17 Mart 2016 Perşembe

Sınıfın en güleryüzlüsü

Sınıfın enlerini seçmişler, Yunus,  sınıfın en güleryüzlüsü seçilmiş.
Okula sorduğum soruların üzerinden on gün geçti, en önem verdiğim soru; çocukların birbirlerini sevebilmeleri için, hissetmeleri için okulda bir ortam, bir ders, bir aktivite oluşturma istekleri, düşünceleri var mıydı? sorusuydu.
Okuldan geldiğinde hava kararmış oluyordu. Bir gün ışıklar kesilmişti, pencerenin önüne oturup yıldızları seyretmiştik. Karanlığa bakarken, küçük ışıkları ararken içinde sakladıklarını açıvermişti.
Arkadaşlar birbirlerine vurur mu?
Arkadaşlar birbirleri ile alay eder mi?
Canımın acıdığını hissedemiyor mu?
Üzüldüğümün farkına varamıyor mu?
 İçinde sakladığı bir karanlığını annesine açmış, annesi aydınlık getirebilir mi?
 Atatürk'ün ," Ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlaklısını severim", sözünü okurken " bizim okul için ahlaklı olmak önemli değil, demişti. Nedenini söylemek istemedi.
Çok sonra boyama yaparken;" arkadaşlarını döven, oyuna katmayan, küçük gören, öğretmenine saygısızlık yapan birini, koşuda birinci oldu diye madalya töreninde alkışlamak çok zoruma gitmiş. Birinci olmak yeterli, ahlaklı olmaya gerek yok demişti.
 Daha bencil , daha yalnız, daha erdemsiz, daha güvensiz, daha hayalsiz çocuklar için mi bu eğitim sistemi?
Birbirlerini seven, hisseden çocuklar daha mı az önemli?
 Okul,Sınıf birincisi için hissettiği bu duyguyu  onların küçücük omuzlarına, ailelerine atarak kurtulamaz.


Yunus sınıfın en güleryüzlüsü seçilmiş, gülen yüzünün solmaması için , okul,çocuklarına sınıflarında sevgiyi yaşayabilecekleri, birbirlerini hissedebilecekleri bir ders, bir ortamı, aynı sınavlara gösterdikleri önem gibi düzenli, istikrarlı bir şekilde yapamaz mı?

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ozgur-bolat_313/egitim-sistemi-teroru-engelleyebilir-mi_40070750

