10 Eylül 2015 Perşembe

Çorum'un mantısı,rüzgarı,olimpik havuzu


Yunus’a  kırmızı bir scooter aldım. Çorum mantısı almak için girdiğim markette ( bildiğimiz mantı ama içi boş)  elim kolum çorum mantısı dolu, kasaya gelmiş iken( artık  hediye olarak çorum mantısı götürüyorum) Yunus bir çığlık attı, çok istediği scooter , bir tane kalmış…Cüzdanı, çantayı döktüm, ( mantıları gerisin geri yerine koymak şartı ile) kuruş kuruş sayarak, parayı denkleştirdik. Alt sokağımızdaki Yunus Emre Parkı’nın eğimli yollarında uçarak scooter sürüyor. Gündüzleri yetmez gibi  akşamları da scooter sürmek için parka gitmek istiyor, Çorum akşamları , öyle soğuk ve rüzgarlı ki palto ile çıkmak gerek!…Parkta herkes çekirdek çıtlatıp, semaver ile çay içiyor, her masada kocaman bir semaver, canımız kalıyor ama biz iki kişi koca semaveri bitiremeyiz, Yunus “ ben de içerim” diye destek olmaya çalışsa da olacak şey değil…Akşamları dışarı çıkma isteğimiz yok, ışıkları söndürüp, mumları yakıp kitap okumak şimdilik bizi mutlu ediyor…Tarkovski bitti, Zeki Ökten'i okuyorum; Bir demet Menekşe'nin, Pisi pisi'nin, Sürü'nün, Yoksul'un, Düttürü Dünya'nın nasıl yazıldığı, perde arkası...

Bu sabah kahvaltıda konuğumuz vardı, Şerifali. Misafirimiz için çikolatalı kek ile peynirli poğaça yaptım , kahvaltı sofrasında konuşurken;“keşke içine peynir koymasaydın” diyerek isteksiz isteksiz poğaçayı dişlerken   “babamı sevmiyorum” dedi. Sekiz yaşında bir oğlan çocuğu neden babasını sevmesindi, gözlerimi istemsiz açınca, yanlış bir şey söylediğini sandı, “ama annemi çok seviyorum”  diyerek konuyu değiştirdi. Şerifali’nin annesini sadece sesinden tanıyorum, bütün gün Şerifali’ye bağırıyor daha doğrusu kadıncağızı çıldırtıp, bağırtıyor. “Aliii Şeriiiiiif, Allah canını almasın, Allah kahretmesin, bağırtma, dövdürtme, ayağımın altına aldırtma…” Şerifali en çok annesini seviyor,  Şerifali seviyor diye ben de hiç görmediğim annesini seviyorum…

Havuza yazıldım, haftanın üç günü Ufuk işten gelince ikindi sonrası  gidiyorum. Yunus ile babası havuzun bahçesinde scooter sürerek beni bekliyorlar.  Boyun düzleşmem, omuz ağrılarım için iyi gelir diye umuyorum. Havuz  büyük, olimpikmiş, iki üç kulaç atınca boğulur gibi oluyorum, nefes nefese kalıp dubalara yapışıyorum, yapıştığım dubaların önünde kocaman bir pencere var, Çorum çimento fabrikası ile gri dağlar görünüyor. Akşama doğru güneş dağların ardına doğru kaybolmaya başlayınca yüzmeyi ( çırpınmayı) bırakıp dubalara yapışarak gün batımını izliyorum, ağlayasım geliyor.

Çıkışta,  ağzımdan burnumdan giren havuz suyu ile açılmış nefesim ile derin bir Çorum havasını içime çekerek,  beni bekleyen aileme hasretle sarılıyorum…
 
 

2 yorum:

  1. Sevgili Ayşe ne güzel insansın sen,iyi ki varsın ve iyi ki yazıyorsun :)Seni çok seviyorum :)

    YanıtlaSil
  2. Ayrica Corum daki yeni hayatinizda mutlu musmutlu günler dilerim Ayse...

    YanıtlaSil