23 Ağustos 2015 Pazar

Çorum-Pıtpıt-Şerifali-Sardunya

        
                                                  Sardunyam yeniden açtı

                                       
                                                    Pıtpıt, mutfak penceresinden Çorum'lu kuşları inceliyor

Çocuklar için tanışmak, arkadaş olmak ne kolay , onlar için yabancı diye bir kavram yok;
-Naber laa....senin adın ne....benim adım Ali Şerif...oynayak mı...diye içten samimi bir hoş geldin ile
sessiz, çekingen, mahçup bir yabancıyı içeriye alıverme doğallığını  henüz kaybetmemiş...
Ali Şerif , sekiz yaşında, arkadaşları tosuncuk diye çağırıyor
Benim dilimde adı ise Şerifali....Konuşurken burun delikleri ile göz bebekleri açılıyor, şakaklarından
boynuna doğru ip gibi ince, ırmak gibi gürül gürül ter akıyor, hayatta bir tek asansörden  korkuyor, davet edilmeye alışkın değil, teklifsizce evimize girerken;" Ayşe teyze, keke bayılırım diyor, mesajı alıyorum,
mutfağa girip yumurta kırarken yanıma sokulup " yumurtayı nerden alıyon ,... oranın yumurtaları bozuk çıkar, babamın çalıştığı markette yumurtalar çok taze... Beni görünce ilk önce kibarlaşmaya çalıştı, çalışıyon"musunuz", nerden geliyon"sunuz... Keki salona götürürken sehpa üzerinde ki satrancı görünce hemen bağdaş kurup oturup, ben de iyi bilirim bu şeyi , gel hele önüme , hadi bismillah diyerek kaleyi, piyonu, şahı yerinden kaldırırken taşların adını ve satrancı hiç bilmediğini ben ne yaparsam aynısını yapmaya çalıştığında fark ettim... Kek yerken  teklifsizce dertlerini açıverdi, babasının kayınvalidesi( anneanne olmalı) ölmüş, ailecek Manisa'ya gitmeleri lazımmış, birinci sınıfta çok başarılıymış ama öğretmen arızalık yapıyormuş, ikinci sınıfta  başka öğretmen istemek  için annesi ile müdürün yanına gitmişler, müdür yüz lira para istemiş, babasının o kadar parası yokmuş, bu sene de  aynı arıza ile okuyacak olması onu bunaltıyormuş, konuşurken burun delikleri açılıyor, kaşları kalkıyor, güneşten yanmış tombul yanakları şişiyor, kafası geri geri gidiyor,
keki yediğini unutuyor tıkanıyor, Şerifali'yi öyle çok seviyorum ki, iyi ki Çorum'a geldim diye seviniyorum...Pıtpıt'ı görünce "hayatta bir tek kedilerden korkuyorum, diyerek ikinci korkusunu öğrenmiş olduk, Pıtpıt, Ali Şerif'e doğru yöneldikçe "bismillah" diye iç geçirerek kediden uzaklaşıyor,
her fırsatta bu kedi gaç yaşında, ne zaman mortingen olacak diye sormadan edemiyor...
Yunus Ali Şerif sayesinde sokağa çıkmaya, sokak oyunlarını oynamaya başladı, sokağın diğer sakinleri Yunus'un acemiliğini, cahilliğini yüzüne vursa da, Ali Şerif burun deliklerini kabarta kabarta
"Aslan İstanbullu" diyerek Yunusun sırtına vura vura cesaretlendirmede çok başarılı...
Şerifalili Çorum'u seviyorum.



12 Ağustos 2015 Çarşamba

Doğum günü hediyesi


Sevgili arkadaşım;

Çıplak dağların ardından şimdi Çorum’a güneş doğuyor. Yeni bir şehri yeni bir hayatı yaşamaya başlayalı nerdeyse otuz gün olmuş.

Çorum’daki yeni hayatım nasıl başladıysa öyle devam ediyor, beklentisiz, olduğu gibi… Uzaktan beri , hastanenin bekleme salonunda iken, yeni evimin tutulduğunu duydum. Hastane çıkışlarında    annem ile eşyaları kolilere doldurduk. On beş senedir oturduğum evi,  hatıraları, yaşanmışlıkları, tek tek kolilere yerleştirdim, hasta annem ile baş başa, günlerce… Annemin, hiçbir şey kırılmasın diye eline her geçeni okuyarak üfleyerek gazete kağıtlarına sarıp sarıp yolcu ederken ki hali, duvarlardan Yunus’un resimlerinin çıkmamaya direnmesi ,  dolabın kırılan bacağının yerine destek olsun diye sıkıştırdığım meydan larus ansiklopedisinin ikinci cildini  seneler  sonra yerinden çıkartırken, martılar yesin diye yemeklerden aşırdığımı  koyduğum mutfak pervazındaki tabağımı kaldırırken ,yerini sevdiği için çılgınlar gibi çiçek açan sardunyamı yerinden kaldırırken, bitmek zorunda olan diğer bütün şeyler, hiç ummadığım kadar acı verdi. Arka balkonumun penceresine kadar uzanan on beş sene boyunca arkadaşlığını esirgemeyen  yaşlı ceviz ağacının dallarına, gölgesinde huzur ile okuduğum kitaplar için, kurduğum hayaller için, yazdığım yazılara ilham verdiği için teşekkür ederken, meyveye durmuş  dalların hepsi ile tek tek  vedalaşırken dayanamadım, annemden gizlenerek, ağladım. Yaşımın getirdiği bir şey olsa gerek, yeniye karşı istek, azim, özlem hissedemiyorum, eskim ile baş başa lığımda ki huzuru, yenide bulamıyorum…

Hiç görmeden kiralanıp tutulan yeni evimi yadırgamadım, hoş geldiniz demeyen komşularımı da yadırgamadım, sorgulamadım.  Apartmanda kiracı olmak pek makbul bir şey sayılmıyor olsa gerek, tek kiracının biz olduğumuzu apartman girişine asılmış kocaman krokiden anlıyorum, her sayının karşısına büyük harflerle ev sahibi yazılmışken 10 numaranın karşısındaki kiracı yazısı çok yabancı bir varlık gibi duruyor, hak veriyorum … İstanbul’da da komşularım yoktu, benim için farklı bir şey değil,” her şeyi olduğu gibi kabul etmeliyiz, burada yabancıyız “diye uyarıda bulunma gereği hisseden eşimin kaygılarını gideriyorum.

Üzeri örtülmüş,  plastik kovalar içinde simit satan çocukların sesinde, kavurucu sıcak günün ardından her akşam  çıkan  rüzgarın serinliğinde, oyun oynar gibi bütün şehri halkanın içine almış  dağların çıplaklığında, dalları kopmuş, yaprakları solmuş sardunyamın  yeni yerinde yeniden çiçek açmasını gözetlerken, yeni hayatımı, Çorum’u seviyorum… Beklentisiz, olduğu gibi  , olduğu kadar mutluyum…

*Canım arkadaşım  sana binlerce kilometre uzakta iken yeni yaşını kutlamak için böyle bir yazı yazıp hediye etmek istedim. Doğum günün kutlu olsun, yirmi yılı aşkın dostluğumuz senin özverin, samimiliğin, içtenliğin, yüce gönlün ile devam ediyor, iyi ki varsın…