25 Ekim 2016 Salı

Raskolnikov'un Rüyası

 Bulaşıkları yıkıyorum, bulaşık suyunun girdabına kapılarak lavabo deliğine kaçacak iken bir örümceği kurtardım. Küçük bir  gurur ile kendimi mutlu hissettim.  Dışarı çıkmam gerekiyordu. Çorum'a kış geleli çok oldu. Paltolar çıktı. Ben de paltomu çıkardım. Henüz hiç giymediğim bu paltoyu kayınvalidem İtalya gezisi dönüşünde getirmiş, " oralarda her şey çok pahalı" demişti. Paltom çok pahalıydı. Dışarı çıkmadan önce boy aynasından kendime baktım. Ne kadar da güzeldim. Çarpık dişlerimi göstermeden kendime gülümsedim. Sokağımız Çorum'un en sakin en nezih sokaklarından biridir, yokuşu vardır.  Yokuşun gerisinde kulakları tırmalayan bir gürültü duydum. Henüz göremediğim bir şey , yeri kazıyarak geliyordu . Yokuşun başında ilkin bir çocuk belirdi, örgü kazağının üzerine örgü yelek giydirilmiş, sekerek koşarken arada  arkasına bakıyor. Sonra bir kadının , ip ile bağladığı tahta parçalarını peşinden sürüklediğini gördüm. İpi çektikçe tahta parçaları ,sokağın taşlarına sürtüyor, peşi sıra gelmemek için kadına direnç gösteriyorlardı. İki eli arkada , çektiği şeyin ağırlığı ile ikiye katlanmış halde bana doğru yaklaşıyordu. Yan yana geldiğimiz anda kadın durdu, doğruldu, ipi bırakmadan , yokuşa doğru baktı. Yüzü mermer gibi beyazdı. Derin derin soluyarak gözlerini yokuşa dikmişti, varlığımdan haberdar değildi. Oysa yürümeyi kesmiş ona nasıl yardım edebilirim diye ip ile bağlanmış tahtalara bakıyordum, bu tahtalar ile bir kaç gün ısınabileceklerdi. Kadının bu hali bana bir şeyi hatırlatıyordu ama çıkaramıyordum. Önde koşarak seken çocuk arkasına baktı, kadının durduğunu fark etti. Sekerek kadının arkasına geçti, deh deh deh diyerek elleriyle kadının sırtına vurmaya başladı. Kadının nefes alışverişleri sokağı inletirken, hatırladım.
Raskolnikov'un rüyasında gördüğü yaşlı kır ata benziyordu bu kadın... Çekemeyeceği kadar insan ile dolu bir arabaya koşturulan at, ayakta kalmaya çalışıyor, sarhoş sahibinin kırbaçları altında nefes nefese kalıyor. Arabacı etrafa bağırıyor,'gelin, hepiniz gelin, binin arabama', güzel giyimli kadınlar arabaya kahkahalar ile biniyor , tüm yolcular öyle eminler ki bu yorgun atın kendilerini çekemeyeceğini, yine de biniyorlar...
Bir kadın, bir anne, bir eş, bir aile olarak mutlu bir bireyim , mutlu olmam gereken bir dolu şeye sahibim. İnsan olarak nasıl biriyim diye kendi kendimi sorgulayacak onlarca şeye şahit oluyorum,sokakta, ülkede, dünyada...
Onlarca, yüzlerce, binlerce yanlışa şahit yazıldığımı hissediyorken nasıl mutlu birey olabiliyorum, kendime şaşırıyorum. Raskolnikov'un rüyasını okurken, at için ağladığımı hatırlıyorum ama gerçekte o yaşlı yorgun atın çektiği arabaya binen düşüncesiz, neşeli, güzel giyimli kadınlardan biriyim...Çivili tahtalar yeni paltoma zarar vermesin diye çıkarıp çantama soktuktan sonra ipe uzandığım için, lavabo deliğine kaçmasına izin vermediğim örümcek ile gurur duyduğum için , mutlu bir birey olarak aynalara gülümseyebildiğim için, zavallıyım

12 yorum:

  1. Hepimiz birer zavalliyiz. O kadar zavalliyiz ki zavallı oldugumuzun farkinda bile değiliz...UGT

    YanıtlaSil
  2. Ama farkında olmak biraz fark yaratıyor gibi.
    .

    YanıtlaSil
  3. Zavallılığımızın farkında bile değiliz çoğu zaman :(
    Yazılarını okumayı özlemişim.
    Sevgiler Ayşe :)

    YanıtlaSil
  4. Düşünüyorum da Ayşe, eğer o tahtaları sürükleyen kadın olsaydım, sanırım yine mutlu olurdum. En yoksul yıllarım benim en mutlu yıllarımdı mesela. Mutlu olabilmenin pahalı şeylere sahip olmak olmadığını o yıllarda öğrenmiştim. İyi ki örümceği kurtardığın için gurur duydun. İyi ki pahalı bir manton var. İyi ki her koşulda mutlu olmayı biliyorsun. Seni ve yazılarını bu yüzden çok seviyorum belki de.

