28 Şubat 2017 Salı

Kafamda Bir Tuhaflık'ı okurken...

Kafamda bir tuhaflık'ı okurken radyodan Barış Manço'nun ölüm yıldönümünü duymuş ve evliliğimizin 18. yılına girmiş olduğunun farkına varmış, Mevlüt ile Rahiha 'nın tükenmemiş sevgilerini ve kendi evliliğimi düşünmeye başlamıştım.
Bir ömür boyu söz vermek, yirmi yaşın tecrübesi ile ne kadar doğru olabilirdi?
Evlilik hakkında bildiklerim neydi? Okyanusa açılmış gemi gibi  evlilikler, kimi evliliklerin kaptanı hep başkaları, elalem ne der diye yüzmesi gereken...Kiminin kaptanı çocuklar, çocuklar için yüzdürülmesi gereken ... Rotası belli olmayan gemiler, durması için  bir karaya vurması beklenen , baş başa kalmaktan korkan evlikler , bol arkadaş ile her gün başka eğlence ile doldurulmuş olarak yüzen gemiler... Okyanus zaman...Kimi gemiler için okyanus çok hırçın, dalgaları çok acımasız...
Üniversiteyi başka şehirde okumak beni mecburen başkalaştırmıştı, ailemin yanında hep söz dinleyendim, ilk kez tek başımaydım.
Karar veremedim, evet mi demeliyim? Yüreğine sor diyordu yurt arkadaşlarım. Yüreğe nasıl sorulurdu? Yüreğimle yalnız kaldım uzun vakit, sordukça  güm güm atıyordu...Uzun uzun düşünülecek şey değildi, dünyada tek o varmış gibiydi.
Seviyordum.
Evlilik hazırlığı yapmadık, mobilya bakmadık, gelinlik damatlık almadık, düğün yapmadık ama Mevlüt ile Rahiha gibi kaçarak da evlenmedik.

Ne yapabiliriz diye uzun uzun düşündük, işsizlik ve hastalık zamanlarında. Üniversite mezunlarının yapması gereken, dayatılan işleri yapamıyorduk, o işler hasta yapmıştı.
Mevlüt ile Rahiya'nın yaptığı işler gibi şeyler düşünüyorduk, birlikte evde yapacağımız ve dışarıda seyyar satacağımız işler...O zaman hiç popüler olmayan çiğ köfte yaptık, esnafın tek tek dükkanına giderek ürünümüzü teslim ediyorduk, nasıl çiğ köfte yapılırı iyi öğrenmiştik , hiç bilinmemesine rağmen çiğ köfte işi iyi gidiyordu ama çok yoruluyorduk işi büyütecek sermayede olmayınca üretimde olmayacağımız şeyleri satmaya karar verdik.  Yeni çıkmış henüz herkesin haberi olamamış Çin ürünlerinden az az alarak yine tek tek esnaf dükkanlarına uğrayarak satmaya başladık. Işıklı baston, japon askısı, matara, deterjan, lamba vb... Akşam olunca masaya toplanan paraları, kartvizitleri koyuyor, o günün hoş anılarını anlatıyorduk. Çin mallarını taşımak çok zor gelmeye başladı, araba da olmayınca başka ne satabiliriz diye düşündük, taşınması kolay...Dükkanlarının duvarlarına asacak eski İstanbul fotoğrafları ( bu işte sonra çok tuttu bizim zamanımızda böyle bir trend yoktu) Berbere, eski İstanbul berberleri ile ilgili, şarküteri, pastane, terzi, kahvehane ile ilgili eski İstanbul fotoğraflarını araştırıp , sahibi bilinmeyenleri bastırmak çok zevkliydi, her esnaf alıyordu. Ama karlı değildi, bir alan bir daha almıyordu. Akşam oldu mu masa etrafında konuşuyorduk, başka ne yapabiliriz diye. Uğradığımız esnaflar bizi seviyor,  güveniyordu, sorunlarını açıyorlardı,yiyecek satışı yapan esnaflardan bazıları böceklerden, farelerden şikayetçiydi, çok mücadele edenleri ama sonuç alamayanları " çok para harcadık" diyenleri duyunca böcek ilaçlarını araştırdık. İlaçlar hem pahalı hem  sermayesini koruyan( köklü çözüm getirmeyen) hem de çok zehirliydi...Gece gündüz araştırdık, aklımızda hep böcekler...Eskilerin kullandığı bi bitkisel karışımı sıkıntısı olan esnafa verdik. Esnaf çok mutlu bir şekilde, kaç lira istersek verebileceğini söylediğinde hemen ayaklarımız yerden kesildi. Böcekler ölmüyor , karışımın  olduğu yerin yakınına bile uğramıyorlardı...Ama satması zordu, esnafın çoğunluğu korkuyordu, görünüşümüze göre bizi sağlık müfettişi, vergi memuru zannedeni çıkıyordu...( bazı esnaflar eşime niye bu işlerle uğraşıyorsun Yeşilçam'a baş vur ( sahi Yeşilçam diye bir şey kaldı mı?) senin gibi boylu postlu, yakışıklısına  başrol verirler diye abi tavsiyesinde bulunuyordu)
Biz esnafı seviyorduk, kapısını çalıp, alır mısınız diye cesaret edebileceğimiz tek kapıydı...
Esnaf her devirde olduğu gibi yine dertliydi, hep kapatmak üzereydi. Ne yapabilirdik, esnafın sıkıntısı için. Bu arada İstanbul'un gitmediğimiz semti kalmamıştı binlerce esnaf kapısını çalmıştık, çayını içmiş, kartvizitini almıştık. Sıkıntıların çeşitliliğini masaya yatırdık, hepsinin bilimsel çözümleri vardı, grafikler, tablolar vardı. Yazılar hazırladık, nasıl olmuş diye gösterdiğimiz yerlerden iş teklifleri aldık, ünlü ekonomi  gazetesinin bir köşesinde esnafın sesi olduk, danışmanlık şirketi yazılarımızı portföyüne koydu  çok severek yaptığımız şeylerdi ama hiç birinin güven verici parası yoktu, çoğunlukla günü  kurtarmayı amaç edinilmiş bu işler nereye kadardı...

