3 Kasım 2016 Perşembe

Evde Oturan Anne

Öğretmeni Yunus'a sormuş; annen çalışıyor mu?
-Annem çalışmıyor, evde oturuyor öğretmenim, demiş ama içine dert olmuş, akşam okuldan gelince; anne evde ne yapıyorsun, sıkılmıyor musun diyerek, ilk kez  bütün bir  günümü nasıl doldurduğumu  merak etti.

 
Bütün günümün çoğu bu odada geçer, evler değişti ama kitaplarım, koltuğum  bilgisayarım, halım ( Pıtpıt parçalayıp yok etmeden, halım görünsün istedim, evimde ki tek değerli eşyadır) hep aynı kaldı.
Sabah okul için seni uğurladıktan sonra hemen pencereye koşarım, okul servisine  kaybolana kadar bakarım, pencereye çıktığımı gören kediler koşar gelir, hepsine eşit miktarda sosis atarım, hep bu saatte çöp kamyonu geçer, işçiler çöp tenekelerini sürükler, kamyonun arkasına asılarak diğer çöp tenekelerine doğru yoluculuk ederler, imrenirim, kendimi onların yerine koymak isterim, olmaz her iş torpil ile, pencereyi kaparım. İlk senin odanı toplarım. Henüz sıcaklığı gitmemiş pijamalarını katlarım, yatak, masa,  altından kitap kalem çıkarırken acaba çantasına koymayı unuttu mu diyerek heyecanlanırım. Sonra teker teker diğer odalara geçerim, katlarım, yerleştiririm. Üstün körü, çabucak bitsin diye. Çayımı koyarım, kitaplarımın arasına otururum, eskisi yenisi hepsine şöyle bir bakarım, öyle iştahlanırım ki , her şeye karşı bir başlangıç, bir cesaret, bir umut beliriverir. Kitaplar arkadaşım olur. Sıkılmaz mıyım, sıkılırım bazen. Ama yalnızlığın  kader olduğuna karar verdim, benim için yazılmıştı, değiştirmek için çok teşebbüslerde bulundum.
Tek başına bu odada çay içerken bir yandan da kendim ile konuşabilirdim. Onun için blog açtım.
Komşularımın kapısını çalıp , her sabah çöp kamyonunu izlediğimi, kendimi çöp kamyonunun arkasında asılmış giderken  hayal ettiğimi, sonbaharda yapılacak en iyi şeyin sokakları süpürmek olduğunu , sokakları süpürerek para kazanmayı gerçekten çok istediğimi  anlatmak isterim, olmazdı, ne düşündükleri umurumda olmalıydı. Bu hayaller ancak çocuk iken kurulmalıydı, kırkından sonra değil. Oysa ben kırkımda gerçekleri görmeyi başladım.  En çok  soğuk havaları sever iken artık soğuk havalardan korkmaya başladım. Kış gelince fincan kahve, battaniye, kitap fotoğraflarını paylaşanları çocukça bulmaya başladım. Olgunluk, soğuktan korkmayı gerektiriyormuş gibi kendi kendime konuşurum. Market çiçeklerini sahiplenip, isim koyarak, dünyada var oluş nedenimi sorgularım, bozkırın dondurucu sabahında patates diye bağırmak için pazara giden küçük komşumun ardından bir kaç kelime  etmek, yazmak isterim, merdiven yıkayan Sadegül Abla nın çoraplarının içine soktuğu şalvarı için bir şeyler söylemek, yazmak isterim. Kim dinler? Ben dinlerim. Bunun için blog açtım.
Kendi kendime konuşurken okunduğumu hissettim. Amerika dan bir yorum almıştım. Hemen koştum, dünya atlasını çıkardım. Atlas okyanusunda parmaklarımı gezdirdim. Hayatımda hiç yurt dışına çıkmamıştım.
Yazdıklarımda kendini bulanlar, beni kendine yakın bulanlar oldu, yüzümü görmek, buluşmak istediler. Buluştuk. Sarıldık. Yazılarım sayesinde ruh ikizi, sırdaş, kardeş olduk. Blog sayesinde yalnızlığım tarih mi olacaktı , ne? Görüşemediklerimiz ile mesajlar yazdık, sayfalarca kendimizi anlattık, mesajlarımızda kendimizin bile bilmediği, farkına varamadığımız en gizli yanlarımızı keşfettik, sonra sıkıldık olsa gerek mesajlar azaldı, isimler ve yüzler yok oldu. Herkes işine ben yine odama.
Bir sabah uyandığımda  mesaj kutumda yüzlerce insan gördüm, hepsi beni merak ediyor, sorguluyor, yazım hakkında konuşmak, kendi dertlerini anlatmak istiyorlardı. Akşam yazıp yattığım yazım, öğlen olmadan internet gazetelerinde, face, twiter, adını hiç duymadığım paylaşım sitelerinde, profesörü, siyasetçisi, ev hanımı, sporcusu, müdürü...yüzlercesi benimle konuşmak istiyor. Çok korktum. Öğleyi geçirmeden yazımı sildim, yoksa akşam haberlerine çıkacaktım. Herkes o gün beni merak etmişti, beni karşılarına oturtup sorgulamak , aynı anda beni  paylaşmak istemiştiler. Hakları olduğunu düşünüyorlardı, herkese açık bir yerden konuşuyordum. Bloğun samimiyetinden korktum, odam öyle kalabalıklaştı ki kendimi kaybettim, sustum. Nereye kadar susacaktım, sessiz sessiz yine konuşmaya başladım.
Yüzünü görmediğim kişilere posta adresimi verdim. Posta kutusunu açtığımda , çok şaşırdım, beni gerçekten seviyorlardı.
Bu oda , koltuğun bu köşesi benim hayatım.
Bu odadan beri düşünür, hayal eder, yazarım, yazarken ağlarım, gülerim.
Yazdıklarıma bazen yorum gelmez, üzülmem, kendim için yazarım, kendim ile konuşurum, kendimi tanımak, kendimi bulmak için aranır dururum bloğumda, çünkü. Bazen yorum gelir, çok sevinirim, beni hala unutmamış diye, yeni biri gelmiş diye ama  artık bilirim hepsi yolcudur, gelip geçerken uğrarlar, sonra giderler, yalnızlığım  kalıcıdır.
Kalıcı olan yalnızlığımdır, bu oda, bu yeşil koltuklar ve( bu yazıyı iki kere  silen yeniden yazmak zorunda bırakan) eski bilgisayarım.
Gün tepelerin ardından kaybolurken yine  pencereye çıkarım, kediler yine koşarak penceremin önüne gelir, hepsine eşit miktarda sosis atarım. Okul servisinin sokağımda görünmesini beklerim. Seni karşılarken yeniden doğmuş gibi olurum. Bütün gün ne yaptığımı merak edip sorduğunda," hiç  , evdeydim", diyerek cevap veririm.
 
