28 Şubat 2014 Cuma

Medar-ı Maişet Motoru

Sait Faik'in yazdığı tek romanı, "medarı maişet motorunu" almak istiyordum. Sait Faik'in tüm eserlerini basma hakkına sahip yky nın ilgili görevlisine "medarı maişet motoru" almak istiyorum dediğimde, " yazarın öyle bir eseri yok" dedi. Oysa raflarda "Birtakım İnsanlar" takma adıyla Medar-ı Maişet Motoru duruyordu.
Medar-ı Maişet Motoru neden bilinmiyordu?  Annesinden aldığı para ile iki bin adet bastırabildiği romanını yok etmek, yakmak zorunda kalmıştı Sait Faik. Roman sakıncalı bulunmuştu. Bu konuda Sait Faik şöyle der;"Medarı maişet motoru isimli bir hikaye kitabı çıkarmıştım. Hayatı toz pembe görmüyorum diye mahkemeye verildim. Üç beş kuruş kazanalım derken iki bin lira mahkeme parası ödedim, üzüntüsü de cabası".
Ne güzel bir kitap adı;"Medarı Maişet Motoru."

Birtakım İnsanlar adı altında bu romanı okudum, sakıncalı görünmesinin tek nedeni "fakirlik"..
Yoksulluğu anlatmak, yazı ile de olsa görünür kılmak sakıncalı bulunmuş.
Dün kitabımın son sayfalarını mezun olduğum fakültenin kütüphanesinde okuyup, bitirdim.
Üniversitenin kütüphanesi sıcaktı, kitabımın kahramanlarını soğuk üşütüyordu.Kütüphanenin penceresinden üniversitenin avlusu görünüyordu, öğrenciler "hırsız var" diye bağırıyordu.Kitabımda ki kahramanlardan biri  hırsızlık yaptı, ekmek ile odun çaldı.Henüz ekmeği yememişken,odunu yakamamışken polis geldi, hırsızı yakaladı.
Üniversitenin avlusundan gelen  hırsız var bağırışları arasında kitabımın kahramanını hapishaneye
götürdüler.

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kedi Gözü İle Gündem



Hiç bir şey günlük rutinini bozamıyor, dibinde ses bombaları patlasa bile...
Peluş pijamalı kucağıma atlıyor,önce geriniyor,birazcık yalanıyor sonra derin uykulara yuvarlanıveriyor.
Bak benden söylemesi, bu işin ucu sana da dokunuyor.
 Kaliteli mamanın ucuzunu nerde bulacağım diye dolaşmaktan ayaklarıma kara sular iniyor,Yunus okul sütünü okulda içmeyip  çantasına koyup eve getiriyor, sırf sen mutlu ol diye...
Bak uyarıyorum,bu rehavetinin sonu hiç iyi olmayacak!

24 Şubat 2014 Pazartesi

Bilmiyordum


Daha önce bilmiyordum, kapımın kilidini açtığımda, sessizce  ayaklarıma dolanan bir kediyi,
bir kedi tarafından özlenebileceğimi,bir kedinin beni beklediğini...
Bilmiyordum,baharda meyve ağaçlarının dallarının budandığını...
Annemi çok özleyeceğimi, annemi düşündükçe, üşüdüğümü, hiç bilmiyordum.
Huzurla dalınan uykuların ne kıymetli bir nimet olduğunu bilmiyordum.
Dünya benim için dönüyor, güneş, benim sabahlarım için doğuyor, hayat benim için akıyor diye
kendimi kaptırdığım zamanlarımın sonunda hep hüzünlediğimi bilmiyordum.
Geceleri Yunus'un üzerini örttüğümü biliyordum ama yedi kere tekrarladığımı bilmiyordum.
Kızılcık şerbeti yapmayı öğrendim, içenlerin yüzünde ki ifadeye ,kedinin oyuncak fareye odaklandığı gibi odaklandığımı bilmiyordum.

