10 Aralık 2015 Perşembe

Aldatanlara


Ne oyunu, ne şekeri , dünyada en çok babamı seviyorum. İlkokula başlarken sıkı sıkı tuttuğum babamın elini bırakmak istemiyorum, babam kocaman olduğumla ilgili büyük laflar ediyor, bir de okul sırasını iyi kullanmamı söylüyor, devlet malı diyor. Devlet malı ne demek anlamıyorum ama babamı çok sevdiğimden oturduğum sıraya adımı kazımıyor, yazı yazmıyorum. Malatya’nın karında yürümeye çalışıyoruz, bata çıka, babam beni omzuna alıyor; iyi insanları anlatıyor. Babamın omuzlarında  iyi insanların yalan söylemediğini anlıyorum. Her şey karların altında görünmez olmuş, ben yükseklerdeyim, kulağımda  en sevdiğimin sesi, iyiliğin sesi…
Babamı ameliyathaneye götürüyorlar. Ellerimi tutuyor, gözlerimin içine bakıyor;” her zaman doğru ol, doğru olmayı hiç bırakma” diyor. Ameliyathanenin kapısı açılıyor, sıkı sıkı tuttuğum el  boşanıyor. Babam kalp krizi geçiriyormuş, günlerce yoğun bakımın kapısında babamın sözleri kulağımda çınladı durdu.  Kızını bir daha görememe ihtimali olan bir babanın son sözleri olacak kadar önemli miydi, doğru olmak,  nasıl bir şeydi?  Babam iyileşti, kendine dikkat etmesi gerekiyordu, ağır kaldırmamalı, çok yorulmamalıydı.
 Dün annem ile babam köylerinden dönerken bana da uğradılar, elleri kolları dolu dolu.  Bahçelerindeki son sebzeleri toplamışlar, ıspanak, pırasa, biber, patates, soğan … Bir çuval da bulgur…Bunca yükü kapımda görünce sevinemedim, çok üzüldüm, iki yaşlı , iki hasta insan, çok yorulmuş olmalıydılar  halbuki hep söylüyorum; sakın bir şey getirmeyin, taşımayın, her şey burada da var…Hiç yorulmamış gibi kilolarca ıspanağı ayıkladılar,  yıkadılar, poşetlere doldurup dondurucuya koyarken; Yunus’a ıspanaklı börek, yumurtalı ıspanak yaparsın dediler…Getirdikleri  her  torbayı  açtıkça gözlerinin içi gülerek;” bütün kış size yeter, hiç bunalmazsınız” diyerek dolaplara yerleştirdiler… Sıra bulgur çuvalını açmaya gelince ; dayanamadım;  bu çuval çok ağır, doktorlar seni uyarmamış gibi hareket ediyorsun, emekli aylığını niye  harcıyorsun diye söylendim.

Bulguru satan adama; kızıma götüreceğim demiş, en iyisi olsun demiş…adam en iyisi bu amca demiş, babamın sırtına bulgur çuvalını yüklemiş…Samsun’dan Çorum’a taşımış…
 Bulgur çuvalını açarken, tatlı bir huzur yaşıyorlar, soğuk kış günleri bu bulgurun pilavını  yiyecek, karınları doyacak çocuklarının hayalini kuran annem ile babamın gözlerinin içi gülüyor…
Çuval açıldı, ellerimi bulgura daldırdım,  bulgurdan daha çok böcek var, çuval böcek çuvalı, ellerimde ki  böceği  ne yapacağımı bilemedim, babam görmesin gözlerinin içinde ki gülümseme sönmesin, hastalık dinlemeden sırtına atıp taşıdığı çuvalın içinden, küçücük emekli aylığının  bir kısmını verdiği bu çuvalın içinden,  yetmiş yaşını aşmış yaşlı bir dedenin kızı için torunu için aldığı bu çuvalın içinden “sahtekarlık” çıktığını bilmesin diye böcekli ellerimi nereye saklayacağımı bilemedim.

Dün gelen annem ile babamı bugün yolcu ettim.

Şimdi bulgur çuvalına bakarak yazıyorum.

  Bulgurundan daha çok böceği olan bu çuvalı, torunum için kızım için alıyorum en iyisi olsun diyen   yaşlı adamın sırtına , en iyisi bu diye atan ;” satıcı”, bir daha gitsem yerini bulamam ki, fiş de alamadım ki diyen bu adamı kandırmayı başarabildin.
Bu  insanların gözlerinin içinde ki gülümsemeyi , huzurlu hayallerini çalmayı bir an için başarabildin.
Tek değilsin,  hiç yurt dışına hiç çıkmamış biri olarak kıyaslayamam ama senin gibi binlercesi var ülkemde. Aldatanları boldur ülkemin.