Bu işler evliliğimizin on yedi yılını almış,  (  iki sene önce her ay düzenli maaşı olan bir işe girebildi ) On yedi yıl boyunca birlikte işler yapmaya çalışmışız, birbirimizi dinlemiş, birbirimize ilham vermiş, birlikte üretmişiz, hiç birinde başarılı olamamışız ama bu bizi birlikte iş yapmaktan hiç uzaklaştıramamış.  Yıllarca hiç arkadaşımız olmadı, ne onun ne de benim, evimize hiç misafir gelmedi( bu güzel bir şey değil, eksikliği hissedilir bir şey) ve arkadaşsızlığın biriktirdiği tüm konuşmalarımı, aklıma gelen her şeyi anlatabildiğim tek kişi oldu, beni tek dinleyen ,  gözlerini hiç kaçırmadan. Çok alınganımdır, bir kere gözlerini kaçırsaydı bir daha hiç bir şey anlatamazdım...
Birbirimizin varlığına her gün daha çok ihtiyaç hissettik.
Bizim gemimiz sessizdi.
( Bu yazıyı yazmak zor geldi, eşini mi övünüyorsun ya da bize ne sizin evliliğinizden diyen çıkabilir  ya da böyle şeyler kapalı kalmalı, duyurulmamalı, .... Ben yazılarımı ilk önce kendim için yazıyorum, hiç kimse olmuyor karşımda yazarken sadece kendime bakıyorum.18 yıl boyunca    kendime bakarken en çok onu görüyorum, en çok onu hissediyorum. Yazılmaya değer en önemli şeylerimden biriydi.  Mevlüt'ün karanlık sokaklara söylemek zorunda kaldığı gibi, yazmak zorunda kaldım)
Kafamda Bir Tuhaflık'a geri dönüp son sayfalarını okuyorum. Mevlüt her gece boza satmak için çıktığı İstanbul sokaklarına bir şey söylemek istiyor, söylemesi gerektiğini hissediyor, İstanbul sokakları onu çok iyi tanıyor, açılmasını istiyor, bozaaa diye bağıran sesi ile içinin sesi...Haliç'e doğru, sonsuzluğa gider gibi inen bir sokakta yürürken, şöyle diyor;
"Ben bu alemde en çok Rahiha'yı sevdim"...