 
Bildiğim tek gerçek ,ölüm, odaların birinden  canlı canlı karşıma çıkınca .korkup,şaşırıp,üzülüp,acınarak,sıkılacağımı yine de
fotoğraf çekenin sözünü dinleyip,gülümseyebileceğimi ,bilmiyordum.
Paltomun renginin çok solduğunu fark ettim, açık havada çekilen fotoğraflarda çok belli.
Hiç kimse paltomun çok solmuş olduğunu söylemedi, çevremde ki herkesin artık beni iyi tanıdığını
bilmiyordum.
Bir parkın basket potasına on tane basket attığım için oğlumun gözünde devleşebileceğimi bilmiyordum.
Hatıralara dalarak hüzünlendiğimi, gizli gizli ağladığımı, kendi kendime konuşmaya başladığımı da bilmiyordum.
Yaşlandığımın farkına vardığımı da bilmiyordum.
Gidemediğim yerlerin, tadamadığım lezzetlerin yasını tutmamaya başladığımı bilmiyordum...
Boynumun düzleştiğini, bir daha eski haline dönemeyeceğini bilmiyordum.
Yatarken  dizlerimi karnıma çekip, cenin pozisyonuna geçtiğimi bilmiyordum, sabahları bir kedi tarafından koklanılarak  , minik patileri ile uyandırılmayı da bilmiyordum...
 
 
 

20 Şubat 2014 Perşembe

Kedi Kardeşliği


Sokaktan, tek gözü yaralı, donmak üzere bir kedi yavrusunu evimize aldığımızda , kediye değil de kendimize iyilik yaptığımızın farkındaydım.
 Kediyi sahiplenmedik, aslında hiç bir şeyin sahibi olmadığımızın farkına varmaya başladık.
Evimize adım atan kedicik, önce yeni geldiği bu evi köşe bucak kokladı, her odanın kapısı ardına kadar açıktı.Sonra anneyi,babayı ve çocuğu kokladı.Burnu ile koklarken gözleri kaçamak kaçamak
bakıyordu.Yıllardır bizimle aynı evde yaşıyormuş haline bürünüp, kucağımıza atlayıp ,hırlamaya başladı.
Bu ev benim evim, bu koltuk her zaman düzgün durmalı,tırmalanmamalı,tüy olmamalı,benim düzenim ,benim otoriterim benim sözüm diye başlayan her cümle  kedicik ile son buldu...
Kediciğin gözünde ki hayat ile yaşıyorum son bir haftadır.Kediciğin gözünde ki hayat çok basit
çok yavaş ,bazen oynanılması bazen tırmalanılması gereken şeylerden başka özgürce her şeyin koklanılması, merak edilmesi ve canı sıkılana kadar takip edilesi şeyler silsilesi...
Ve uyku, doyasıya uyku, bir kucakta,minderi çökmüş,çukurlaşmış koltuğun o köşesinde, pencere kenarında ,kalorifer üstünde derin derin uyku...
Kedi evimize geleli kendimi onun hizmetkarı gibi görmeye başladım.Ev sanki kedinin di ve ben  onun işlerini kolaylaştıracak hizmetli...Evim kediden sonra çok daha temiz ve düzenli oluverdi,bana bir canlılık geldi,bir can daha bizim evde yaşıyor hissi ile...
Akvaryumda ki balık, kafeste ki kuş gibi değildi kedicik, yanımızda dolaşan,her işimize burnunu sokan , her yaptığımızı merak edendi.
Yunus'un sessizliğini bozan oldu,arkadaş oldu,kardeş oldu...
Kedicikten hiç bir beklentimiz yoktu, bize şöyle iyi gelir,hayatımıza renk olur.neşe olur diye hiç beklentimiz yoktu,hatta dert olabilir,sıkıntı olabilir diye içimizden geçmedi değil...
Ne istediğini bilen, kendini çok iyi bilen bir canlıydı,kedi.Kendini bilen biri olmayı çok istediğimden mi bilemedim ama kediye hayran kaldım,hizmetkarı olmayı gönülden istedim...Bir hafta içinde çok şeyler öğrendim kedicikten ama önce Yunus ile kediyi yazmalıyım.
Okul servisinden zıplayarak inip eve koşa koşa gelen bir Yunus var.Evin kapısında Yunus'u karşılayan kedicik...Öpüşüp koklaşmalar,sarılmalar var...Hal hatır sormalar,ne yedin ne yaptın,beni özledin mi? diye ...Sonra bir ipin ucunu tutup oda oda koşturmacalar, çekmecelere ,dolap arkalarına
yatak altlarına saklanıp bulunmak istenmeler, bilyelere pençe atıp dağıtmalar,koltuk altlarına gidenleri almak için kediciği görevlendirip,kağıttan top oynamacalar...
Ev ödevi zamanında çantadan kalem kutuyu çıkarma, kalem kutudan kalemleri çıkarma işini seve seve yerine getirin kedicik,yazı yazan Yunus'a büyük bir hevesle bakmaya başlar. Keşke kedicik de okula gidebilse,kediciğinde ev ödevleri olabilse gibi...Kitap okuma zamanını ise sabırsızlıkla bekler.Ne zaman Yunus eline kitap alsa koşarak kucağına oturur.En derin uykularına dalmak heyecanı ile sabırsızdır...Kitap okunurken kulakları yavaş yavaş düşer gözleri kapanır...



