3 Haziran 2015 Çarşamba

Poşet ile Pıtpıt



Bütün kediler böyle midir? Poşet içine saklanmaya bayılır mı?
Geçenlerde Pıtpıt, hiç huyu olmadığı halde,  Yunus'u okula uğurlarken apartman merdivenlerine çıkmış, ışıklar sönünce bir kat aşağı inmiş, o esnada alt komşumuz da  kocasını işe uğurluyormuş, bizim ki açık kapıdan içeri dalıvermiş, bir çığlık bir kıyamet , kadıncağız kedilerden çok korkuyormuş. 15 senedir   kafa sallayarak selamlaşmaktan öte geçmeyen komşuluk ilişkimizde  Pıtpıt kadının yatak odasına karyolasının altına girivermiş. Sabahın köründe kadının yatak odasına daldık, karyolanın altına eğilip, Pıtpıt'ı çağırdık, sindiği yerden çıkmaya niyetli görünmüyordu. Komşu vilada sopasını almış, kedimize doğru sallamaya başlayınca zavallım korktu,  karyolanın derinliklerine kaçtı. Canım diyorum, korkma diyorum, gel diyorum, sosis diyorum, Pıtpıt'ım diyorum ama komşunun elindeki vileda sopasında gözleri, hiç bana bakmıyor. Eşler karyolayı kaldırdı, ben panter gibi Pıtpıt'ın üzerine atladım, kucağıma alıverdim. Su gibi terler boşandı üzerimden, çok utandım, nasıl kaçtığımızı bilemedik, kaldırılan bizim yatak  olsaydı altından neler neler çıkardı...

Birdenbire mutluluklar



Birden bire mutlu oluyorum. Öylesine. Kedime sarılıyorum, hemen, pembe kulaklarından öpüyorum, seni seviyorum Pıtpıt gibi şeyler söylüyorum.

 
 
 
 

2 Haziran 2015 Salı

Tek gözlü oyuncak bebeğim



Çocukluğum gelir, yanıma oturur, hiç konuşmadan birbirimizin yüzüne bakarız. Çocukluğumun gözlerinin içinde hüzün var ...

Almanya'dan tatile gelen dayımlar, hediye olarak; alman sakızı, ikinci el kıyafetler, poşet çaylar, kaç kez erimiş  şekli değişmiş çikolataları ile dolu bavullarını önümüzde açarlardı. Biz, "memleketinde kalmış çocuklar" için bu bavul bütün sene hayal kurduracak , iştah kabartacak, hasretle beklenen bir şeydi. O sene ne sakıza ne paketinden dışarı akmış çikolatalara saldıramadım,  tek gözlü, yüzünde bıçak izleri,  keçe saçlı bir oyuncak bebek, bavulun içinden elime gelince her şey bambaşka oluverdi...Bavul bebeğin tabutu gibiydi, üzeri sakızlarla çikolatalarla örtülmüş, ölmek üzere iken benim elime geçivermiş, onu kurtarmıştım. Bu perişan bebek benim ilk  ve son bebeğim olacaktı, başka hiç bir bebek çocukluğuma giremeyecekti.
Biri eline bıçak almış, önce sol mavi gözü söküp çıkarmış sonra pembe yanaklarına çizikler atmış, simsiyah saçlarını yolmuş. Bütün çocukluğum bu acımasızlığı yapanı düşünerek, bir daha hiç iki gözü olamayacak, yanaklarındaki derin yaralar hiç gitmeyecek bebeğimin yasını çekerek geçti.
Bazı günlerde bebeğim benim gözümde pamuk prenses gibi güzeldi, hiç eksiği yoktu ama çoğu zamanlarda oyuk gözün karanlığı, bıçak izlerinin derinliği içimi ürpertirdi, ne yapacağımı bilemezdim, kendi bebeğinden korkmak beni çıkmazlara sürüklerdi.
Bir gözü cam gibi masmavi bakarken diğerinin karanlık bir kuyu olup beni içeri çekmeye çalıştığı zamanlar daha çok sarılırdım bebeğime. Bebeğimin keçelenmiş saçları için, sabundan başka bir şey bilmeyen evimize şampuan aldırdım. Bizim evde saçına şampuan değen ilk  bebeğim oldu. Ama hiç bir şey yüzündeki dehşeti gideremezdi. çaresizdim.
Akşamları bebeğimi yanıma yatırırdım, tek mavi gözü kapanır, oyuk göz ise " ben hep karanlık içindeyim, yatmak, kalkmak, gece, gündüz benim için bir" derdi, oyuk göz hiç durmadan benimle konuşurdu.
Bebeğimi çok sevdim, yanımdan hiç ayırmadım, başkalarının alay etmesine kulak asmadım , en güzel elbiseleri onun için diktim, saçlarını şampuan ile yıkadım, canını acıtmadan taradım, geceleri korkmasın diye yanımda yatırdım, balkon demirlerine ip bağladım onun için salıncaklar yaptım, okumayı sökünce ona kitaplar okudum, sırlarımı açtım, sırtıma bağlayıp çarşı pazar gezdirdim.
Ama hiç bir şey onun yüzündeki acıyı gideremedi.
Çocukluğum hiç ummadığım bir anda yanıma gelmekten,  oyuk gözüyle karanlık , otuzlu yaşlarının sonuna gelmiş bana bakmaktan hiç bıkmadı...