11 Kasım 2014 Salı

Beyazıt'a giderken

Doktora tezini jüri üyelerine götürüyoruz, önce metro sonra vapur ve Mahmutpaşa yokuşunu yürüyerek Beyazıt. Dört ayrı poşette ki ağırlık tek kişinin yüklenemeyeceği kadar olduğu için poşetleri ikişer ikişer bölüşüp  sabahın erken vakti yola düşüyoruz. Metro tıklım tıklım,   çocuğunu kucağına alarak oturmuş bir annenin önünde poşetlerimizle ayaktayız. Kucakta ki çocuk ilkokul formalı, birinci sınıfa gidiyor ve hasta hissi uyandırıyor. Anne ile çocuk iki durak sonra inecek, başını dik tutamayacak kadar çocuk hasta, kucakta rahat duramıyor, kafası düşüyor. Anne ,"  az kaldı " diyerek, çocuğun kafasını kaldırıyor, saçlarını düzeltiyor, yüzünü sıvazlıyor, "dayan az kaldı". Hastane durağında inecekler, inmeden önce
anne cebinden bir şey çıkartıyor. Çiğnenmiş bir sakızı kağıdına sarıp saklamış, şimdi açıyor. Çocuğun düşen başında ki ağzına, çiğnenmiş sakızı dürtüyor. " Az kaldı, dayan " diyerek çocuğunu kucaklayarak
hastane durağında iniyor. Boşalan yerine oturmak istemiyorum. Vapura koşuyoruz, martıların hakkını getiremediğim için dışarı çıkmıyor içeride  üniformalı iki özel güvenlik görevlisi kadın ile karşı karşıya oturuyoruz. İlk izlenim üniformaları iki kişiden biri çok kilolu diğeri zayıf. On beş dakika böyle karşılıklı oturacağız. Zayıf kadın üniforma pantolonunun basenlerini çekiştiriyor, " yanlış dikmişler, geçen seneye göre bir beden küçüldüm, bu pantolonu geri vermeli", diğer kadın gülümseyerek aldıkları peynirin çok tuzlu olduğunu suda bekletip yemesini öneriyor. Gözleri ile eli basenlerinde olan kadın " bizim oğlan yedi bitirdi peyniri" diyor ve çantasından dev  gibi telefon çıkartıp oğlunun fotoğrafları arasından peynir yediği kareyi gösteriyor, ben de görüyorum henüz yaşına girmemiş. Kilolu kadın uyarıyor," bir yaşından küçük çocuklara tuzlu ve şekerli yedirmeyin diyorlar, peynir çok tuzluydu, keşke suda bekletip yedirseydin." " Uğraşamam " diyor , telefonu çantasına koyup basenlerine odaklanıyor, fazlalık dediği kumaşı çekiştirmeye devam ediyor.
Mahmutpaşa yokuşundayız, poşetlerin yükü ağırlaştı, dönercilerin henüz dönerlerini takmamış bir vaktinde İstanbul'un kokusunu hızlı hızlı soluyorum. Hastane durağında inen anne, çocuğunun çiğnediği  sakızı atmayıp yine kağıda sarıp sakladı mı, pantolonunun basenlerine takmış anne , peynirini akşamdan suya koyacak mı, kollarımı uzatan  teze jüri üyeleri ne diyecek, geri dönüşte
martılara ne atmalı...

3 yorum:

  1. O kadar duru yazıyorsunuz ki.... Keyifle okuyorum her bir postunuzu......

    YanıtlaSil
  2. Geri dönüşte martilara simit atmalı anne çiğnediği sakızı yine saklayacak üstelik heryeri tuttuğu elleriyle peyniri yediren kadına bravo ben hala benim oğlana yediremedim ama usenip yine suya koymaz o tipte bi kadın.Asıl soru tez ne olacak.İnşallah kabul görür ve beğenirler.(sinemsamli)

    YanıtlaSil
  3. off seni okumak insanı öyle güzel ki, öyle akıcı yazıyorsun ki, hepimizin yaşadıklarını öyle içten yazıyorsunki ne diyeceğimi bilemiyorum sevgiler elif

    YanıtlaSil