 

 
( perdelerde artık canlı , her an bozulabilir ve dağılmaya hazır:)
 
Kediciği uyandırmaktan korkarak kucağından indirirken "kedicik bir kardeş gibi" diyen Yunus,kediciğe çok şey borçlu olduğunun farkında...
 
 
 
 
 
 



14 Şubat 2014 Cuma

Sıcak Ekmek Kokusu

Dün, Perşembe çorbası günüydü..Bu sefer dağıtıma katılmak istemedim, çorbanın
yapımında görev aldım. Mercimek yıkadım, soğan soydum, dibine yapışmasın diye tencere karıştırdım. Boş yoğurt kaselerini yıkadım . Ekmek almak için fırına gönderildim. Ekmek kasaları boştu, "abla şimdi çıkacak, sıcak sıcak ,taze taze..."
Ekmekler çıktı, sıcak sıcak ,taze taze...Kasalara doldu, bir kasasını ben kucakladım. Mutluluğu kucakladım sanki. Sıcak ekmek kokusu , beni İstanbul'dan koparıp aldı, çocukluğuma götürdü.
Ekmek arası çocukluğuma...Sokakta oynuyorum, ip atlıyorum, şak şak çeviriyorum, topaç sarıyorum
bir ağacın altına kilim sermişiz evcilikteyim, karnım zil çalıyor, bir koşu eve gidip ekmeğin arasına
ne varsa sıkıştırıyorum. Yarım ekmeği ısıra ısıra sokağa geri dönüyorum.
Yaz gelmiş, köye bırakılmışım, köyde kara somun var. Kara somundan ekmek arası olmuyor. Anneannem dilim somunlarıma Vita sürüyor,  Vita'nın üzerine gizli gizli  toz şeker döküyorum. Annemi özlediğim gibi çarşı ekmeğini özlüyorum. Kasabaya çarşı kurulduğunda
dedemin arabasına (ilk Murat'lardan) on kişiden az olmamak şartıyla biniyoruz. Murat'ın kapıları kapanmaz,her virajda kapılar açılırdı, vites boşanıp ele gelir, yokuşlarda iter, yokuş aşağı kontak kapalı uçardık. Kasabadan dönüşte "çarşı ekmeği" alınırdı.Çocukluğumun en mutlu anlarından biridir
dönüş yolunda kucağımda çarşı ekmeği ile yolculuk etmek...
Çorbaları boş plastiklere kepçe kepçe boşalttım, her çorbanın yanına sıcacık çarşı ekmeğini koydum.
Her çocuk mutlu olmalı , çocuklar mutlu olmalı,mutlu çocukluk anıları olmalı...Dün , plastik kaplar içinde mercimek çorbasına uzanan çocuk elleri görmek istemedim.



