7 Ekim 2015 Çarşamba

Çorum okulda ilk hafta


 

Yunus yeni okuluna annesiz başladı ,  İstanbul’dan açtığım telefonlarda ,sesi   kaygılıydı ve kendince  haklı sebepleri vardı;  birinci gün öğretmen saçlarını kesmelisin demiş, yeni okul forması yırtılmış, yırtık saklanamayacak bir yerdeymiş, çantası da yırtıktı ( geçen seneki  çantanın yırtılan su koyma köşesini dikmeyi hep ertelemiştim) , okul çıkışı saçını kestirmeye gitmiş  berber, iki numaraya vurmuş… Telefonda ağlamaya başlıyor; saçı ve yırtıkları yüzünden herkes onu yanlış tanıyacaktı, ilk baştan kaybetmişti, hiç kimse onu sevmeyecekti… İkinci gün  öğretmenleri, anneleriniz ve babalarınız ne iş yapıyor diye sormuş.  Yunus; annem işsiz demiş. Sınıfında ki çocuklar ;” gidek, gelek, oynayak, şimcik” gibi kelimeler kullanınca Türkçe öğretmeni ; “ çocuklar İstanbul ağzı ile konuşacağız; gidiyoruz,geliyoruz oynayalım, şimdi…” diye uyarmış,  Yunus’un nereli olduğunu sormuş. Yunus uzun uzun düşünmüş,” nerelisin” diye daha önce kendisine hiç sorulmamıştı ama babasına ve annesine çok kez sorulduğunu hatırlıyordu;” annem Samsunlu, babam Urfalı “ demiş. Sınıftaki çocuklar ; annen laz mı, baban kürt mü diye fısıldaşmaya başlamışlar,(çocuklar şaşırtıcı bir şekilde etniklik ile ilgili) Dördüncü gün arkadaşları ile iyice kaynaşmış, sesi daha bir gür; “ anne burada ki çocuklar markaya bakmıyorlar,  her teneffüs maç yapıyoruz, yedeğini almadığın için tşörtüm kapkara oldu, herkese annem İstanbul’da diyorum".Haftanın son gününde sesi ikilemli; anne bir hata yaptım galiba… Sihirli bir değneğiniz olsa ne yapardınız diye öğretmenimiz bütün sınıfa sordu, bütün sınıf “ dünyaya barış getirirdim” dedi ama ben çok saçma bir şey söyledim…” Sihirli değneğim olsa kedim Pıtpıt’ın konuşmasını isterdim, dedim  bütün sınıf güldü ,keşke ben de dünyaya barış getirmek istiyorum” deseydim…Telefonu kapattığımda İstanbul çok soğuktu, yağmur  vardı. Annem ile hastanede sıra bekliyorduk, düşünecek çok vaktim vardı , Yunus neden sihirli değneği kedisi için kullandı?

 Çorum’da  mutfak penceresinden sokakta çocuklar neler oynuyor diye gözetliyorum, birbirlerini  tekerleme ile seçiyorlar, sen bendensin sen değilsin, sen benim adamımsın, sen değilsin, herkes eşleşti başlasın savaş, bombalar, el fünyesi, taramalı tüfekler, el tabancaları ile birlerini yaralıyorlar, kol,bacak koparıp esir ediyorlar, esirlerin üzerine benzin döküp yakıyorlar, A101 ‘e kılıç  ile tabanca gelmiş Metropol’de sahicisinden ayırt edilemeyen tabanca var, bayram harçlıklarını semt marketlerinde satılan silaha yatırıyorlar . Savaş oyunu  eğlencesi en bol olan oyun olsa gerek ki her gün hiç usanmadan oynuyorlar, evlerine döndüklerinde  en çok kafa koparan, can alan olabilmek için tabletlerine, bilgisayar oyunlarına sarılıyorlar, o sırada anneleri babaları televizyon izliyor; televizyonda gerçek savaş var.

Geçen sene( evimizde televizyon ve internet var iken) Yunus’a yine böyle bir soru sorulmuştu, elinizde sihirli bir değnek olsa ne yapardınız diye özel bir  okulun seçme seçilme sorularından biriydi… Kadın cinayetlerini önlemek için kullanırdım demiş Yunus.  Aferin Yunus’a, ne duyarlı çocuğunuz varmış dediklerinde tüylerim diken diken oldu.

İlkokul çağındaki çocuklar ellerindeki sihirli değneği,  hayvanları konuşturmak için kullansalar, kadın cinayetini, savaşları durdurmak  onlar için büyük ve inandırıcı değil. Böylesi bir ortamda büyüklerin kopyala yapıştırı olmuş çocuklar tabutu, kanı, bombayı,silahı,gözyaşını çok iyi biliyorlar ya barışı…Sihirli değnek ile gelebilen bir şey değil” barış”… Barış , kendimimiz…Tek, olarak birey olarak, her şeyden uzak, içimize dönebileceğimiz bir an oluşturabildiğimiz vakit, barış kendi yüzünü gösterecektir. Tek ses, tek vücut, tek yumruk aldatmacasından kurtulup, kendimiz ile baş başa kalabildiğimiz , kendimizi sorgulayabildiğimiz, kendimizi bilmek için her şeyden uzaklaşıp, tüm uyarıcıları aklın süzgecinden geçirebilirsek, barış kendini gösterecektir. Kendini bilme yolculuğuna çıkma ihtiyacı hissetmeye başladığında, barış kendini gösterecektir…

Yunus henüz çok küçük, kedisinin konuşmasını çok önemsiyor, çünkü eve geldiğinde  yalnızca kitapları, boya kalemleri, annesi, babası ve kedisi var. Vaktinin büyük bir bölümünü kedisi alıyor.