16 Mart 2016 Çarşamba

Anne pişmanlıkları

  Bloğum, görünür olmaya çalışmam. Bloğum, kaybolmuşluğumun içinden bir ses. Yüzüme  bir bakanın bir daha bakmak isteği duymayacağı biri iken , bugün ne yazmış diye yıllardır bakanlar için, bloğum.....
Bloğuma bazen özel mesajlar geliyor, beni okumaya değer bulup yorumlayanlar oluyor. Böyle zamanlarda görünür olduğumu hissediyorum, seviniyorum.
 Bir anne , okul ile ilgili "pişmanlıklarınızı" yazar mısınız diye soruyordu.
Bir anne olarak pişmanlıklarım o kadar çok ki...Pişmanlıklarımı ikiye ayırıyorum ve birincisini yapmamaya çalışıyorum. Keşke hamile iken tepsi tepsi baklava, kurabiye tatlı yemeseydim, çocuğumu şekere alıştırmasaydım, keşke hamile iken Mozart dinleseydim gibi geri dönüşü olmayan pişmanlıklarımın hiç bir işe yaramayacağını biliyorum ve yapmamaya çalışıyorum. Ama ikinci tür pişmanlıklarım kendimi tanımamda rehberim gibi, bu tür pişmanlıklarımı görünür kılmak istiyorum, doğruya dair , doğruyu bulmaya dair.
Yaptığım çok şeyden pişmanlık duydum."Hayatında yaptığı hiç bir şeyden pişman olmayan insanlar"ı görmüşlüğüm var, dostluğum, akrabalarım var. Kendini hiç sorgulamayan, dünyaya bir kez geldiği için "pişmanlığı" tatmak istemeyenler, yaptıkları her şeyi doğrulandıranlar fazlasıyla var.
Pişman olduğum şeylerden biri  oğlumu okula yollamamakta ısrarcı olamamamdı. Herkes gibi yapmanın kolaylığına sığındım. Altı yaşından beri oğlumu en çok okul görüyor, okulun izin verdiği zamanlar çok az. Gözüme girdin, gözümden düştün diye istediğini ( sessizlik, yüksek not, ödev yapma, kurallara uyma) elde etmeye çalışan öğretmenlerin gözünün içine bakmak zorunda kalması, yarıştırılması, sosyalleşmesi için, arkadaşlık kurması için , oynaması için , kendini tanıması için fırsat verilmemesi ilk başta sayabileceğim okul ile ilgili pişmanlıklarımdan.
Pişmanlıklarımı okul da bilsin diye geçen gün elimde bir mektup ile okula gitmiştim. O gün sınıf öğretmenini beklerken kalabalık bir öğrenci grubu içinde kaldım, okulda İstiklal Marşı yarışması varmış. İlkokullar beş, ortaokullar on kıtayı ezberlemek ile görevlendirilmişler ve en iyi okuyanlardan birinci seçilecekmiş. Ezberini okuyup geri çekilenlerin içinden bir kızın gözlerinden yaşlar sessiz fışkırıyordu. Sınıf öğretmeni hala gelememiş iken sessizce ağlayan kızın yanına gittim.
Sanki beni bekliyormuş gibi gözyaşlarının sebebini sorulmadan anlatmaya başladı; o kadar çok tekrarladım ki, evde o kadar çok güzel okuyordum ki, o kadar çok..."
Kendi ezberim aklıma geldi. Babam "Safahat" ı eve getirdiğinde sevindiğimi hatırlıyorum. Bize bütün şiirleri,( küfeci çocuk'ta ağladığımı biliyorum) okurken ,  Safahat'ı yaşayarak babamdan dinlemiştim. Sonra, babam gibi okumaya çalışarak, kendi başıma satır satır  okumuştum. Babam her pazar kahvaltı sonrasında ( yer sofrasında) bir şiir okurdu, yerde diz dize, babamın ağzından çıkan kelimeleri canlandırarak dinlerdik. Babam bazı satırlarda ağlardı, o zamanlar başımızı öne eğer dizlerimize bakardık.  İstiklal marşı ezberi için çok çalışmam gerekti, ezberim çok kötüydü, ezberlesem bile en küçük şeyde dikkatim dağılıyor, her şeyi unutuyordum. Ezber günü koca sınıfta bir tek ben şaşırdım. Öğretmenim İstiklal Marşı ezberine karşı çok hassastı, tahtadaki beni sorgulamaya başladı, sen nasıl...sen nasıl bu vatanın ekmeğini...sen nasıl bu vatanın suyunu... Tahtada bütün sınıfın önünde başımı önüme eğip, gözlerimi kapadım. Yer sofrasındayız, babam Safahat'ı okuyor, gözlerinden yaş geliyor, babam ile ağlıyorum...
Oğlumun sınıf öğretmeni geldi, elimi sıkmak için uzandı,  iki elimle tuttuğum kağıdı ne yapacağımı bilemedim. Hiç bir şey değişmeden, yıllarca korunarak gelebilmişti, elimdeki kağıt parçası ile neyi değiştirecektim...

15 Mart 2016 Salı

Güvenli yer

 Çorum'un en büyük parkında yürüyorum.. Dün hava kapalıydı, bomba patlamıştı, herkesin içinde bir kasvet, tedirginlik...Bugün hava güneşli, herkes dışarıda. Bomba haberi artık hava durumu gibi, bombalanınca içimizde bir kasvet, ertesi gün güneş açıyor, mutluyuz.  Çorumlu  kadınlar ile kırmızı yürüyüş bantında yürüyoruz. Yürüyüş yolu kısa ve dar, her konuşulana şahit olunacak kadar. "Çorum'u kim bombalayacak, Çorum çok güvenli çok...."
Parkı hiç sevemedim, on binlerce lale soğanı dikmiş belediye. Her yerde afişlerde , Çorum'a şu kadar lale diktik diye gülen belediye başkanı,  çiçekler içinde görmek istemediğim tek çiçek lale...Lale gördükçe, rüşvet, cepleri dolan bürokrat, ceplerinin hesabını soramayan, sormayan şehir sakinleri aklıma geliyor...
Çorum çok güvenli diyen Çorumlu kadınlar hızlı hızlı yürüyor, birbirlerini geçtikçe daha çok eriyecekler, güzelleşecekler.
Çorum güvenli. Çorum kimin aklına gelir. Tayin ile gelmek zorunda kalanlar gün sayıyor iken. Oysa her yere lale ekiliyor ama Çorum güzelleşemiyor.
Kadınlar sonsuz bir güven içinde  kırmızı bantlarında ilerliyor.
Kadınların yanına doğru yürüyerek, Çorum'da yaşama lüksüne sahip olmayanlar, diğer ülke vatandaşları ne yapsın, onların de güvenli bir yere ihtiyacı yok mu diye sorsam, şöyle bir cevap alacağım; diziler, sörvayvırlar  ne için var...
Her gün tabutlara sarılan memleketim insanları,  en kıymetlinizi paramparça hatırlamamak için , öpmeye doyamadığınızı sonsuzluğa uğurlarken, artık sizin için her gün hava durumu kapalı olacak iken...
Bugün hava güneşli, kimin için?
Bugün hava güneşli, neresi güvenli?
En güvenilir yer, herkesin birbirini hissettiği, acılarını paylaştığı, unutmadığı yer mi?

