3 Aralık 2015 Perşembe

Okul Sıkıntısı-2-


Okul Sıkıntısı adlı kitabın ikinci bölümünde   Pennac artık öğretmen olmuştur,( Fransızca öğretmeni) şimdi  öğretmenliğine dair birkaç anısını aktarıyorum;

“Tembel bir öğrencinin öğretmene dönüşümündeki etken ne?

Üstelik alfabeyi sökemeyen birinin yazar olmasındaki?

Nasıl oldu da bir şey oldum ben?

Cevap vermeme isteği çok büyük. En disiplinsiz öğrenci hangi aşamada sosyal gerçekler zeminine ayak basar?

Bu dönüşüm tam anlamıyla anlaşılmaz bir sırdır! İnanılmayacak bir şey, zaten tembellerin kaderidir, kimse onlara inanmaz. Tembellikten sıyrılsam bile yaraları tam anlamıyla kaybolmuyor. Öğretmenlerim bir şey olmayacağımı söylediğinde ,  ben bunu kabaca, en kötü ihtimalle geleceğim benden ibaret olur şeklinde tercüme ederdim. Onları dinlerken zamanı en küçük bir şekilde gözümde canlandıramaz ,  saf saf onlara inanırdım. Daima sersem ,  her zaman sersem olarak kalacaktım. Çünkü, “asla” ve “daima” kelimeleri , kırılmış gururunun tembel öğrenciye sunduğu, zaman yoklamasına yarayan ölçüm birimleridir. Zaman… Geçip gitmesi logaritmik olarak algılamak için yaşlanmam gerektiğini bilmezdim.  Oysa ben çocukken orada değildim. Sınıfa girmem ile sınıftan dışarı çıkmama bir olurdu. Öğretmenin dimdik bakışları uçan dairelerden çıkan o ışınlar gibi beni oturduğum sıradan kaldırıp anında başka bir yere gönderiyormuş gibi gelirdi. Nereye mi? Doğruca öğretmenin kafasının içine! Orada ne kadar değersiz olduğum ölçülür biçilir, başka bir deyişle çöp gibi geri fırlatılırdım. Bu yüzden olsa gerek tembel öğrencilerimi çok iyi anlayabiliyordum. Ardından ilk kurtarıcım geldi, orta okul 4. Sınıf, Fransızca öğretmenim. Beni olduğum halde kabullenen ilk kişiydi. Her halde yapmadığım ödevler , çalışmadığım dersler için her seferinde biraz daha yaratıcı bahaneler uydurabilmeme hayran kalmış ve bana sadece roman yazma ödevi vermişti. Her hafta bir bölüm, dönem sonunda tamamlanacak bir roman. Bu yaşlı öğretmen içimdeki yazarı( nasıl oldu bilmiyorum) keşfedebilmişti. Okul hayatım boyunca ilk defa bir öğretmen bana bir statü vermişti. Okuldan birinin gözünde ben, izleyecek bir çizgisi olan zamanla da ilerleme kaydedecek bir birey olarak vardım. Elbette koruyucuma sonsuz bir minnet duyuyordum ve bu yaşlı beyefendi oldukça mesafeli bir insan olmasına rağmen gizli okumalarımın sırdaşı oldu.

Bizim zamanımızda roman okumak iyi bir şey değildi, okul zamanında okunması yasaktı, boş bir uğraştı.  Yatılı okulda okuduğum için bana ait bir dünya lazımdı ve bu kitapların dünyası oldu. Ailemde okuyanları seyretmişimdir. Babam bacak bacak üzerine atar koltuğunda piposunu tüttürerek, lamba ışığı altında kitabını okurdu. Ağabeyim  odamızda yan yatarak , dizleri kıvrık, sağ eliyle başını tutarak…Bu davranışlarda bir iç rahatlığı okunurdu. Aslında beni okumaya iten şey okuyanın fizyolojisidir. Belki de bu davranışları taklit etmek için okumuşumdur. Okurken kendimi sürmekte olan bir mutluluğun içerisine bedensel olarak yerleştiririm…
 
Sınıfını varlığı ile dolduran öğretmen hemen fark edilir. Öğrenciler daha senenin başında bunu hissederler.Öğrencilerini selamlamasından,oturmasından, sesisinin tonundan, asla öğrencinin sesinden daha yüksek değil. Onlarla olduğumda yada ödevlerini okuduğumda tamamıyla yanlarındayım başka yerde değil. Fakat başka yerdeysem artık onlarla olmaktan çıkıyorum. Sınıf bir orkestra ve tam bir katılım gerek, ahenkli bir ses için.Her öğrenci kendi sazını çalıyor, buna karşı çıkmanın bir anlamı yok. Sınıfta olmaları…Okul zamanı kendine has kullanış şekline göre peş peşe beş, altı ders, ellibeş dakika boyunca dikkatlerini vermeleri bu kız ve erkek öğrenciler için kolay bir şey değil.

Bir matematik hayatı hemen sonra edebiyat hayatına açılıyor, hiç sebep yokken sizi başka bir hayata bu defa İngilizce, kimya, müzikli bir hayata fırlatan , hiçbir mantığı olmayan ve tek bir güne sığdırılan…Alice Harikalar Diyarında’ki gibi: Mart tavşanı ile çay içip, aniden Kupa Kraliçesi ile kriket oynarken buluyoruz kendimizi. Elli beş dakika sıra sıra, hiç sürprizsiz hep geliyor, bu kadarı da fazla!