Kedi hakkında düşünmeye başlıyor, kedi bizim esirimiz mi, dışarı çıkmayı mı, bizim yanımızda kalmayı mı tercih ederdi, İstanbul sokaklarını özlüyor mu, Çorum da mutlu mu? diye sık sık sorular soruyor. Kedi nin mutlu olmasını istiyor, nasıl istiyorsa öyle yaşasın istiyor… Kedisi konuşsun, ne istediğini anlaşılır bir şekilde söylesin istiyor…Belki İstanbul’daki anne baba ve kardeşlerini özlüyordur, biz böyle mutluyuz diye kedimiz de mutlu olacak diye düşünmemeliyiz, onun fikrini almalıyız, diye annesini sorgulan Yunus için bulunmaz bir fırsattı “sihirli değnek”.
Yunus sihirli değneği doğru kullanmıştı, televizyonsuzluk ve tabletsizlik  kendini bulmasına yardım etmişti.
İnternetli bir ortama girdiğimde bu yazımı yayınlacağım, belki çok geç olacak , küçücük de olsa çocuklarımıza internetsiz ve televizyonsuz bir ortamı yaratmaya çalışmalıyız, kendisini bilmesi için, barış için, çocukları büyüklerin uyarıcılığından kurtarabilirsek , barışı sihirli değneklere bırakmayacaklardır.

10 yorum:

  1. bence de ne güzel kullanmış sihirli değneğini :))
    kesinlikle katılıyorum televizyonsuz ve internetsiz yaşama.. en azından çocuklar için ve en azından mümkün olduğunca...

    YanıtlaSil
  2. Kaç kez elim gidip geldi yazına Ayşe, eğer aösaydın hemen okunup bitecekti. Şimdi okudum bitirdim. Canım Yunus...

    YanıtlaSil
  3. Yazınızı paylaşmak istiyorum izninizle.

    YanıtlaSil
  4. Yazılarını okurken çoğu zaman dudağımı bükmüş, ağlamaklı bir halde buluyorum kendimi. Yine öyle oldu. Yunus'un sensiz kalışına mı, dünyanın çocukları bile kirletmeye başladığını bir kez daha hatırlattığın için mi bilmem, ama yüksek sesli bir "Evet" çıktı ağzımdan. Evet, TV ve internet olmamalı onların hayatında. Sonu güzel biten masallar olmalı. Çöp bebeklerini, telden arabalarını kendileri yapmalılar. Teşekkürler Ayşe. Hayatı bizimle paylaştığın için ve Yunus gibi özel bir çocuk yetiştirdiğin için.

    YanıtlaSil
  5. Öncelikle yeni şehrinizde mutluluk dilerim size ...
    Çocukların uyum süreci zorlayıcı olabiliyor , çevre de büyük ölçüde sorumlu tabi bu süreçten...
    Televizyonsuz bir yaşam gerçekten denenmeli , ama önce kendimizden başlamalıyız tabi bu alışkanlığı edinmeye.

    YanıtlaSil
  6. Bir tanesin Yunus. Ne onur verici, saf bir cocuk. Ezbere konusmamis. Dusunmus ve gercekten istedigini soylemis.
    Cok guzel bir yazi olmus yine Ayse.
    Yum sevgimle. J

    YanıtlaSil
  7. Ne diyeceğimi bilemedim sadece yüreğime dokundu demek istiyorum.

    YanıtlaSil
  8. yazıniz her zaman ki gibi çokkk hoş. çok güzel yazıyorsun gerçekten. teşekkür ederim. ama yazıda kullanılan yaratmak kelimesi sadece ve sadece Allah'a mahsusutur. yaratmak fiilini yerinde kullanmalıyız inşallah

    YanıtlaSil
  9. Merhabalar Aysecim,uzun zaman oldu ugramayai,ama hep aklimin bir kösesindesin!Bayiliyorum senin yazilarini okumaya,insanin icine isleyen anlatimin takdire sayan...

    Yunus a hayran kaldim, onu görüp tebrik etmek isterdim! Ayrica Pitpit i da!

    Hepinizi kucakliyoruz Nürnberg ten!

    YanıtlaSil
  10. Bu arada bizdede yillardir tv yok,halada ihtiyac duymuyoruz! Tablet v.s de,ayni düsünceleri paylasan cok az insanlardan biriyiz Aysecim,anlattiklarin korkunc geldi bana,ama bu yaz bende gördümki kücücük cocuklar savasa meyilli!

    YanıtlaSil