12 Şubat 2014 Çarşamba

Kedili Hayat-İlk Veteriner


 
Kedicik bütün gece dizimde hırıldadı,yatağıma gidip yatamadım,sanki ellerimi üzerinden çekersem,sıcaklığımı hissetmezse hastalığı ağırlaşacak gibiydi.
Bol bol ağladım,ve o depresif haliyle de bu yazıyı yazdım.
Sabahı zor ettim ,kediciği kucaklayıp en yakın veterinere gittim.Sabahın o saatinde veteriner
açık değilmiş,kapıda bekledik.Çevreme bir çok sokak kedisi geldi.Kediciği oynaması için kucağımdan indirmedim, akıllı kediler ,ben de sokak kedisi olsam veteriner bahçesinde yaşar mıydım diye düşüncelere dalmışken,kapı açıldı.Kediciğin hiç bir şeyi yokmuş,diş değiştiriyormuş,ciğerleri çok iyiymiş...Tüyleri,gelişimi,canlılığı her şey mükemmelmiş.Nasıl sevindim nasıl anlatayım bilemedim ki,veterinere sarılıp öpesim geldi.Çıkarken
ne kadar ücret ödeyeceğimi sorunca, "paramı aşılara saklamamı,hiç bir aşısının yapılmadığını,söyledi.Haftaya aşıları başlayacak,inşallah.
Eve gelince, kahvaltı yapmadan apar topar dışarı çıktığım için hemen çayı ocağa koydum.
Şu anda sevgili arkadaşım çoraplarımı ısırırken ben de çayımı yudumluyorum. 

11 Şubat 2014 Salı

Kedili hayat - Sultan

Çok nadir pencere önüne geçiyor
Bütün gün beni bekliyor,bilgisayar başında,hep oturduğum koltuğun o köşesinde


Hemen atlıyor kucağıma,önceleri bu atlama işinden korkuyordum ama iki gün oldu,alıştım
Kucağımda uykuya dalıyor,yavaşça yanıma doğru yatırıyorum.
 
 
Sonra yanından kalkmaya mecbur kalınca üşumesin diye yanlarını doldurup,üstünü örtüyorum,üşüttüğünü hissediyorum,gözleri yaşlı
bir de hapşırdiğinı sanıyorum.kedicik hasta mı bilemiyorum,Yunus'un  hasta olacağını herkesten önce ben anlarım.Yunus hasta olduğunda hemen doktora gitmem önce kendi hekimliğimi yaparım,anneliğimi.Daha iki gündür tanımaya çalıştığım bu kediciğe çok cahilim,cahilliğimden korkuyorum.
İki gündür veteriner araştırıyorum,aşılar ucuz olsun,tahliller ucuz olsun,ilaçlar ucuz, ne yazık ki kediciğin sahibi
ucuz olan veteriner peşinde.Aklıma iki gündür ,"Sultan" filmi geliyor,hani Türkan Şoray temizliğe giderek çocuklarına bakmaya çalışan  dul bir kadındı ve çocuklar gecekondu evlerine gizlice bir köpek almışlardı.Sultan,karınlarını zor doyururken eve alınan köpeğe razı olmuş ve köpeğe de isim koymuştu,"Enayi".
Kediciğe hala isim koyamadık, Sultan'ın koyduğu isim kafamda zonkluyor,bugün kediciğin üstünü örterken keşke beni bulmasaydı,keşke beni sahibi olarak seçmeseydi, dedim.
Elimin uzanamadığı çoğu şeyi kalbim ile yapmaya çalıştım,bir sokak kedisine de elimi uzatmamalıydım diye iç geçirmek çok üzdü beni.

