17 Eylül 2014 Çarşamba

Sait Faik Müzesi


           Yunus'un objektifinden Burgaz ada ve Sait Faik Müzesi

Yaz tatilini sessiz,kimsesiz bir köyde, sadece dede, anneanne ve annesini görerek geçiren Yunus bazen arkadaşsızlığa isyan etti. Köyün hemen hemen tüm sakinleri kasabaya, şehirlere göç etmişler, artık yazın bile uğramaz olmuşlar. Arkadaşsızlık ,Yunus'un aklına geldikçe sızlandığı önemli
ihtiyacıydı...Dedesi Yunus'a arkadaş olmaya çok hevesliydi, toprak kazan,eken,sulayan dede gününün büyük bir bölümünü okumaya ayırırdı. Yunus ile beraber okuma saatleri yaptılar,ellerine ne geçerse
okudular,Yunus okuyor dedesi dinliyor,dedesi okuyor Yunus dinliyor...( okudukları kitapları yazayım
*Reçel Kavanozu - H.M.Kermani
*Kariye Hazinesi-Bilgin Adalı
*Ben ,Çınar Ağacı ve Pufböreği-Zeynep Cemali
*Gül Sokağı'nın Dikenleri-Zeynep Cemali
*Haritada Kaybolmak-V.Tumanov, bu kitaplar sınıf öğretmeninin tavsiye ettikleriydi)
Dedesinin en sevdiği yazar ise Sait Faik Abasıyanık'tı burada anlatmışım. Tatilimizin bitmesine az kalmış, babam peşimize kışlık hazırlıyor, elma ,şeftali, erik reçelleri yapıyor( babam reçel yapmada bir numaradır),bidonlara elma sirkesi kuruyor ve cevizleri  toplamaya çalışırken ağaca dayadığı merdivenden düşüveriyor,köprücük kemiğini kırıyor. Dedesinin kolu askıda, nefes alışı bile acı verirken okuma saatinde Sait Faik'in "Son Kuşlar'ı" okuyor; "kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yol­lar çamur içinde kaldı. dünya değişiyor dostlarım. günün birinde gök yüzünde, güz mevsiminde artık esmer le­keler göremeyeceksiniz. günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil sac­larını da göremeyeceksiniz. bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. biz kuş­ları ve yeşillikleri çok gördük. sizin için kötü olacak. benden hikâyesi ..."

Her sene Sait Faik'in adasına gideriz,evinin önünden geçeriz ama içeri giremezdik.bitemeyen bir tadilat vardı.İki sene evvel Yunus altı yaşında iken  Burgazada'da denize girmiş yorulmuş ,acıkmış
 şöyle demişti;"  Sait Faik amcanın evine gidelim,belki evinin tamiri bitmiştir,bize yemek hazırlar,yeriz,çocukları var mıydı, ben çocukları ile oynarım..."

Bu sene evine girebildik,girişte para alınmaması içime çok dokundu...Aslında okuduğum yazarlar ile tanışmayı hiç istemem,imza günü gibi tanışma günleri ürkütür beni...Bir kitabı okumak için günlerini verirsin,çok beğenir defalarca okursun,kitab,kitabın sayfaları,cümleler öyle yakınlaşır ki, hep yanındadır,koltuğunda,masanda,otobüste,parkta,yatağında seninledir, kitap en yakının oluvermiştir.
Oysa kitabı yazan kişi ile hiç bir bağım yok, çok uzak,kitab ile aynı şey değildir,kitabın yazarı...
Sait Faik yaşaydı onu görmek istemezdim çünkü çocukluğumdan beri onun cümleleri en yakınım oldu,babamın sesinde ninni oldu, çocuk uykularıma daldım,ilkokuldan beri tuttuğum günlüğümün sayfaları oldu,yıllarca onun gibi yazabilme hayalim oldu....
Sait Faik'in evini,bahçesini,yazı masasını,tek kişilik yatağını,çizgili pijamasını görmek beni utandırdı,üzdü,pişmanlık içinde çabucak mekanı terk etmek isteği uyandırdı...
Bütün fotoğrafları Yunus çekti,evden çıkmak istemedi, Sait Faik'in ucu açılmış ayakkabısı dikkatini çekti, ayakkabının fotoğrafını defalarca çekti...



2 yorum:

  1. Babamın bana aldığı ilk kitaptır Son Kuşlar...
    Geçen yaz gittiğimizde Burgaz a, tadilat var demişlerdi bizde girememiştik ama senin fot. görünce niyeyse bende de aynı hissiyat oldu :(
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Yazarla tanışmak evet yazılarını okumaktan farklı bir şey kesinlikle sana katılıyorum. Yazının okura özel apayrı bir dünyası var, ben de öyle kalmasını isterim. Yunus'un fotoğrafları çok güzel, eski ayakkabılar oldum olası beni taa derinden yaralar nedendir bilmem. Yunus da hassas çocuk, etkilenmiş belli ki.

    YanıtlaSil