14 Ocak 2015 Çarşamba

Narayama Türküsü




 
Fatih'te sabah ezanı okunuyor. Sakine Teyze , Molla Hüsrev, Sümbül Efendi, Hırka-i Şerif, Akşemseddin ve çok uzaklardan Süleymaniye den gelen ezan seslerini duyuyor , oğlunu uyandırıyor.
Gün ağarmadan ağzına bir lokma bile atamadan işe gitmek zorunda oğlunu öperek uğurluyor. Sabah namazını kılıyor, akşamın ilerleyen saatlerine kadar oğlunun yolunu gözetlemek ona ağır gelmiyor, beş vakit namazı onun en yakın arkadaşı, yoldaşı oluyor.
 
Çocuklarının her biri dağılmış, kendi hayatlarında , Sakine teyze hepsine  günde beş kere hayır duaları yolluyor , hepsi yerlerinde mutlu olsun istiyor. Çok sevdiği Allah'tan bir isteği daha var elden ayaktan kesilmeden  çocuklarına yük olmadan canını almasını istiyor çünkü yaşlının yükü çok ağır biliyor, yatalak annesine yıllarca bakmışlığı var.
85 yaşında eli ayağı tutuyor, kulakları duyuyor, hiç bir hastalığı yok ama hastalık denilmeyecek kadar basit bir şey, farkına varmayacak kadar basit bir şey, unutkanlık başlıyor. Nerden bilsin ki bu unutkanlık onu mahkum edecek, evinden ayıracak, biricik oğlunu kederlere sokacak...
 
Sakine Teyze'nin oğlu çok ağır bir işte çalışıyor, gündüzleri  annesinin başına  bakıcılar koyuyor ama yürümüyor, annesi hep kötüye gidiyor, bakıcılar kaçıyor. Akşam olup işten eve gelince annesi ona yabancı gibi davranıyor, oğlunu tanımıyor, hiç bırakmadığı en yakın yoldaşı beş vakit namazından ayrılıyor. Dünyanın en acı şeylerinden biri olsa gerek  annenin evladını tanıyamaması. Annesi yok olmuş sadece görüntüsü kalmış, elleri, yüzü, saçları aynı olsa da bakışları başka, bir oğula bakan annenin gözleri değil. Annesinin gözünde bir yabancı olmaya bile dayanıyor, yurda vermemek için direniyor. Çok nadir  anlarda hatırlayıveriyor oğlunu, işinde çok yoruluyorsun, sabahları karnını doyur diyiveriyor. Annesini yeni bulmuş gibi hemen o anda sarılıveriyor, yeniden kaybolmasın diye.
Huzur evlerini geziyor, en iyisine en pahalısına bakıyor ama gönlü yatmıyor, annesini çok sevdiği evinden ayırmak, hiç tanımadığı insanların arasında ölüme terk etmek çok ağır geliyor. Bakıcılardan yana çok şanssız, kimi  hiç yemek vermiyor annesi çok zayıflıyor, kimi kolundan hunharca tutuyor kolu morarıyor, kimi hiç oralı olmuyor annesi dışarı kaçıyor... Bir ablası var,  kocası çok zengin, fazla satış yaptığı için her sene  bedava yurt dışı tatili kotasından  altı kere umreye gitmişliği var, çalışmıyor evde oturuyor,  annesine bakması karşılığı maddi manevi çok teklifler sunmuş, evine bir temizlik bir de hemşire için iki kadın ve her ay para yardımı teklif etmiş, evinde istemezse üst katında ayrı bir daire tutup yine hemşire ve temizlik için tutulacak kadınlarla annesine orada birlikte bakmayı teklif etmiş gündüz vakti bakıcıların başında biri olsun, annesi güvende olsun ama ablası kabul etmemiş. Ablasına küsmüş. Üç ay önce annesini çok büyük paralarla yaşlılara bakılan bir huzur evine yerleştirmiş. Her akşam iş çıkışı huzur evine gidiyor ama huzur evi doktor ve yöneticileri her gün gelişlere sıcak bakmıyor, anne için iyi olmayacağını, alışma sürecinin gecikmesine neden olacağını belirtiyorlar, umursamıyor, her akşam gidiyor.
"Seni tanımıyor, neden her akşam gelmekte ısrar ediyorsun" diyenlere;
" Ben annemi tanıyorum " diye karşılık veriyor ve annesini uyuttuktan sonra  Fatih'in tüm camilerinden yatsı ezanı okurken ,  pencerede oğlunun yolunu gözetleyerek yatsı namazının tesbihini  çeken annesinin hayalini kurarak evine gidiyor.
 
 
Narayama Türküsü adlı filmin, konusu şöyle;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Narayama_T%C3%BCrk%C3%BCs%C3%BC_(film,_1958)
 
70 yaşına gelmiş her yaşlı oğlunun sırtında Narayama adlı yüksek dağa bırakılarak ölüme terk edilirmiş, bunu yapmak gerekliymiş çünkü kıtlık varmış, yeni doğanlara gençlere yetecek kadarmış her şey..
 

11 yorum:

  1. hüzünlüymüş sakine teyzenin hikayesi, Allah herşeyin hayırlısını versin, imkanı varken bakmayan ablayada diyecek söz bulamıyorum. Sakine teyzenin benim içinde ellerinden öpüp selamımı söylermisin. sevgiler elif

    YanıtlaSil
  2. Ben de bir film izlemiştim ama hatırlamıyorum adını falan. Kutuplarda da, belli bir yaşa gelen yaşlıları buz parçasının üzerinde denize terk ediyorlardı. Kültür farklılığı işte. Bize ne kadar acayip ve acımasız geliyor ama onlar için kültürlerinin bir parçası. O yüzden çok kanıksadığımız rutinlere, adetlere, törelere dışarıdan da bakmalıyız, sorgulamalıyız belki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitapsız kedi;
      hepimizin bir marayana sı var, hepimizin annesi babası var. Annesine yanında bakıp usananlar, huzur evine verip vicdan azabı çeken oğullar var, hepimizin marayana sı var. ifşa etsek de etmesek te var...

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. jardzy, çocukları için çok zordur ama benim gibi dışarıdan bir yabancı olarak sakine teyze ile olmak sevindirici..

      Sil
  4. Yine de şanslıymış bence, hafızası yerinde olup da bir köşeye atılmak, aranmamak sorulmamak daha fena değil mi :(

    YanıtlaSil
  5. Canimsin Ayse

    YanıtlaSil
  6. Goz yaslariyla okudum.

    YanıtlaSil