12 Eylül 2014 Cuma

Köye Dönüş


Kendimi bildim bileli her yaz köye gideriz,yaz tatillerini köyde ( tatil köyü değil) geçiririz.Annem babam nereye giderse biz oraya olduğu için,annem babam köylerinden başka yere gitmek istemedikleri,başka coğrafları  merak etmeyip,hemşerilerinden gayrı, başka yabancı insanları,kültürleri görmek istemediklerinden hep köyde mecburi tatil yaptık.Evlenene kadar aileden uzak hiç bir şey yapmamıza izin verilmezdi, canımız bir yere gitmek istese," evlenince kocanla gidersin" diyeceklerini bildiğimizden ,canımızın başka coğrafyaları,kültürleri,insanları merak etmesine izin vermemeye çalışırdık.Her yaz öğretmenin elini öpüp, karnemizi aldığımız gün memleketimize köyümüze giderdik.Koca bir yazı başkalarının evlerinde geçirirdik,yengemler,dayımlar,amcamlar,dedemler, hepsinin evinde elimde  bavulum dolaşır dururdum.Herkesin tarlada işi olurdu,özellikle tütün için gündüz gece tarlalarda çalışılırdı.Aklı eren,gücü yeten tüm çocuklar çalışmaya götürülürdü,bir beni almazlardı tarlalara giden traktörlere.
Misafir çocuk,sabahtan akşama güneş çarpar,dayanamaz diye bir başıma kalırdım...
Arkadaşsız,kimsesiz bırakan tütün tarlalarından,köyden ne çok nefret ederdim.
Bir evleneyim,bir daha uğramam kör olası köye diye her gün söylenir dururdum,kocamla dünyayı dolaşmak ,köyümden ,  tütün zifti ile kararmış  hemşerilerimden mümkün olduğunca uzaklaşmak isterdim...Böyle düşünceler içinde suratım asılır,kaşlarım çatılırdı, işte o zamanlarıma ad bile koymuşlardı: " Tatsız Ayşe" ...
Evlendim,çocuğum oldu,her yaz köye gitme ritüeli dna larıma işlenmiş,çaresiz mecburiyetten karne gününün akşamı yola koyuluyoruz...
Birkaç dönüm bahçemiz var,göl kenarında,her türlü meyve ağaçları ile dolu..İnsanlardan uzak,bol bol yabani hayvan ile dolu...
Her sabah yaban yazlarının gaklamasıyla uyanıyorum,elimi yüzümü kaynak suyuyla yıkayıp,bir basma etek bir bluz ile bahçeme iniyorum...İşte en güzeli bu...Ne giydiğinin hiç bir önemi yok...Beni gören yabani kazlar,atlar,inekler,koyunlar,kırlangıçlar,tosbağalar arasında ne giyindiğimin bir önemi yok..Kendim için giyinmek istediğim ender zamanlar ,mecburiyetsiz giyinmeler hoşuma gidiyor..
Günaydın diye,yaban kazlarına,tosbağalara,ineklere koyunlara seslenmek beni öyle mutlu eder ki..
Bahçemiz göl kenarında olduğundan sazan balıklarının atlayışı,kurbağaların vıraklayışı ,yılanların sıyırtışı hiç eksik olmaz.Benim gibi Yunus da yılanlar korkmaz,gölün serin sularında yüzerken yılanlar da yanımızda yüzer,oturduğumuz her ağacın altında mutlak bir yılan yuvası vardır,sıyır sıyır evine girer,çıkar... Kayıkla karşıya geçeriz,köyün bakkalından ekmek almak için,çoğunlukla ekmeği
kendimiz yaparız,bol odunumuz var çünkü...Kuzineyi yakarız...Semaveri yakarız...
Toprağı kazarız,tohum ekeriz,fide ekeriz,ağaçları budarız...
Akşam olunca herkes evine çekilir, kurbağalar,kırlangıçlar,yaban kazları,hepsi...
Gündüz, sessizliğini geceye bırakır.Gece çok sessizdir,köylü çok yorgundur,erkenden yatar,hiç ışık kalmaz,her ev karanlıktır.Köyümde yıldızlar çok parlaktır.Geceleyin yüzünü gökyüzüne doğru çevirsen,çıldıracak gibi olursun,kaybolursun...