 

19 yorum:

  1. Yeni takipçilerdenim sanırım:)Sizi okumak ve dünyanızı paylaşmak,hüzünleriniz de -hissettiğim -kendimden bir şeyler bulmak ve aslında yalnızlığımız da arkadaşlık etmek keyif veriyor.Umarım hep yazarsınız,takipteyim.Sevgilerimle.İlknur

    YanıtlaSil
  2. Giden yok, sessizce takip ediyoruz. Hem de okyanusun oteki kiyisindan.

    YanıtlaSil
  3. Ayse hanim, ben de okyanusun obur kiyisinda, adasim ve memleketlim olan sizin blogunuzu begenerek okuyorum.. Ben de cocuklar buyuyene kadar evde oturan! bir anneydim..Ilk okula giden oglum ,anne ,herkesin annesi calisiyor ,sen niye calismiyorsun diye sormustu..Ev haniminin isinin, para getirmez, tesekkur bile edilmez, 7/24 oldugunu, nerden bilecekler...

    Selam ve sevgilerimle
    Ayse

    YanıtlaSil
  4. Ayşecim şu koca dünyada hepimiz tek başımızayız aslında. İşteki arkadaşlıklar nereye kadar. 1 tane yakın arkadaş bulunca emek vermek gerek sürmesi için. Ama çağımız uzun dostlukların değil, hemen alt sıralara düşen gündelik paylaşımların çağı maalesef.