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160315_ozancan_akkus_alideniz?post_id=1713409465537895#_=_



11 Mart 2016 Cuma

Bahar geldiğinde

Eskisi gibi şaşıramadığımı fark ettim, birden bire aklıma geldi.
 Yirmi dörtlük kuru boya seti gördüğümde çok şaşırmıştım, gözlerimin büyüdüğünü, ağzımın açık kaldığını kırtasiyenin cam kapısından görmüştüm.
Kızlar tuvaletinde sigara için kızları görünce çok şaşırmıştım. Yüzüme bakarak, saçlarımı okşayarak, sigara kötü bir şey demişti babam, sigara içmeyi  aklıma bile getirememiştim.  Çok şaşırmıştım, sigara içen tüm kızların ya  babaları yoktu ya da babalarını sevmiyorlardı.

Alt komşumuz çok ısrarcı, orta okula yeni başlamış beni, kendi kızıyla camiye götürmek istiyor. Alt komşumuz çok dindar diyor annem, hep beraber camiye gidiyoruz. Hoca bazen anlayacağım dilden konuşuyordu, faiz yiyenlerin cehennemlik olduğunu anlamıştım. Gün konuşmalarında alt komşunun parasını faize koyduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Alt komşu ya Allah'a inanmıyor, ya da cehennemden korkmuyordu.

Dünyalar iyisi, dünyalar güzeli Perihan teyzenin neden hep ağlayarak anneme geldiğinin farkına vardığımda çok şaşırmıştım. Adaletten, haktan hukuktan ödün vermeyen, dürüst kocası ya Perihan teyzeyi sevmiyordu ya da sevgi nedir bilmiyordu.

Her gün gözlerinin içine bakmak zorunda kaldığım öğretmenimin tekinsiz hallerine karşı savunmadayım, alışkınım. Yıllar sonra bir dolmuşta, uzaktan beri  kendisini izlerken çok şaşırmıştım, yumruklarını sıkmıyor, elini arkaya bağlamıyor, boş boş bakmıyordu. Yıllarca gözlerinin içine baktığımız öğretmenimiz ya mesleğini sevmiyor ya da çocukları sevmiyordu.

İşin içinde insan varsa, ne doğru ne yanlış oluyor, ne eksik ne tam oluyor...
Oysa bahar gelince ağaçlar çiçek açar, her bahar ağaçların çiçek açtığına şahidiz.
İşin içinde insan olunca , insan artık hiç bir şeye şaşıramıyor.
Kendinden başkasını göremeyen insan...
Bahar geldiğinde mutlaka ağaçlar çiçek açar ve bu yaşamak için umut verir...



 

9 Mart 2016 Çarşamba

Okula sorulan sorular ve beklenen cevap

Dün oğlumun okuluna gittim, yüzlerce sorumu bir kağıda sığdırabilmek için bütün akşam ayıklamak zorunda kaldım. Bir sayfa dolusu sorularım bunlardı;

·         Bütün bir gününü alacak şekilde okulda tutulmanın  çocuğun ruh ve fiziksel  sağlığına etkileri araştırıldı mı ?
       Bir günde sekiz ders işlemek,  uygun mu, sekizinden de istenilen performansı gösterebileceklerine dair araştırma yapılmış mı?
·          Bütün gününü sınıfta  geçiren çocuk için ,sınıf içi arkadaşlığını geliştirmek için, arkadaşlık erdemlerinin farkına varabilecekleri  ve yaşayabilecekleri bir çalışma ve projeleri var mı?
·         Bireylerin birinciliğine odaklanmış ( takım çalışmalarının göz ardı edilerek)  yarıştırma projelerinin  çocukların motivasyonu üzerinde ki etkileri araştırıldı mı?
·         Bir günü sekiz ders ile sınırlandırılmış programa çocukların rahatlayabilmeleri , kafalarının boşalabilmesi için ( her gün ve istikrarlı bir şekilde yapılması gereken) bir projeleri var mı?
·         Ödüllendirme ve cezalandırmanın çocuğun içsel motivasyonuna etkilerini biliyorlar mı ?
·         Hareketsiz bir ortamda bütün bir gün (sekiz ders için oturmak zorunda kalmak) ,çocuk sağlığını nasıl etkiliyor?( Özellikle kışın aylarca okul kapıları dışarı kapatıldı)
·          Okulca yapılan gezilerin, sosyal faaliyetlerin çocuk üzerinde ki etkileri araştırıldı mı?(Bütün bir yıl boyunca sadece bir kez gezi yapıldı)
·         Okula sadece mecbur olduğu için gitmek zorunda kalan çocuk algısını değiştirmek için neler yapmayı düşünüyorsunuz?
       İlkokuldan itibaren  Teog için hazırlıklara başlanılması, testler ve sınavların yoğun bir şekilde yapılması, çocuk üzerinde nasıl bir etki bırakıyor, araştırıldı mı?
       Sınavlarda çok çıkaranlara ayrı bir sınıf oluşturuluyor mu,  her sınavda  az çıkaranların , bu ayrıştırmadan nasıl etkileneceği konusu araştırıldı mı?
Çocuğumu okula gönderirken, fiziksel ve ruhsal  sağlığının güvende olduğuna inanabilmek için bu soruları soruyorum çünkü okul oğlumun bütün bir gününü almakta, geri dönüşünüzü bekleyeceğim."

