15 Ocak 2015 Perşembe

Suçlar Ve Kabahatlar


Işıltılar içinde bir salonda, iyi giyimli davetliler, klasik müzik eşliğinde donanımlı sofralarda yemek yiyerek konuşmacıyı dinliyorlar. Ödül almış  göz profesörü konuşma yapıyor " bu mesleği seçmemde babam etkili olmuştur  babamdan hep şunu duyardım " tanrının gözleri her şeyi görür",
diyerek bir  Woody Allen filmi başlıyor...
 Bir günlüğüne iş için İstanbul'a gelen akrabalarımız  yoğun kar yağışı nedeniyle zorunlu misafirimiz oldular, tren, uçak , otobüs tüm ulaşım araçları iptal olmuştu. Dört sene sonra ilk kez erkek kardeşim
de beni ziyarete gelmişti o da mahsur kaldı, çok sevindik, günlerce kalabalık içinde döndük durduk.
Akrabalardan biri  yaz tatilini yurt dışına ailesi ile kiraladıkları bir villada  ıssız bir sahilde geçirmiş, kar mahsuru bütün günlerimizde yazın çekilmiş bu tatil fotoğraflarını, videolarını izledik. Bayram tatiline denk gelmiş fotoğraflardan bir kaçında üniversiteden arkadaşımın
eşini gördüm, bir kadın ile denizdeydi, o mu değil mi diye başka fotoğraflara da baktım. O'ydu.

Üniversite yıllarımın en zor anları yurtta kaldığım günlerdi, yurt çok soğuk geliyordu, çekilmesi çok zordu. Derslerden çıkar çıkmaz yurda geliyor, bütün gün bir masa iki sandalyeli taş zeminli odamda hapishanedeymişim gibi çile çekiyordum, dışarıda ki her şeyden de  ürküyordum. Yurt kantininde akşam yemeği kuyruğundayım, ortalardayım, pilav yetişir mi diye önümdekilere bakarak hesap yapıyorum, son tabağı alabilirim diye umutlanıyorum. Arkamdan biri saçımı çekti;" bitlenmesin diye değil mi? diye kısacık saçlarıma bakarak gülen yüz öyle güzel ki, erkek gibi kesilmiş traşlı saçları ile öyle masum ki kızamıyorum. Gülüyoruz. Fark etmeden önüme geçmiş, son pilavı tabağına koydurmuş. Tek çorba ile akşam yemeğini geçiştirmek zorunda kaldım, sıramı çaldı, pilavımı çaldı ama yurt günlerime güneş gibi açtı, ısıttı... Anadolu'nun bir köyünden İstanbul'un en iyi üniversitesine okumak için   gelmişti, okuyabilmek için iki işe gidiyordu, her şeye isyandı, büyük bir isyanı vardı. Arkadaş olduk, her akşam onun sayesinde pilav yiyebildim. Her şeye isyan edebilmek için her şeyi öğrenmeye çalışıyordu, belki sırf bu yüzden çok başarılıydı. Annem Ankara'dan koli içinde yaprak sarması ile börek yollardı. Aklıma ilk o gelirdi. Çay sırasına girip kupalarımızı doldurup kolimi  gizli bir köşe de açıp ziyafet yapardık, ama bana da isyandı. Köyünde ki annesi niye hiç koli yollayamıyordu, bir anneyi bundan mahkum eden sisteme isyandı. Ben okumak için çalışmak zorunda kalmayan bir burjuvaydım, hayatın zorluklarını hiç yaşayamamış bir zavallıydım.
Traşlı saçları masum yüzü ile konuştuğu büyük laflar komik kaçıyordu, ne kadar farklı olursak olalım seviyorduk birbirimizi, dört sene boyunca eve çıkamadık ,yurt arkadaşı olarak kaldık.
Burs veriyor diye iktidar partisinin gençlik kollarına yazılırken bile beni suçladı. Kendi fikirlerine ters bir partinin parasına muhtaçtı, ben hiç kimsenin parasına mahkum değildim, özgürdüm ama bunun kıymetini de bilmiyordum. İsyanı gittikçe azaldı, gençlik kollarından bir çocukla evlendi.
Her sene bir öncekine göre daha çok zenginleştiler, aranılan değil arayan arkadaş durumuna düşmeme çok üzülmedim çünkü yurt arkadaşlığımız her türlü engeli aşacak kadar güçlüydü.
Bir daha aramayacağım dediğim gün geçen seneydi.
Yine çok yalnız hissettiğim bir günde bütün arkadaşlarım aklıma geldi, hepsi ölmüş kocaman bir arkadaş mezarlığında yatıyorlardı. Canlansınlar istedim, ilk yine o aklıma geldi, evine gittim.
Evi son model mobilyalar satan mağaza standı gibiydi, her köşede yeni alınmış takımlar.
Başım döndü, nereye oturacağıma, nereye elimi koyacağıma kararsız kalacak kadar yabancılık çektim.
Arkadaşım beni gördüğü için  mi yoksa eşyalarının evinin muhteşemliğini bana gösterebildiği için mi ayırt edemediğim bir gurur ile beni ağırlıyordu.
Eskilerden hiç bahsetmedi,  oysa eskiler yoksa arkadaşlığımızda yoktu. Köyünü sorabildim, yıllar sonra  bayramda ailesinin yanına gideceğini, eşinin yoğunluğu nedeniyle kendilerine katılamayacağını söyledi.
Bir daha gelmemek üzere sessizce evden ayrılırken  yurt arkadaşımı da öldürmüş, son model mobilyalar içine gömmek zorunda kalmıştım.