    YanıtlaSil
  5. Cidden yalnızlık kader mi? Çok sorgularim kendimi niye yalnızım diye? Komsuyla tanışmak icin kahve içmeye gitmek isterim bundan bile bir sürü engel çıkar. Anlam veremem hep mi benim başıma gelir böyle şeyler diye. Gul

    YanıtlaSil
  6. Hepimiz burdayız Ayşe..Sen yazdığında kalbimiz pır pır..Öpüyorum seni, Yunus'u, bu güzel ruhun zaman geçirdiği odayı tüm kalbimle kucaklıyorum.

    YanıtlaSil
  7. Keşke, keşke komşun olsaydım. Ne çok şey paylaşırdık diye düşünmeden edemiyorum..

    YanıtlaSil
  8. Evet giden yok, araya mesafe giren var.

    Kendi derdinde ve yalnızlığında kaybolmuş ama seni düşünen ve özleyen, en önemlisi gerçekten Yunus ile ikinizi seven biri var.

    YanıtlaSil
  9. Ben de bir ara kaybolup, yine gelenlerdenim, cunku benim kaybolusum genelde yalnizlasma buhranlarimla ilgili... oyle soyutluyorum ki kendimi blog bile kalabalik geliyor....
    Seni okumak cok ama cok guzel sevgilie Ayse...

    YanıtlaSil
  10. Ben de buradayım,seni de burada bulmaktan dolayı cok mutluyum.Sevgiler,

    YanıtlaSil
  11. Çok ilginç bak, kocaman evlerde yaşayanlar bile evin bir "köşe"sini benimsiyor :) Eninde sonunda 1-2 metrekarelik alanlarda yaşıyoruz sanki hepimiz?

    YanıtlaSil
  12. ben de her gün aynı otobüse bindiğim büyük parkta çalışan ve bütün gün çiçek sulama,gübreleme , ağaç budama gibi işlerle uğraşan işçilere imrenirim,onların yerinde olmak isterim :)
    Emin ol ki yalnız değilsin, ruhuna dokunan bir eşin ve seni her gün neşelendirip güncelleyen bir oğlun var.
    ailenle,kedinle,sevdiğin yazarlarla, seni okuyan, etkilenen ve sana yazmak/konuşmak isteyenlerle bayağı kalabalıksın aslında...

    YanıtlaSil
  13. Ben de hep okuyorum, ama içimden. Bu vesileyle sesimi duyurayım.
    ltg

    YanıtlaSil
  14. Ben de hep buradayım,yıllardır.Bazen günde iki kez hatta.Dilerim hep yazarsın ve biz de hep okuruz.Yalnızlığımıza iyi geliyorsun.Sevgiler M.Mert

    YanıtlaSil
  15. Sevgili Ayşe, sizi bugün tanıdım, hemen izlemeye/takibe aldım:)ve tanıdığıma da çok memnun oldum. Ne kadar içten, sımsıcak yazmışsınız, çok duygulandım. Yalnız değilsiniz ayrıca bir evladınız, yok iki Pıtpıt da evladınız sayılır, evladınız var. Sizsiz yapamayan, size muhtaç olan her canlı evladımızdır, bahçedekileri saymıyorum bile.:) Gerçi evet tamam gerçekçi olayım belki başkaları size yalnız diyorlardır hiç takmayın, dert etmeyin, ben de o anlamda yalnızım ama inanır mısınız sahte dostluklar, sahte komşuluklarla kalabılık olmaktansa, bir,iki gerçek dost (ki evlat, bir kedi, bir köpek, kitaplar)ile görece olarak yalnız olmak daha iyidir.
    Sevgiler:)

    YanıtlaSil
  16. Seni halen unutmadım, öyle ara sıra değil, sık sık da hatırlarım, sadece sanırım biraz fazla kendi dertlerime daldım. Canım Ayşe, okuyorum kaçırdığım yazıları şimdi peşpeşe. Sımsıkı kucaklıyorum seni ve Yunus'u.

    YanıtlaSil
  17. Bloga geldigimde ilk isim seni okumaktir!Cok güzel tasvirler yapiyorsun buna bayiliyorum ben!

    YanıtlaSil
  18. Sen ve yazdıkların... çok değerlisiniz Ayşe...

    YanıtlaSil
  19. Ben daha yeni geldim, yazılarınız öyle güzel ki;keşke yıllar önce denk gelseymişim

    YanıtlaSil