Yaşlı empatisi


Annemin tansiyonu yükseliyormuş,doktora gitmesi gerek ama doktor yolu onun için büyük bir eziyet.
Annem Ankara Eryaman'da oturuyor,Eryaman şehre çok uzak kalıyor,otobüs ve dolmuştan ibaret toplu taşıma araçları çok kalabalık, taksi ise alternatif olamayacak kadar pahalı. Otobüs ve dolmuş şehir merkezine, 40 dakikada ulaşabiliyor, annem ayakta onca zaman kalamaz, yer verenlere de kıyamıyor "benim için yerlerinden oluyorlar 40 dakika ayakta kalıyorlar" diyerek hep evde kalma seçeneğinde yaşayıp gidiyor.

Araba kullanmayı sadece annem için istedim. Gönül rahatlığı ile onu istediği yere götürebilmek için.Ama hala trafiğe çıkamıyorum. Ankara tatilinde annemi doktora, doktorlara götürdüm. Otobüse binmeye mecbur kaldı . Çok şaşırdığım bir şeyle karşılaştım,beli bükülmüş ,70 lerine gelmiş bir yaşlıya hiç kimse yer vermeye yanaşmadı. Genelde gençler oturuyordu , hepsinin kulağında kulaklık
annemi görünce gözlerini kapayan da vardı,gözleri açık kulağında ki şarkıları mırıldananlarda.
Annem koltuk kenarına yapışmış dengede kalmaya çalışıyordu, benim içim parçalanıyordu. Annem diğer yaşlılar gibi gençlerin gözüne dik dik bakıp "kalk bakalım oturduğun koltuk benim hakkım" diyemeyecek kadar gençleri seviyor, hepsinin dersi var, işi gücü var,yorgunlukları var bir de yaşlıya yer verip ayak ta kalma çilesi yaşamasınlar diyordur,biliyorum.Yaşlı olarak otobüse binmeye utanıyordu ama mecbur kalmıştı işte.
Hiç bir genç 40 dakika ayakta kalmaya değer bulmuyordu, bir oyana bir buyana dengede durmaya çalışan iki büklüm yaşlıyı...İlk 20 dakikadan sonra annem dengesini buldu,  otobüs beşik gibiydi, huzursuz edecek hiç bir şey yoktu ve tatlı bir uykuya daldılar otobüste ki tüm yolcular...
Az kaldı anne,az kaldı anne diye söyleniyordum ve bir hafta boyunca her otobüste  aynı şeyleri söyleyecektim.
Eryaman otobüslerinde 20 sene önce ben de bir gençtim. Dersimiz vardı, sınavlarımız vardı,yorgunluklarımız vardı bir de benim bayılmalarım vardı.Her sabah yarım saat otobüs durağında beklerdim sıkış tepiş otobüse binip okula daha 20 dakikalık yolumuz varken gözüm kararırdı, kahvaltı yapmadığım için.Ama dayanırdım,düşüp bayılmayı dönüş yoluna saklardım.
20 küsür sene evvel Eryaman' da oturanlar beni unutmamışlardır, okul dönüşü otobüste ayaktaysam
yolculuğun sonuna doğru mutlak düşer bayılırdım . Önce kulaklarım çınlar sonra gözüm kararır sonra da birinin kollarında benim için boşalan bir koltuğa oturtulurdum. Yine mi aynı kız bayıldı derdi otobüs şoförü, kızım cebine bir şeker koy , düşmeden ağzına atıver diye de eklerdi.
Herkesin içinde düşüp bayılmak benim için  utanç vericiydi ama yaşlıya yer vermemek daha çok utandırıyordu.Yaşlılar benim gibi ayakta kalınca düşüp bayılmıyorlardı ama oturmak onların hakkıydı, büyük gelince ayağa kalkmak gibi, saygı göstermek gibi...
İstanbul da ise bana bile yer verenler oluyor," abla geç otur" diyerek...Seviniyorum,ayakta iyiyim
desem de için için seviniyorum.
Nerden çıktı bu yaşlı empatisi,yer verme olayı, ülkede onca dert varken...
Belim iki büklüm olana kadar yaşlı olsaydım ve bir otobüse binseydim, 19 yaşında bir oğlum olsaydı
tekmelene tekmelene öldürülseydi,3 yaşında ki cansız oğlumu çuvala koyup taşısaydım,(şimdi yazı yazıyorken kucağımda mışıl mışıl uyuyan bir kedinin uyanmaması için yazımı uzattıkça uzatmaya çalışırken) karnı deşilmiş ve ölememiş bir kedi olsaydım,yarından sonra Perşembe, Perşembeleri çorba bekleyenlerden olsaydım,kulaklarımda en sevdiğim şarkı da olsa huzurla gözlerimi kapayıp uykuya dalabilir miyim?
( Kedicik kucağımda uyuyor, ön ayaklarını koluma doğru atmış, yukarıda ki fotoğrafta bir karışlık yastık üzerinde televizyondan radyo 3 ü dinliyor, gözlerinde ki yaşlık ve hapşırık beni korkutuyor yarın ilk veteriner tecrübemi yaşayacağım herhalde)