    YanıtlaSil
  5. Ayşe, dünyadaki insanların çoğu merhamet fakiri.. Senin sorununsa, sadece fazla, çok fazla merhametli olman..

    YanıtlaSil
  6. İnanıyorum çok yakında benim de bir işim olacak , para kazanacağım ve bu dangoz bilgisayardan kurtulacağım ,güncelleme sorunu ile uğraşmayacak, tuşları eksiksiz, ekranı parlak,hızlı ve yazdıklarımı kendi kafasına göre silmeyecek bir bilgisayarım olacak...Gülsüm Abla, tahtaları taşıyan kadın mutsuz görünüyordu, fakirdik ama mutluyduk diye bir şeyin gerçek olmadığını düşünüyorum. Isınmak için çocuğu ile odun arayan bir kadın mutlu olamaz, akşama ne yiyeceğini düşünenler hele çocuğu da varsa mutlu olamazlar... pahalı şeyler alamamak fakirlik değildir, fakirlik bir kavgadır, kavga süresince insanın gözü hiç bir şey göremez olur, mutluluk ancak kavga bittikten sonra mümkün olur...Sevgili Gülsüm Abla, yorumun için teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın belki.Ortağı olduğum şirket iflas etmişti.Borçluydum.İşsizdim ve iş bulamıyordum.Bu arada eşimden ayrıldım. Büyük kızım ODTÜ de okuyordu. Elimde avucumda ne varsa sattım. Ankara'da bodrum katta bir ev kiraladım. Ortaokuldaki küçük kızım babasıyla Eskişehir'de kaldı. Doğalgaz kartını dolduramıyordum. Bu yüzden kızımın okuldan dönme saatine kadar evde kaban ve atkı ile dolaşıp ancak akşamları ısınıyordum. 100 gr. kıyma, yarım kilo patlıcan ile kızıma yemek yapıp, günlerce ekmek arası kavrulmuş soğanla karnımı doyurduğumu bilirim. Bir ara o kadar parasız ve çaresiz kaldım ki evin salon mobilyalarını sattım. Zaten bir çoğu ikinci eldi. Elime geçen parayla ancak erzak alıp doğalgaz kartını doldurabilmiştim. O güneş görmeyen, karanlık ve soğuk, badanasız evde güzel olan bir tek şey vardı. UMUT. Ev planları çiziyordum durmadan. Hayallerimi kimseye vermedim. Biliyor musun, o zamanlar hiç içinde bulunduğum çaresizlik için göz yaşı dökmedim. Ama şimdi yazarken ağlıyorum. Neyse... Geçti hepsi.

      Sil
    2. Umut...acıların en büyük merhemi...Gülsüm Abla, boyumdan büyük kocaman laflar pazarladığımı düşünüyorum işte tam da senin bu yorumun bunu ispatladı...senin yaşadıklarının hiç birini yaşamadım, başıma gelseydi altından kalmak için senin gibi biri olmam gerekirdi,ama senin gibi olmadığımı biliyorum, ezilir kalırdım...ben oturduğu yerden hikaye yazanım, bu çok kolay...eş parası ile evinden beri, yaşama dair fakirliğe dair kocaman laf salatası yapan biriyim ben...beni kendime getirdin, kendimi gördüm...

      Sil
    3. Canım, benim güzel yürekli küçük arkadaşım. Öyle deme. Anlattığın kadın mutsuzmuş.Umudu yokmuş belki de. Bence mutsuzluk yoksullukta değil, cehalette daha çok barınıyor. Hatta belki de sevgisizlik mutsuzluğu yaratıyor. Hele de açlık. Yok yok. Sen haklısın. "Aç insan da mutlu olur" diyebilir miyiz? Bu kadar bencil olunur mu? Ben oldum işte. İnan bana sen de beni kendime getirdin. Seni seviyorum.

      Sil
  7. Ne kadar ince düşünceler bunlar. İçime içime ağlattın be Ayşe

    YanıtlaSil
  8. İnsan sevmeli; bazen bir insanı, yahut da bir ağacı ya da kanadı kırık bir kuşu.
    Zaten sevmezse insan, insan mı olur?
    Cahit Zarifoğlu

    YanıtlaSil
  9. "Raskolnikov'un rüyasını okurken, at için ağladığımı hatırlıyorum ama gerçekte o yaşlı yorgun atın çektiği arabaya binen düşüncesiz, neşeli, güzel giyimli kadınlardan biriyim" işte ben de tam olarak böyleyim. Haksızlıklara en içten şekilde gözyaşı döküp, sonra çocuğumla yılbaşı ağacı süsleyip, onun ışıkları karşısında mutlu mesut oturan yine benim.

    YanıtlaSil