Sadece yazları değil,bütün bir seneyi köyümde geçirmek fırsatı çıkacak gibi...
Eşimin işi  köyümünde içinde olduğu şehre taşınabilir...Belki benimde işim olur,bahçemde ki şeftalileri,elmaları,kızılcıkları,cevizleri,kirazları,üzümleri,narları,domatesleri satarım...Belki tavuk alırım,ağaçların altına salarım,yumurtalarını satarım,belki ördek ...Belki İstanbul da nasip olmayan
"işim" ,köyümde beni bekliyordur...Belimde basma eteğim ile ...Yaban kazlarım,tosbağalarım ile...






 



 
 


15 yorum:

  1. çok güzel anlatıyorsun ayşecim ama şu yılanlarla yüzme olayını sevmedim ben:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili annekalemi,yılanlar ilk önce ürkütüyordu ama çok gördükçe alıştık...hatta sevdim bile...

      Sil
  2. Ayşeem; "ne ilginç hatunsun, döndüğünü sessizce eski bir fotoyu beğenerek mi haber veriyorsuun" diye merakla buraya geldim. Meğer Pıtpıt'ımızın çilesi imiş bunun sebebi. Çok şükür ki ben yazıları topluca okudum ağlıya ağlıya. O ara eşim aradı, ne oldu diye endişelendi. Ama benim kalbim senin çok çok hassas kalbinin yanında attı. Kendini suçlamaya bayılan senin, hele böyle bir durumda ne hale geldiğini çok iyi anladım.

    Annen kızdım, küstüm. Sarı kediye çok sevindim dönmeyi becerdiği için. Çünkü kendi çevresi olmayınca o yaşardı, yemek bulurdu evet ama oranın asıl erkek kedileri aynı şekilde onu döverdi. Kedinin mizacına bağlı, dominant karakterde ise üste çıkar - ki o öyle anladığım kadarı ile- değilse sürekli dayak yerdi. Onların yani erkek kedilerin hiyerarşisi bu, buna yapabilecek bir şeyimiz yok.
    Seneye Pıtpıt kısır olduğu, hormonları olmadığı için onun çokta umurunda olmayacaktır. Ve umarım bunca çileden sonra annen ona daha anlayışlı yaklaşacaktır.
    Veterinere gelince: maalesef büyük çoğunluğu bu karakterde. Duygusuz bir şekilde yapıyorlar ameliyatı. Ben daha sevgiyle yanaşanı pek görmedim diyebilirim. Benim adamda eserekli, günü gününü tutmaz ama sahipsizlere acıyıp onlara gönüllü hizmet verdiği için işten atmıyorum, evde tutmaya devam ediyorum kendisini :p
    Oof espri yapabilecek hale geldim şükür. İnşallah Pıtpıt'ımz çok iyi olacak sen kendini asla hiç suçlama. Onların hepsi kasap
    Ama şunu özellkle belirteyim ki:
    O abdest namaz sözü bir deyim. Yani ben iyi veterinerim, kendimden şüphem yok demiş aklınca.
    Siyasete tahammülüm olamdığı için haberim yoktu, burada yorumlarda öğrendim ki tayipbte bu sözü kullanmış. Ama her ikisine de kim inanır acaba? Ve nedense bu deyimi insanların güvenini kaybedenler kullanıyor. Ama kastedilen asla gerçek abdest namaz değil bunu bir daha belirteyim.
    Halbuki dinimizde hayvan hakları öyle mi hiç? Aslaaa.
    Ayrı bir yorumda bu konuda bir kaç alıntı paylaşayım isterim. Seni, Yunus'u ve Pıtpıt'ımızı çok çok öperim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Kedili Teyze; kedileri sizinle sevdim,eve almaya ikna oldum...
      Bizim köyümüzün insanları hepsi,akrabalarımın tümü kediye tiksinerek baktılar,evde beslediğimi söylediğim de de çok ama çok kınadılar,hatta senin gibi birine yakıştıramadım,senin evine adımımı atmam,midem kaldırmaz falan filan...önce kedinin pis olmadığını anlatmaya çalıştım ve bu güzel itina ile yazdığın hadislerden birkaçınıda anlattım ama kulakları duymuyordu,inanmıyorlardı...bizim köyün bütün hanımları kapalıdır ama namaz kılanını görmedim,tutturmuşlar senin evinde namaz kılınmaz...annem bunları duydukça benim adıma üzülüyordu...
      annem çevresi ile yatar kalkar,çevre ne derse o doğrudur...İnanırmısın
      onca akrabamın içinde bir tanesi kedimin başını okşamadı,çocuklar hariç...