Geçen hafta akrabamın tatil fotoğraflarında arkadaşımın eşi bayram tatilinde başka bir kadınlaydı,  arkadaş mezarlığımda sonsuza kadar ölü olduğu için hiç bir şey hissedemedim.

Erkek kardeşim peşinde Woody Allen filmleri getirmiş, her gece herkes yatınca filmleri tek tek izledik.
 Suçlar Kabahatlar'da karısını aldatıp cinayet işleyen profesör;" her insanın taşıdığı bir günah yükü vardır, belki arada bir hatırlayıp kendilerini kötü hissederler ama bu uzun sürmez ve zaman her şeyin ilacıdır, pek çok insan korkunç günahlarla birlikte yaşar, hem ne yapmasını bekliyorsun kendini ele vermesini mi? Gerçek dünyada bahaneler üretir, yaptığımız hataları inkar ederiz, aksi halde yaşayamayız" diyerek dışarı çıkıyor, karısına sarılarak ışıltılı salondan ayrılıyorlardı.










.

11 yorum:

  1. gömdüğümüz insanlar oluyor değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kocaman arkadaş mezarlığım var, çoğu kendi istekleriyle öldü, ben öldürmedim...

      Sil
    2. Bir de şu açıdan bakalım mı? Bizi kimler gömdü?

      Sil
  2. İnsanları hayatımızda kalsınlar diye çaba göstermeye gerek yok.
    Benim de var bir mezarlığım; gerçek ölü ve canlı uzak insanlarla dolu.
    Bir araya gelince eskisi gibi olmuyor bazı insanlarla.

    Sen yenilere yelken aç!!

    YanıtlaSil
  3. Yarıyıl tatilinde Ankara'ya yelken açıyorum(,rüyamda ptt cilerle kavga ediyordum, kaybolan kartımızın hesabını soruyordum, bu sefer elden teslim etmek istiyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ooooooooooooooooooooOOOOOO

      Bekliyorum o zaman!
      Bugün Ceren'in kartı geldi. Ben hala umutluyum!!!

      Sil
    2. Ceren'in kartı alamanyalardan geldi :(

      Sil
  4. Butun arkadaslarim aklima geldi, hepsi olmus. Gercekten hepsi mi?

    YanıtlaSil
  5. Yazıyı bir kaç kez okudum, okudum, okudum.... Geçmişteki her bir durağıma uğradım... Defalarca içimde yeniden dirilttiklerimin aslında yerinin geçmişin tozlu sayfaları olduğunu farketmenin hüznünü yaşadım. Farkında olmak da çok büyük bir nimetmiş be Ayşe! Senin en çok bu analizci-sentezci zekanın hayranıyım. Yine ufkumu açtın can! Varolasın...

    YanıtlaSil
  6. O filmi bir iki hafta önce izlemeye başladık ama bitiremedik çünkü çok daraldım, son paragrafta yazdıklarından ötürü. Gerçek ama keşke öyle olmasa. Zaman her şeyi değiştiriyor. Benim de ölü arkadaşlar mezarlığım kalabalık ama bir de şunu farkediyorum ki hala görüştüğün kişiler olsa bile araya zMan girince hiç birsey eskisi gibi kalmıyor.

    YanıtlaSil
  7. şimdi çok nadiren görüştüğümüz çocukluk kankamla woody allen'ın filmlerini seyreder,taklidini yapar, kitaplarını okur , birbirimize onun esprilerini yapar ve çok gülerdik...o geldi şimdi aklıma...kaç kere gömmeye niyetlenip yapamadığım arkadaşımla...

    YanıtlaSil