğretmenimin," Aysun yapmaz", demesi şu anlamlara geliyordu, Aysun'un  hırsızlık yaptığını bugüne kadar hiç görmedim,  duymadım, yapma ihtimali hiç yok, olamaz çünkü Aysu'yu tanıyorum , arkadaşımın kızı ama seni tanımıyorum, sen yapabilirsin, yalan  söyleyebilir, arkadaşına iftira atabilirsin.
Hayatımda ilk kez tattığım bir duyguyu içime sıkıştırmaya çalışıyordum, adaleti kim sağlayacak, haklı ile haksızı kim ayırt edecekti. Beni kim dinleyecekti?  Öğretmenimin beni tanımaması, tanımaya çalışmaması, birden bire içime sıkıştırmak zorunda kaldığım çok ağır şeyi içimden dökmeme izin vermemesi, bana haksızlık değil miydi?
Tavşan konulu dersin ödevine hiç çalışmadım, annem kesti, biçti, dikti. Gözleri kaybettim dedim, yeni göz alalım dedi, istemedim , eski bir gömleğin düğmelerinden göz yaptı, bitirdi elime verdi. Herkes bitmiş tavşanını sıra üstüne koyduğunda Aysu'nun tavşanına baktım. Sınıfın en güzeliydi Aysu'nun tavşanı benim gözlerim ile mavi mavi gülümsüyordu. Benim tavşanım kör edilmiş gibiydi , düğmelerin ortasındaki  dört delik, kuyu gibi çok karanlıktı.

Sınıfımıza resim öğretmenimizin yerine bir kaç aylığına genç  stajer bir öğretmen vekillik etmeye başladı, yeni yapacağımız resmin kağıdına imzasını atıyordu. Neden imza atıyordu bilemiyorum ama o imzalı kağıdı aynen muhafaza ederek resmimizi tamamlamak zorundaydık. Bir gün derste resim öğretmeni çok sinirlendi. Aysu'nun resmi her zaman ki gibi mükemmel tamamlanmış iken öğretmen bu imza benim değil dedi. Öğretmen ısrar edince Aysu ağlamaya başladı, yaptığı resmi annesi beğenmemiş, başka bir kağıda yeniden yapmasını istemiş bu kağıdın arkasını da  annesi taklit ederek imzalamış olduğunu bütün sınıf öğrendik.
İçime sıkıştırmaya çalıştığım o şey birden bire beni terk etti.
Çocukluğumdan beri en dayanamadığım şeylerden biridir , derdini anlatamamak, belki bu yüzden yazıyorum, uzun uzun, anlamlı ya da anlamsız, uygun ya da uygunsuz örneklerim ile...

 Doğrusunu öğrenmek için önce niyet etmek gerekir, taraf olmadan, sınıflandırmadan, kendine yakın ya da uzak hissetmeden, bunu yapabilmek için de kendini onun  yerine koymak gücü gerekir.

Neden bu kadar çok önemsedim bu konuyu, defalarca kötü leblebi ile karşılaşmış olmam sorun değil, sorun bunu ifade ettiğimde" ama ben hiç karşılaşmadım, daha büyüyerek "biz karşılaşmadıklara "dönüşmesi, Çorum tarihinde belki ben ilkim, sadece benim başıma gelmiş olabilir  hediye aldığım kutunun içindeki leblebilerin kelebeklenmiş olması, hiç duyulmamış, hiç yaşanmamış bir olaydır bu benimki, büyütülecek bir şey değil, alt tarafı leblebi ama büyüttüğüm konu bir kişi bile olsa bir şikayeti varsa önüne engel koymadan dinlenebilmeli, azınlığa dönüştürmeye çalışmadan, herkesi, çoğunluğu taraf etmeden...Ama bu kolay değil...




10 yorum:

  1. Ne kadar ince dusunuyorsunuz, eminim iyi niyetle soylenmis bir yorumdu, yargilama degil hayret iceriyordu. Ancak ki siz de cok haklisiniz, bazen problemi yasayan kisiden soyutlanip problemin nadirligine ya da yayginligina konsantre olup magduru soyutlastiriyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Günümüzdeki insanlar artık her şeyi kendi yaşadıklarına göre değerlendirdiğinden fikir beyan etmek, yaşadığını anlatmak kar etmiyor. Karşı taraf kendisi yaşamamışsa problem yok. Keşke insanlar tarafsız olmayı becerebilse ama hiç sanmıyorum.

    YanıtlaSil
  3. Kendi başına gelmedi diye başka birisinin yaşadıklarını hiçe saymak en büyük ayıplardan biri.

    Yazdığın her şeyi okuyorum ve çok net görebiliyorum sessizliğinin nedenini Ayşe.

    Artık adaleti sağlayacak kimse yok.