13 yorum:

  1. Vayy be çok güzel bir hikayeniz var. Farklı ve güzel. Sanırım bizim gemi de sessiz. Ben sessizliği severim zaten :)

    YanıtlaSil
  2. ''Çok alınganımdır, bir kere gözlerini kaçırsaydı bir daha hiç bir şey anlatamazdım..'' En çok bunu sevdim ve hayran oldum size. Hiç bir şey olmaz merak etme, birlikte daha nice projeleriniz olsun inşallah.

    YanıtlaSil
  3. Merhabalar,
    Ben sizin yazılarınızı gerçekten çok beğeniyorum uzun da olsa kısa da olsa zevkle okuyorum. Olur mu ne demek bize ne? Burada hepimiz içimizden geçenleri yazmıyormuyuz evet ben öyle yapıyorum sahtelikten uzak gerçek bir dünya burası aslında.
    Zorlu yıllar geçirmişsinizdir eminim ama sürekli paylaşarak ve birbirinizle konuşmanız ve birlikte çalışıyor olmanız birbirinizi dinlemenize engel olmamış aslında ne mutlu size. Daha nice mutlu 18 yıllara...

    YanıtlaSil
  4. Harikasiniz, girisimci ruhunuza ve iliskinize bayildim. Bir kac dost edinirseniz de pisman olmayabilirsiniz.

    YanıtlaSil
  5. Evet Ayşe, yazılarını kendin için yaz. İstediğin gibi, "başkaları ne der" demeden. Beğenmeyen okumasın. Hatta yazdıklarından ders çıkarmak yerine eleştirecek satırlar arayanlara hiç pas verme. Benim gibi, yazılarından etkilenen çok sayıda izleyicin var. Arada eleştiri alsan da sakın vazgeçme. Ben daha elle tutulur yapıcı eleştiri görmedim yorumlarda. Eleştirenlerin çoğu edebi değerler üzerinden bakmadı yazılarına. O zaman eleştirinin de değeri olmaz di mi?

    YanıtlaSil
  6. İnsanın ruh eşini bulmasının dünyanın en zor şeyi olduğunu düşünürüm. İş, güç, para, mevki hepsi daha kolay elde edilir bence. Çok az insana nasip olur sanki, evli olmakla falan da pek ilgisi yoktur. Üstelik hastalık, işsizlik gibi ciddi problemlere dayanabilen aşk o kadar az ki. Ne mutlu size, aşkınız daim olsun...
    Işın

    YanıtlaSil
  7. İnsanın ruh eşini bulmasının dünyanın en zor şeyi olduğunu düşünürüm. İş, güç, para, mevki hepsi daha kolay elde edilir bence. Çok az insana nasip olur sanki, evli olmakla falan da pek ilgisi yoktur. Üstelik hastalık, işsizlik gibi ciddi problemlere dayanabilen aşk o kadar az ki. Ne mutlu size, aşkınız daim olsun...

    YanıtlaSil
  8. sizi okudukça ayşe hanım, interneti icat eden insanlara teşekkür ediyorum. aramızdaki kablolalara, bilgisayarlara, uyduya hatta türk telekoma.
    ne güzel bir sessiziz. iyi ki sizi duyuyoruz. ne şanslı bize.
    nükhet b.

    YanıtlaSil
  9. Size bu yazıyı yazmak zor gelmiş ama okuması o kadar keyifliydi ki. Sıcacık bir yazı. Nice mutlu yıllarınız olsun inşallah.

    YanıtlaSil
  10. Allah bir yastıkta kocatsın diyesim geldi, hep yeni evlilere diyecek değiliz ya.. :)

    YanıtlaSil
  11. göz yaşlarım :(
    dünyanın en güzel hatırası. aşk, kardeşlik, arkadaşlık, anne-baba her ne olursa olsun. birlikte dayanışma halinde olduğun, aynı davanın peşinde koştuğun o mücadeleci hal.
    yaşam, emek.

    YanıtlaSil
  12. Arkadaşınız olmamasına şaşırdım.Tercih mi mecburiyet mi.Ayşe seni ta burdan içine sokası geliyo insanın..

    YanıtlaSil