25 Şubat 2015 Çarşamba

Masam

Şehremini Kız Öğrenci Yurdu'nun en üst katında etüt odaları vardı. Etüt odalarının birinde benim masam vardı.  Bu masaya kavuşmak için çok uğraşmıştım, herkesin bu masada gözü vardı. Benim masam erik ağacının dallarına bakan pencere kenarındaydı, sadece üç masanın sığabildiği küçük bir odadaydı, diğer masalarda tıp fakülteli çalışkan öğrenciler vardı, sessiz, manzaralı, huzurlu bir çalışma ancak bu masada olurdu. Bütün defter ve kitaplarımı( kolonya şişemi- saatimi ) masama yığmış, sandalyeme hırkamı asmıştım. Masa artık benimdi. Bu masaya sahip olmak büyük bir şanstı, kaybetmemek için de her gün etüt katına çıkmam gerekirdi, sadece final ve vize günleri etüt katına çıkan arkadaşlarım hiç anlam veremeseler de masamın başkasına ait  defter ve kitaplarla istilasına karşı bir  önlemdi. Tıpçı kızlar tembihliydi, ben yokken  hiç kimseyi masama oturtmayacaklar, o masa dolu diyeceklerdi. Arkamda ve önümdeki masalarda her gün ders çalışan tıpçı kızların arasında , pencereye kafamı dayayıp erik ağacının dallarına bakarak volkmen dinlerdim.    Ajda Pekkan'ın kasetindeki " ağlama anne" adlı şarkıyı geri sararak , sessiz  gözyaşı dökerek, defter arkasında ki takvimin bir gününün ( Ankara'ya gitme günü) üstüne çemberler çizerdim. Bu küçük etüt odası, tıpçı çalışkan kızları, erik ağacı dallı pencere manzarası, volkmenim, Ajda Pekkan, defter arkasındaki takvimin çemberli günleri beni " yeni günlere karşı istekli " yapardı.
Her şeyiyle soğuk kız öğrenci yurdunda en çok annemi özlediğimi hissederdim. Ve etüt odasındaki çalışma masamda derslerden daha çok annemi aklıma getirirdim ve masam çok değerlenirdi.
Korktuğum şey  bir gün başıma gelecekti,  masamın işgal edildiğini görecektim. Tıpçı kızlar kendileri gibi tıpçı bir kızı benim masama taşımışlar, zaten ders çalışmaktan daha çok kulağında volkmeni ile pencereden dışarı bakıyordu demişler. Masamdaki kitaplarım, defterlerim, kolonya şişem, saatim bir kenara itilmiş. İtiraz edemiyorum,  bana ait olanları alıp , masamı terk ediyorum , sessizce.
Masamı kaybedince bir daha kız öğrenci yurdunda huzur ile annemi aklıma getirecek bir köşe bulamadım, yurt, çekilmesi gereken bir işkence yeri olmuştu.

Masamın işgal edildiği o gün aklıma geliyor, sık sık...
Tahliller, sonuçlar, yüzdeler , annemi bir masa üstü temizler gibi sıyırıp atmak istiyor.
Yeniden yeniden doğan, bağıran, parlayan, umut saçan, mutluluk vadeden dünya ve dünyanın bütün nimetlerine hiç  sıyrılıp atılmayacakmış gibi gözlerini, kalbini, her şeyini  veren insan, ne kadar gerçeksiniz? Her yeni güne istekli yapan şeyler ne kadar gerçeksiniz?

5 yorum:

  1. Ben de en çok Selda Bağcan'dan "ağlama annem benim için ağlama ben de herkes kadar aldım acılardan" dinleyip dinleyip ağlardım, hala da dinlediğimde ağlıyorum...Allah onları başımızdan eksik etmesin...

    YanıtlaSil
  2. Ne kadar tanıdık hisler....

    YanıtlaSil
  3. Ayşee! Ne oldu? Geçmişler olsun inşallah :( Hay Allah! Annene acil şifalar diliyorum canım benim

    YanıtlaSil
  4. ahh ayşe... dilerim ben bu yorumu yazdığımda iyi haberler almışsındır...

    YanıtlaSil
  5. betul ozeren8 Mart 2015 16:28

    Yazmiyorsunuz uzun süredir. .hergün bakıyorum sayfaya..umarım anneniz iyidir..selamlar. betul

    YanıtlaSil