2 Mart 2016 Çarşamba

Çorum'un güzel insanları

Pıtpıt sayesinde hayvanları " fark edebilme " içgüdüsünü kazandım. Pıtpıt'dan önce sokakta hayvan gördüğümü hatırlamıyorum, çocukluğumdan itibaren bir kedi başı okşamışlığım yada uzaktan da olsa sevmişliğim de yoktu. Pıtpıt, İstanbullu sokak kedisi , gözlerinden hastalanmış, hayvanlara duyarlı bir insan gözlerini tedavi etmiş, onun için bir ev arıyordu ve bana,"  evine almak ister misin?" dedi. Olur dedim. Kedi evimize girer girmez, dünyamız farklılaştı, daha önce fark edemediğimiz bir dünyayı yaşamaya başlamıştık. Çorum'a geldiğim gün ( çok sıcak bir gündü)  gözlerim sokaklarda su kabı aradı, yoktu. Sokaklarının temizliği ile bilinen il için belki kötü bir örnek olacaktı, gizli gizli köşelere su kapları koymaya başladım. Kediler için koyduğum mamayı genelde yaşı büyük tecrübeliler yiyor, küçüklere kalmıyordu. Mutfak balkonumdan beri gördüğüm küçük kedilere sosis atmaya başladım. İki tane küçük kedi, yukarıdan önlerine atılan mamayı kapmadan önce etraflarına bakıyor, ağızlarına alınca kafalarını yukarı çevirip bana bakıyor sonra koşarak gizli bir köşeye kaçıyorlardı. Artık acıktıkça balkonun altına geliyor, başlarını yukarı kaldırıp öylece duruyorlar, benim balkona çıkmamı onları görmemi istiyorlardı. İçimden geldiği , gördüğüm zamanlarda aklıma gelmekten çıkmışlar,  başları yukarda dört çift göz, aklımdan hiç çıkmamaya başlamıştı.  Benim sokağımdı, benim kedilerimdi...Dün, okuduğum haber ile yaptıklarımdan aldığım huzurdan utandım...
http://www.corumhaber.net/guncel/coplukteki-sokak-kopegine-abd-deki-turk-sahip-cikti-h51990.html
Çorum belediyesinin kent çöplüğünde toplanmış sokak köpeklerini  besleyen kızın haberiydi.  Gökçe Erdoğan. Çöplükteki bir köpek, önündeki yiyeceği yiyemeyecek kadar hastaydı, inliyordu. Karnı şişmiş, her an ölebilirdi. Bu inlemeyi facebook sayfasına koymuş, köpeğe de "inlek" demişti ... Çorum çöplüğünde pislikten açlıktan hastalanmış bu köpeğin inlemesine Amerika'dan cevap gelmiş . Amerika'dan biri "inlek'i" sahiplenmek istiyordu . Gökçe, ' İnlek'i  ' Çorum çöplüğünden çıkarmış, Amerika için yıkamış, taramış, öperek  yeni yuvasına uğurlamış. Gökçe'yi araştırdım, facebook da buldum ama facebook da o kadar cahilmişim ki nasıl arkadaşlık teklif ediliri bilemedim, mesaj yazdım, nasıl yardım edebilirim diye. Gökçe hemen mesaja geri dönüş yaptı, bu hafta sonu birlikte beslemeye gitmek için beni davet etti.
Bu hafta sonu Gökçe ile Çorum çöplüğünde olacağız, biraz korkuyorum,  köpeklerle hep arama mesafe koymuştum...
Çorum, Gökçe ile güzelleşti.
Bir şehri sevmek için bir güzel insan yeter...