21 Şubat 2017 Salı

Kediler ve leblebiler


İki gündür ateşim var,  ev işlerini düşünecek halim yok. Her sabah sosis bekleyen kedileri Yunus'a havale ettim. Bu sabah herkes evden çekilince ayağa kalktım, kendimi çok ağır hissettim. Mutfak penceresine doğru yöneldim, hepsi sıra olmuş bekleşiyorlardı. Yunus unutmuş muydu?    Paltomu atkımı şapkamı nasıl giydim, nasıl dışarı çıktım,  farkında değilim. Hava yine soğuktu, aylarca yerin buzu eriyememişti. Yokuş yukarı çıkarken kasadaki kadını göreceğim aklıma geldi, canım sıkıldı. Sıvası dökülmüş  apartman zemininde yaşlı bir kadın üç sıralı ipe çamaşır asıyordu. Çamaşır sepetinden  herkesin gördüğü o ilk ipe asılacak kıyafetleri seçiyordu. Cebimi yokluyorum,  iki pakete yetecek kadar. Marketin ağır kapısındaki itiniz yazısını okuyarak kapıyı itiyorum.  Marketteki hiç bir şey ile ilgilenmeden iki paket sosis ile sıraya giriyorum, kasadaki kadın beni görünce gözleri ışıldıyor " benim müşterim gelmiş " diyor öndeki müşterilerine yarım gülerek ,beni hiç kırmaz , her dediğimi alır...Öndeki müşteriler aynı yarım gülüşle bana bakarlar, aşağıdan yukarıya doğru...Kampanyadaki ürünleri neden sadece bana söylüyor , öndekilere söylemiyor . Kasadaki kadın herkesi tanıyor, herkes ile tanış, onlar bizim köylü hepsi fukara diyor... Zengin olmadığımı bu gözü açık kadın şıp diye  anlar, bende anlayamadığı bir şey var, o şey ile beni farklı görüyor.  Alır mıyım diye benden rica edilen kampanyalı ürüne her defasında kafa sallarım. Bunlar genelde son kullanma tarihine bir gün kalmış dilim pasta, kazandibi, sütlaç. Bu markete sosisleri ucuz diye geliyor iken, hiç ihtiyacım olmayan son kullanımı gelmiş bu ürünleri neden alıyordum?  Mutlu olsun diye...Kadının yüzüne bakamadan, kusura bakmayın bu sefer alamayacağım diyebildim. Kasadan beri şefkatle yüzüme baktı, sırrına eremediği şeyi bulmuş gibi , anne sıcaklığında , olsun, olsun, insanlık hali diyerek sosislerimi poşete koydu.
Marketin kapısını çekerek çıkarken terlemiştim, alamayacağımı söylemek çok zor gelmişti.
Esnafın bende gördüğü o şeyi artık biliyorum.
Leblebiciler de biliyor. Kızım sen alma leblebiyi, eşe dosta rezil oluyorum,  paketten çıkan leblebiler hep kırık, toplu iğne başı gibi, bak sipariş veriyorum ama eşini gönder tamam mı diye tembih üstüne tembihliyor annem. Satıcıya, iyisinden ver diyemem, öldürseler diyemem...Desem de faydası olmaz , bilirim. Kayınvalidem istemişti, gününde ikram etmek için...Utana sıkıla kayınvalideme göndereceğim, İstanbul'a diyebildim...Ooo öyle mi abla o zaman sana şöyle janjanlı bi kutu vereyim, gelini nasılda seviyormuş desinler, diyerekten....Kayınvalidem kutuyu arkadaşları önünde açmış, kutunun içinden kelebekler fırlamış, leblebiden daha çok kurtçuklar varmış...
Bilindik leblebicilere gidiyordum oysa...Yine bir gün hediye olacak üç paket leblebinin parasını vermiş çıkarken devlet hastanesinin doktoru ile karşılaştım, çöplüğe atılmış köpekleri beslemek için çıktığımız yolda kaza geçirmiş iken bu doktor yaptığım şeyi kutsal bulmuş  taktir etmişti,  leblebiciye dönerek, Ayşe hanım Çorum'a yeni taşındı ona misafir perverliğinizi gösterin derken, burası leblebi için en iyi yerdir diyerek de beni büyük bir yük altından kurtarmışken, leblebici elimdeki paketleri almış başka yerden vermişti. İlk paketlerimi istiyorum diye haykırmak , yüzüme bakarak paketlediğin  o ilk  paketi istiyorum  demek istedim. Tanıtıldığım ve tavsiye edilen o leblebiciye bir daha ayak basamadım.
Bende gördükleri ya da göremedikleri şey neydi diye düşünmüyor üzülmüyorum , artık leblebi almıyorum, almak zorunda kaldığımda eşimi yolluyorum.
Yokuş aşağı inerken, sıvası dökük apartmandaki o  yaşlı kadın çamaşırlarını asmış, kaybolmuştu. En geride, görünmesi en zor üçüncü ipe iç çamaşırları asmıştı, kollarından astığı beyaz içliğin koltuk altındaki kocam yırtığı gördüm. Bizim sokağa girdiğimde kedilerim beni tanımadı, hepsinin kafası yukarı doğruydu...Pisi pisi gelin dedim anlamadılar. Yanlarına yanaştım kaçtılar. Eve çıktım, pencereyi açtım, ok gibi fırladılar, her zamanki gibi kuyruklarını sallayarak, yalanarak sosislerini yediler. Hepsinin yediğinden emin olduktan sonra pencereyi kapattım, odama geçip uzandım.


2 yorum:

  1. Çocukluğumdan beri Çorumdayım hiç kurtlu leblebiyle karşılaşmadım. Çok merak ettim nerelerden aldınız.

    YanıtlaSil
  2. Hediye diye götürdüğüm zaman iyisi, kalitelisi olsun isterim, bir kaç kez karşılaştım kelebeklenmiş leblebi kutusu ile...beş tane bölmesi olan değişik çeşitleri ile önceden paketlenmiş hediyelik kutulardı bunlar...Ankara yolu ve Samsun yolu üzerinde şubeleri olan yerden...Açık olarak satılan leblebinin de kırık ve çok küçük ile karıştırıldığına şahit olduğum yer ise başka yerden onlarca şubesi olan yer...Kayınvalidem düştüğüm bu duruma çok içerlemiş o leblebiciye aradan geçen bir sene sonrasında hesabını sormuştu, son kullanımına bir kaç gün kalan kutularını en öne dizdiğinin farkındaydı, özür diledi,arada oluyor, fark etmiyoruz dedi, bi dolu leblebi çeşidi ikram etti kayınvalideme...
    Hiç kimseyi suçlamıyorum, Çorumlu esnafta diğer çoğu esnaflarımız gibi işini hakkını vererek yapıyor, müşteri ayırt etmiyor, eski leblebi ile yenisini karıştırmıyor, son kullanımı gelmiş kutulu mallarını en öne dizmiyor, sonuçta para kazanmak zor iş, alın teri, kul hakkı...
    Teşekkür ederim yorumunuz için...

    YanıtlaSil