29 Kasım 2015 Pazar

Pıtpıt'lı rüya


 Pıtpıt’ı  dört bin lira karşılığında  almak isteyen bir adam ile konuşuyordum, rüyamda.

Sabah  uyandığımda baş ucumda  ortopedik yastığıma gömülmüş  Pıtpıt’ımın yüzüne bakamadım, utandım. Ne diye böyle bir rüya görmüştüm. Akşam yatmadan önce Çorum’un  -20 derecelerinde bizim  emektar araba nasıl uyum sağlayacaktı ,  değiştirsek mi acaba diye konuşuyorduk. Üstüne ne kadar koymak lazım diye de hesap yapıyorduk, ondan mı acaba , rüyama girdi para konusu… Hiç tanımadığım bir adam, elinde para tomarı, Pıtpıt’ın önüne atıyor, tam dört bin lira diyor. Pıtpıt paraları kokluyor, ben Pıtpıt’a bakıyorum. Satsam mı diye hiç ikilime düşmüyorum ama her günün her saati yemek için üzerime atılması, ayaklarımı bileklerimi  ısırması, tırnaklarını derin derin  etime geçirmesi oyun için  çizmesi, eve korkudan misafir gelmemesi( hoş geldine gelen ilk misafirimizin kolunu boydan boya çizince)  geceleri uyutmaması, her yerin beyaz ve gri kıllarla dolu olması( dolabtaki takım elbisenin, koltukların, halıların, masa üstü, kitap sayfaları arasında) . Bunları düşünürken , adam pazarlık için sustuğumu sanıyor ve artırıyor; beş bin, on bin, yirmi bin…. Pıtpıt paraları koklamaya son veriyor, adamın yanına yanaşıyor, adamı kokluyor, adam bana güven veriyor, Pıtpıt’ı sevebilecek birine benziyor.  Pıtpıt’ın umrunda bile değilim, onu sevmeye başladığım ilk anlarda fark etmiştim. Kendini sevecek, besleyecek, herkes onun için eşitti. Yatağımda yatmasına, hiç kimseye baş koydurtmadığım  ortopedik yastığımın üzerine kurulmasına izin vermem ,  uykusu geldi diye okuduğum kitabı yarıda kesip ışığı kapamam, dışarıda birkaç saat fazla kaldığımda beni özlemiştir diye çabucak eve koşmam, en sevdiği yemeği , en sevdiği saati, en sevdiği yatağı, en sevdiği oyunu, en sevdiği klasik müziği,  en sevdiği  okşayış şeklini bilmem bile onun için hiçbir şey ifade etmiyor, herkes onun için bir.Biliyorum. Adam, en son, elli bin veririm dedi. Elli bin. Pıtpıt için. Versem mi diye yine hiç içimden geçirmedim. Pıtpıt’ın köydeki bütün fareleri yalaması, ağzının kenarından uzun uzun sarkan fare kuyrukları, bitlenmesi, ishali, kusması, gel dediğimde arkasını dönmesi, gitme dediğimde  sağır olması hiç aklıma gelmedi , aklıma gelen tek şey  baş başa yatarken gözlerimi açtığımda patisi ile pıt pıt yüzüme vurarak “ gözlerimi kapamamı” istemesi, hırıltısının horlamaya dönüşmesi, boynuma dolanan sıcaklığı… Pıtpıt , adamın kucağına yatmış, kendini okşatıyor, adam elini kaba kaba Pıtpıt’ın üzerinde gezdiriyor. İçim eziliyor. Pıtpıt sadece benimdi, sadece benim yanımda mutlu olabilir, yaşayabilirdi, sadece beni tırmalayabilir, bileklerime derin çizgiler atabilirdi. Olmaz dedim, elli bin lira verseniz bile olmaz, başka kedi bulun, o benim kedim.

Pıtpıt şimdi top olmuş klavyenin başında uyuyor, birazdan uyanır, gözleri ilk beni görür, hemen dilini dışarı çıkarır içeri sokar, acıkmıştır, klavye başından kalkmasam dişlerini  bileklerime geçirir.

4 yorum:

  1. Z. Livaneli'nin Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm kitabındaki kedi Sirıkıt geldi aklıma yazınızı okuyunca. Bağlanmayan kedi tanımınızda.

    YanıtlaSil
  2. Yorumunuzu okuyunca kütüphaneme koştum, gazete kuponlarını biriktirerek aldığım kitapların içinde " Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm"...okunma sırası bekleyenlerin arasından çıkardım, teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Kedi beslemek sevgi işi galiba ama öylesine değil çocuklarımıza Verdiğimiz gibi yüreğin ona karsı açık Olmalı galiba. Bir bebek gibi sarmadan sevgini vermeden olur mu hayvan beslemek. E o kadar sevdin mi de veremeZsin ki Başkasına. Ben kedi besleyemem bu Yüzden kalbımdekı cocuk kontenjanın su sıralar dolu... :(

    YanıtlaSil