    Benzer durumlarda sıkça kaldığım için, artık kendi adaletimin peşine düşmüş ve "geçimsiz" olarak adlandırılmayı göze almış durumdayım.

    Ama gün gelecek devran dönecek. Yine de içini ferah tutmaya çalış.

    YanıtlaSil
  4. Ondan sonra da esnaflık niye öldü? Niye zincir marketler çoğaldı. Güvenilir yerel mağazalarımız olmazsa gider leblebiyi market rafından poşetlenmiş tadımdan, peymandan alırız böyle işte...

    Ayşecim haksızlığa uğramak ağır ama bu anlattıkların emin ol hepimizin başına gelmiştir. Ne diyeyim daha kötüleri yaşanmasın. Güzel anlatımın için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  5. Haksızlığa uğramak ve haksızlık yapmak.İki uç durum.İnsanlar hep ilkini hatırlarlar ve ikinci yaptıklarını unuturlar.Oysa bir başkasında onulmaz yara açılmıştır bile.Biz insanların sorunu hep yapılanı hatırlamak,yaptığını unutmak hatta yapmadım olarak görmek.İşte bu yüzden bu hale geldik.Hep bana yapılıyor diye düşünerek...

    YanıtlaSil
  6. Sizi bir arkadaşım vasıtasıyla tanıdım. Ben takip ediyorum Çorum’a taşındı sen de takip et demişti. Ben de sizi takip etmeye başladım. Güzel bir yazım diliniz var. Duygularınızı çok güzel ifade edebiliyorsunuz. Yalnız farkettim ki yaşadıklarınız ya da hissettiklerinizi anlatırken hep olumsuz ve negatif durumları anlatmayı tercih ediyorsunuz. Hatta sizi bana tavsiye eden arkadaşıma “pek çok konuda fazla negatif düşünüyor” diye eleştiride bile bulunmuştum. Bu tarz yazmak sizin tercihiniz ya da hayat görüşünüz tabi ki saygı duyarım. Fakat bilmediğim bir şehirde olsanız muhtemelen size inanır o şehir hakkında önyargılı olmama sebep olabilirsiniz. Ama buralı olmasam bile çocukluğumdan beri yaşadığım bir şehir sözkonusu olunca hep sizin mi başınıza geliyor diye düşünmeden de edemiyorum.
    Evet size yapılanlar kesinlikle yanlış ve hiç tasvip etmediğim şeyler. Bütün bunların izahı olamaz ama bu durumdan “artık leblebi almıyorum” sonucunu çıkarmanız bütün esnafı zan altında tutmanız demektir. Bunun yerine “kaç yerden leblebi aldım hep sıkıntı yaşadım hatta şuralardan sakın almayın deyip Çorumlu olan var ise nerden alabilirim” diye bir tavsiye istemiş olsaydınız daha iyi olurdu diye düşüncemi de belirtmek isterim.

    YanıtlaSil
  7. Seni o kadar iyi anlıyorum ki Ayşe....Aynı durumu çok sık yaşıyorum.... Aldığım bir ürünü beğenmediğimi ilettiğimde hep ilk kez böyle bir şikayeti benfen duymuş oluyorlar nedense....Üstüne bir de ben problem çıkaran ve uyumsuz oluyorum.... hakkını aramanın, şikayetini belirmtenin sonucu malesef bu artık.... bu arada ben de evekonomisinde makrome ve peluş bir panda yapmıştım... aynı jenerasyonuz.... geçmişte çorumda yaşayıp yaşamama konusunda tercih yapmak zorunda kalıp yaşamamayı tercih etmiştik... biraz daldan dala oldu gerçi ama.... seni hiç negatif bulmuyorum.... aksine seni o kadar iyi anlıyorum ki....

    YanıtlaSil
  8. Özür dileyerek bu nazik ve içten mesajına cevap vermek istiyorum, şu anda leblebi yiyorum hem çok taze hem çok iri hem de çok iyi bir esnaf...başıma gelen bir kaç kötü sıcaklığı ile yazmak doğru değildi...Haklısınız...Bu hatamı yazılarımda da düzelteceğim

    YanıtlaSil
  9. İçinizde sizi terkeden o hisse çok sevindim. Siz nasıl ifade etmek istediniz bilemedim fakat arkada dönen bi büyük çark var ve bazı dengesizlikleri dengeleyebiliyor. Bizim oralarda hırs beni boğuyor denir böylesi adaletsizliklere maruz kalındığı zaman. Umarım herkes rahat bir nefes alır. Eden bulur, umarım biz edenlerden olmayız. Bu tarz anılarımda tesellim hep zalim olacağıma mazlum olayım düşüncesidir. Sizi seviyorum, çok düşünceli ve olgun bir insansınız. Herhalde yazılarınızda bir eksik varsa o da budur.

    YanıtlaSil