Köy yumurtası diye dört kat daha fazla para verdiğim şeyin aslında fabrikadan alınmış olduğunu, bahçemden diye sattığı sebzenin halden almış olduğunu, köy tereyağının içinden kocaman buz kalıbı çıktığında, poşetlerimin altında çürükleri, bayatları  gördükçe , bir tezgah başında artık kandırılamayacağımı ima ettiğimde büyük büyük laflar işitmeye başladığımda; Allah, Peygamber, haram, helal lokma, ahiret sözcükleri ile kendini savunan , korkuttuğunu hissettikçe  iştahlanarak sesini yükseltmeye başlayan satıcı,   aldatılmış ve korkutulmuş bana bakarken ne hissediyordun…Bense bir daha köy pazarına gitmemeye karar verdim.
Aldatılmışlığımın hikayeleri  öyle çok ki… Ne kadar çok aldatanım varmış, bütün gece hatırladım, en çok acı verenler hemen hatırlananlar oldu. Aldatanların çokluğunda  doğru olmak nasıl bir şeydi diye düşünüyor insan .  Herkesin doğrusu var, herkes bildiği doğruyu yaşıyor. Değişmeye açık, kişileşen, bireyci doğrular, bencil doğrular, olması gereken doğrular, herkesin yaptığı gibi doğrular, toplumsal doğrular, öyle olmazsa olmaz doğrular, görünmeyen, yaşanmayan doğrular, sadece konuşulan doğrular, bir kesimin doğruları, bir partinin doğruları, bir cemaatin doğruları, herkes doğru, herkes doğru yolunda mutlu. Belki babamı çok seviyorum diye” doğru”yu aradım, arıyorum.  İyi insanları gördüğüm gibi bir huzur vermeli doğru; omza çıkar gibi yükseklere doğru, kar yağar gibi , karın her yeri kaplaması gibi, her şeyin aynı olması gibi , her şeyi  bir yapması gibi, bir tek olması gibi…

10 yorum:

  1. Allah kırıklarımıza şifa versin.. Tek kişi kalsak bile doğrunun peşinde olmayı nasip etsin.

    YanıtlaSil
  2. Yazık ya O yaşlı insanların emeğine. :( aslında düşününce ne dolandırıcılıklar var bu Yüzden denetim Şart ama bu sefer de büyük şirketler denetleyicileri satın alıyor :( yurtdışında bu konularda yaptırımlar cok sert sen o Sütçüyu şikayet etsen Türkiye'de yaptırım olur mu bilmem.

    YanıtlaSil
  3. Enayi yerine konulmak kadar hile yapanın mağduru oynaması, buna bir de kutsal saydıklarını karıştırması! Çoklar ve hiç bitmeyecek gibiler maalesef!

    YanıtlaSil
  4. Kendi aldatilislarimi dusunuyorum. Acaba aldattim mi hic diye endise ediyorum. Sagol Ayse farkindalik yarattigin icin.

    YanıtlaSil
  5. Okurken ağladım.

    "Ya Ömer, ölüm var."
    Keşke kimse unutmasaydı.

    YanıtlaSil
  6. garanti bankası türkü reklamı var ya, dürüst esnaf temalı. onu izlediğimde direk bu anlattıkların geldi aklıma. hele ki yaşlı, hasta ve çocukların aldatılmasına-üzülmesine hiç tahammülüm yok. insanlar nasıl bu kadar kötü olabiliyorlar, aklım almıyor.

    YanıtlaSil
  7. ahh çok üzüldüm bulgura.. sahtekarlıkla çevrilmiş etrafımız ne acı :S

    YanıtlaSil
  8. en son köylülülerin bim'den aldıkları pekmezi şişelere doldurup pazarda 'organik'diye sattıklarını duyunca 'organik' diye bi şeyin olmadığını anladım...
    kaç kere kazıklansamda her seferinde yeniden güvendiğim için insanın canı acıyor...

    YanıtlaSil
  9. babamı çok seviyorum, ya babam pazardaki o adam olsaydı allah korusun. babamı çok seviyorum, çok şükür. Babanızın ellerinden öperim.

    YanıtlaSil
  10. çok güzel bir yazı yazmışsınız tebrikler

    YanıtlaSil