10 Şubat 2014 Pazartesi

Kedili Hayat

vaCVVa (*)

Hiç kimse istemedi onu.Ne gereği vardı.Boşu boşuna masraf,hastalık,tüy,aşı , lüzumsuz sorumluluk...
Kedilere çok uzaktım, annem , kedi gördüğünde yılan görmüş gibi korkar.Şu yaşıma kadar hiç kedi sevmedim,kedi nasıl sevilir bilmediğimden.2014 yılı isteklerimin içine niye bir kedim olsun maddesi
eklediğimi nasıl açıklayayım ,bilemiyorum...
Evimize bir kedi gerek konulu bir konuşma yaptım ,yeni yıl isteklerimi aileme açık etmek isterken...
Yenilik, heyecan, renk filan hiç biri değildi, kedi istememin nedeni.
Bir sokak kedisi olmalıydı, yeni doğmuş,annesiz,bir gözü hasarlı ...Ben olmasam, Yunus olmasa ,evimiz olmasa , kedi yavrusu yaşayamazdı.Yaşatmak için...
Gözü yaralı, annesiz bir kediye evimiz yuva olabilirdi,evimiz sadece bizim evimiz değildi...
Bir kap su,bir kap yemek , uyuyabileceği bir minder bizim evimizde vardı, evimiz sadece bizim değildi, onun da hakkı vardı...
Paylaşmalıydık evimizi,  sadece paylaşmak için istemiştim bir kediyi.
Biz Ankara'da iken kayınvalidemin çok değerli bir arkadaşı sokakta gözü yaralı bir yavru kedi bulmuş,aklına ben gelmişim.Yaklaşık 3 aylık olan  kedinin
tedavilerini , aşılarını yaptırmış ve dün bize getirdi.
Çok acemiyim, ne yapacağımı bilemiyorum.Kedi kumu, kedi maması,aşısı,hastalığı ile ilgili dünden beri internetten bilgi almaya çalışıyorum.Dün gece hiç uyuyamadım, uyurken üzerime atlayacak,yüzümü tırmalayacak diye yorgandan başımı çıkaramadım.Çok tedirginim,gereği gibi
bakamamaktan,hasta edeceğimden korkuyorum, saatlerce kedi hastalıkları okudum.Ya hastalanırsa
ya veteriner çok yüksek paralar isterse...
Şimdi kedi, pencere kenarında uyuyor ara ara tırslıyor,ya da gaz çıkarıyor,ya da hapşırıyor ayırt edemiyorum,umarım iyidir...Evimize hiç yabancılık etmedi, kumunu koyduğumuz yere işedi,mamasını-suyunu koyduğumuz yerde yedi,içti ,uyumak için bizim yatakta ayak ucumuza kıvrıldı.
(*)Bu sabah yazı yazmak için bilgisayarı açtığımda ,kucağıma atlayıp bilgisayar tuşları üzerinde geziniverdi, gezinirken de bunları yazdı.