27 Nisan 2016 Çarşamba

Koca İnek

"
" Bir baba adil olmalıdır, adil olmayan baba evladını kör eder."( Kuyucu Mahmut Usta),( Kırmızı saçlı kadın, sf 35)

Kazanın getirdiklerinden biri de Kırmızı Saçlı Kadın'dı. Kayınvalidem,  beni ziyarete gelirken hediye olarak getirmişti. Kitabı okurken babamın hatıralarını andım.
 Kazadan sonra kendime geldiğimde beni tanıyan herkesi aramaya başladım, "sakın babama kaza geçirdiğimi söylemeyin" diye.
Bu dünyada, beni en çok babam sever. Bunu yazmamın nedeni övünmek  ya da çok şanslı olduğumu bildirmek için değil. Babam aslında bütün insanları sever , bundan olsa gerek en çok beğendiği yazar " Sait Faik'tir. İnsan sevgisi kendiliğindendir, zorlama değil. İstanbul'da öğrenci iken vapurdan bir kadın atlamış boğazın karanlık sularına,  denize bir kadın atladı diye bağıranları duyar duymaz kendini sulara atıvermiş, hiç düşünememiş yüzme biliyor muyum, bu deniz beni boğar mı? Kadını bulamamışlar ama babam şanslıymış o gün  yanında en yakın arkadaşı varmış, çok iyi yüzme biliyormuş.
" Sana kızdığım zamanlar aslında seni kör etmek geliyor içimden...bir babada dayanılmayacak yan hep seni görmesi." ( babasız büyümüş Enver) (Kırmızı Saçlı Kadın sf 170)

Babasız yaşamak çok zor iken babanın hayatta olduğunu bilmek ama görünmezliğine alışmaya çalışmak nasıl bir zorluktur?

Babam on bir kardeşin tam ortancası iken  okumaya tek meraklı olanıymış. Beş yaşında ilkokula yazılmış. Köyde çocuk olmak, çocukluğu yaşamak diye bir lüks yokmuş, herkes boyundan büyük işleri yapmak zorundaymış. Yaşının küçüklüğüne bakmadan  sürünün ( büyükbaş hayvanların) çobanı oluvermiş.
Otlatmakla sorumlu sürünün sayısı azmış ama çok dikkatli olması gerekiyormuş çünkü köydeki tüm kavgalar hayvan otlatmaktan çıkıyormuş. Ekili araziye kaçan sürüler kan davasına kadar giden kavgalara sebep oluyormuş. Çoban , sürüsünü ekili olmayan sahipsiz topraklara doğru çok uzaklara götürmek zorunda kalıyormuş, sürüsünü gönül rahatlığı ile otlatabileceği bir yer bulduğunda koynundan çıkarttığı ders kitaplarını ezberlermiş,  kaydı olduğu halde okula çok az gidebiliyormuş, bulabildiği tüm kitapları okuyormuş. ( okuduğu hiç bir şeyi unutmadığını pazar kahvaltılarında bizi güldürmek için söylediği şeylerden anlamıştım, ilkokul, ortaokul, lise , üniversite de okuduğu tüm ders kitaplarını ezberlemişti, satır satır ezberindeydi)
Sürünün bir başı varmış, " Koca inek " .Bizim oralarda en büyüklere, en yaşlılara, en kıymetlilere ;" Koca" ön adı ile hitap edilirdi, Koca ana, koca emmi, koca ağaç, koca kaya .. .
Bu koca inek, nereye başını çevirse sürü ö yöne doğru başını çevirirmiş, koca inek nereden ot yerse bütün sürü o yerden ot yemek istermiş, koca inek nereye ,bütün sürü oraya. Çoban anlamış ki sürü demek aslında Koca inek demekmiş. Koca inek ne durdan ne yürüden anlıyormuş.  Koca inek istediği yere gidiyormuş, çobanını dinlemiyormuş, ekili arazilere yönünü çeviriyor, arkasından bütün sürü ...
Akşam olunca hem annesinden hem arazi sahiplerinden dayak yiyor, sabahında bir daha olursa diye bin türlü tehditlerle sürüsünün arkasına geçiyormuş...Küçük çoban için koca inek çok büyükmüş. Her gün önünde diz çökerek ağlıyormuş, yalvarıyormuş ; koca inek gitme, girme, koca inek ne olur..." Koca inek dinlemezmiş çobanını, çoban küçük, çoban zavallı. Her akşam dayak, her akşam kıyamet...
Babam bunları anlatırken, babamın babası aklıma gelirdi, soramazdım, baban neredeydi, seni kurtarsındı. Bilirdim ki babam en çok koca ineğin önünde diz çökmüş iken babasını arardı. Babası yaşıyordu, onun nasıl acılar çektiğini biliyordu ama görünmez olmayı tercih etmişti. Her gün koca ineğin peşinde korkarak, yalvararak, ağlayarak için için babasını çağırıyordu. Koca inek gibi babası da kayıtsızdı çaresizliğine, böyle bir anda sessiz ve görünmez olmuş bir baba kadar en çok ne acıtabilirdi ki, hiç bir şey...
Koca inek küçük çobanı hiç dinlemedi, çoban bir karar verdi, söz dinlemeyen başı buyruk bu inekten kurtulmalıydı, kitaplarını koynundan günlerce çıkaramadı, planlar yaptı, ineği koca kayalığa sürdü, peşinden kendisi de düşebiliri bildiği halde, koca ineği koca kayalıklardan ittiği günün akşamı bir tek annesinden dayak yemiş, koca inekten kurtulmuş, tek başına başarabilmiş, kendine güveni gelmişti. Koca inek kaybolunca koynundaki kitapları ezberlemeye kaldığı yerden devam etmiş. İstanbul tıp fakültesini kazandığında ( on beş yaşına yeni girmiş iken)   aklına ilk babası gelmiş. Babasına haber salmış, oğlu doktor olacak diye... Belki ortaya çıkar, belki oğlu ile gurur duyardı...İşte burada babamın sözünü keserdim çok kızardım, ne diye haberi olsun ki, babalık mı yaptı, ne diye gurur duyacaktı?
Ne olursa olsun her zaman bir baba tarafından gözetlendiğini hissetmiş, buna ihtiyaç duymuştu.

"Şimdi seni kör edersem...o zaman kendim olacağım ve kendi kelimelerimi yazıp kendi efsanemi söyleyeceğim" ( babasız büyümüş Enver, Kırmızı Saçlı Kadın sf. 170)




                                                

3 yorum:

  1. Allah uzun ve saglikli omur versin annene ve babana.

    YanıtlaSil
  2. babayı iyi insan olduğuna ikna etmeye çalışmak, hayatın özeti bu mudur ayşe? ben gitgide böyle olduğunu düşünmeye başladım.

    YanıtlaSil
  3. Ayşe, son yazıma bakar mısın? Sana sorular hazırladım:)

    YanıtlaSil