İyi öğrencileri problemli olanlardan ayıran şey, hızlı dönüşebilme yetenekleridir. Çalışkan öğrenciler kendilerine bahşedilmiş bir yeteneğin keyfini sürerken problemli öğrencilerin akıl sık sık başka yerdedir. Eğer onlardan akıllarını tamamen bana vermelerini bekliyorsam onların dersimin içerisine yerleşmelerine yardımcı olmak zorundayım. Emin olduğum şey varsa o da, öğrencilerimin sınıftaki varlıklarının benimkiyle doğrudan bağlı olduğudur. Elli beş dakika süren dersim boyunca bütün bir sınıf ve tek tek her öğrenci için var olmama, fiziksel, zihinsel ve entelektüel mevcudiyetime. Bazen bunu başaramıyorum ve kendimi müze bekçisi gibi hissediyordum. Öğretmen öncelikle uykusunu almış zinde olmalı, iyi öğretmen erkenden yatar.

Yoklamanın önemi… Acelem bile olsa , sabah yoklamalarını hiçbir zaman atlamam. Koyun sayar gibi değil, yumurcaklarıma bakarak yoklama yapardım, onları ağırlıyorum, tek tek isimlerini söylüyorum ve verdikleri yanıtları dinliyorum, öğretmenleri ile kısacık da olsa muhatap olmak…Öğrencinin bir başkasının değil sadece kendisinin benim gözümde bir değeri olduğunu anlayabilmesi için küçücük bir saniye. Ben elimden geldiğince buradayım deyişinden o anki ruh halini çözmeye çalışıyorum. Eğer sesi çatlak çıkıyorsa, bunu dikkate almak gerekir.

Akşamüzeri son derslerde öğrencilerim yorgun bitap düşmüşken, onlardan şehri dinlemelerini isterdim. Ardından sessiz ve hareketsiz kalmaları için onlara iki dakika tanır, bu sessizlikte dışarıdaki keşmekeş içerdeki huzuru öne çıkarırdı.

Öğrencilerim kimlerden mi oluşuyordu? Bir kısmı benim onların yaşındaki halime benzeyen saygıdeğer okullardan uzaklaştırılan kızlarla oğlanların kapak attığı, çoğu sınıfta kalıyor ve kendilerini değersiz görüyorlardı. Diğerleri ise kendilerini sadece bir kenara atılmış ve sistemin dışında hissediyordu. Onlar benim öğrencilerimdi. Onları bir sürenin içerisine yerleştirmek için “sıkıntı egzersizleri “ tavsiye ettiğim zamanlar oldu. Onlardan hiçbir şey yapmamalarını isterdim: Kafa dağıtmamalarını , hiçbir şey tüketmemelerini, hatta sohbet bile etmemelerini, çalışmamalarını. Kısacası hiçbir şey yapmamalarını isterdim. Sıkıntı ödevi, bu akşam işe koyulmadan önce yirmi dakika hiçbir şey yapmadan duracaksınız. Müzik de mi dinlemeyelim? Kesinlikle hayır! Yirmi dakika mı? Yirmi dakika . Doğrudan evinize gidecek, kimseyle bir şey konuşmayacak, arkadaşlarınızı görmezden gelecek, odanıza girecek, yatağınızın kenarına oturacak, sırt çantanızı açmayacak, walkman takmayacak, gameboy oynamayacak ve yirmi dakika, boşluğa bakarak öylece duracaksınız. Ne için? Meraktan. Geçen dakikalara yoğunlaşın, tek bir tanesini bile kaçırmayın ve bir gün sonra bana anlatın. Bunları yaptığımızı nasıl bileceksiniz? Bilemem.

Kötü öğrencilerimiz( bir şey olamayacakları konusunda adı çıkanlar) okula asla yalnız gelmezler. Sınıfa giren bir soğandır, birkaç kattan oluşan hüzün, korku, endişe, içerleme, kızgınlık, yerine getirilememiş istekler, öfkeli vazgeçişler, hepsi utanılacak bir geçmiş olacak kabuklar. Kabuk kabuk bedenleri ile sırt çantalarında aileleri ile geliyorlar . Ders ,sırtlarındaki yük yere bırakıldığında kabukları soyulduğunda başlayabilir ancak. Bunu anlatmak zor ama çoğunlukla tek bir bakış , tek bir iyi söz, güven telkin eden tutarlı açık tek  bir konuşma, söz konusu bu hüznü dağıtmak ruhları rahatlatmak onları şimdiki zamanın içine yerleştirmemize yeterli oluyor. Olumlu etkilerin geçici olması normal. Soğan çıkışta tekrar eski haline dönüşecek ve yarın kuşkusuz baştan almak gerekecek. Fakat öğretmek işte böyle bir şey; öğretmenliği bırakana kadar baştan başlamak. Bu öğrenciler yıllarını bizlerin karşısında oturarak geçirdiler. Ayrıca ziyan olmuş bir okul yılı hiç de küçümsenecek bir şey değildir.

Bizi kendimizden kurtarmak ve diğer öğretmenleri unutturmak için bir- tek bir- öğretmen yeter.”

4 yorum:

  1. kitabın hoşuma gideceğine eminim. ilk bölümünü de ikinci bölümü de çok beğendim :)

    YanıtlaSil
  2. Ayşe nefis bir kitap bu. Çok teşekkürler. Alacağım.

    YanıtlaSil
  3. Kitap çok şey öğreteceğe benziyor.Keşke bir çok öğretmende okusa ve anlasaydı.

    Bir kaç öğretmen geldi aklıma,onlara hediye etmek isterdim.:)

    YanıtlaSil
  4. Aslında öğretmenlerimize ve anne Adaylarına cocukları okula başlayacak velilere böyle Kitapları dağıtmak gerek. Ilk fırsatta egıtım konulu kitaplar listesi yapıp okumak istiyordum bu kitabı da eklemek gerek. Teşekkürler

    YanıtlaSil