      Sil
  3. Birinci örnek:
    (Ah ah bunu o veterinerin gözüne gözüne sokmak isterdim bak)

    Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır:

    Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım.
    O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm.

    O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; "Bunun sebebi, o kuşun, senden şikâyetçi olmasıdır" buyurdu.

    Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir köpeğin kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yere vurunca, kaçtı.

    Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim. Namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. "İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir" buyurdu

    YanıtlaSil
  4. edi beslemek sünnettir. Hz. Muhammed, (sav) Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikip koca bir orduyu o kedinin etrafından dolaştırmış.

    Ve seferden döndüğünde o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuş. Siyah beyaz bir Habeş kedisiymiş Müezza. Ağzının içinde üst damağında lekeleri varmış. Bu sık rastlanmayan damağında leke olan kedilerin Müezza'nın soyundan geldiği kabul edilir. Müezza, muhtemelen bir sokak kedisiydi ve Mekke'nin sıcak kavurucu çöl sokaklarından Hz. Muhammed'in (sav) ilgisi ile kurtulmuştu.

    Hz. Muhammed, (sav) kedisi Müezza'yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammed'in (sav) giysisinin ucunda uyuya kalmış. Her kedi dostu gibi uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Hz. Muhammed(sav) Müezza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmiş. Geri döndüğünde kedinin uyanıp kalktığını görünHz. Muhammed(sav) kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken Sahabe-i Kiram Ebu Nuaym "Ya Resul o sudan kedi içti" deyince, Resulullah "Onlar en temiz ağıza sahiptirler" (Kedi pis değildir, etrafınızda (evinizde) serbest dolaşsın) buyurmuş ve abdest almıştır (Hadisi Nakleden Peygamberimizin eşi Hz. Aişe).


    Daha sonra da sahabeden Kâb kızı Kebşe isimli bir hanım şöyle anlatıyor:

    Eshab-ı kiramdan kayınpederim Ebu Katade'nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Kedi gelip bu kaptan su içiverince Ebu Katâde biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim kendisine hayretle baktığımı görünce, "Niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Resulullah efendimiz, "Kedi pis değildir, etrafınızda (evinizde) serbest dolaşsın buyurdu. Kendisi de abdest almıştı, ben de sünnet eylemekteyim" dedi (Nakleden: İmam Malik, Muvatta, Taharet [2.13]-Diğer Kaynaklar: Ebu Davud, Taharet, 1/38; Tirmizî, Taharet, 1/69; Nesaî, Taharet, 1/54; İbn Mace.Taharet, 1/32, Ayrıca bkz. Şeybanî, 90).

    YanıtlaSil
  5. Bu örnek ise tam senlik:

    Hz. Peygamber, Kuşu Ölen Zeyd’e Taziyeye Gidiyor:

    Zeyd 3 ya da 5 yaşlarında idi. Zeyd’in çok bağlandığı, çok sevdiği, adını Umeyr koyduğu küçük bir kuşu vardı.

    Hz. Peygamber Zeyd’i her gördüğünde “Umeyr’in babası” anlamında “Ebu Umeyr” diye hitap ederdi ona. Bir gün Zeyd’in kuşu öldü. Onun ölümü Zeyd’i çok üzdü.

    Kuşun öldüğü günlerde Hz. Peygamber Zeyd’in evine gitti. Çocuğun kederli hali, Hz. Peygamber’in merhametli kalbini etkiledi. Onu neşelendirmek için saçlarını okşayarak yanağını öptü. ❤��❤

    YanıtlaSil

  6. "Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar"
    (En'am suresi:38)
    -----------------
    Üsame ibni Zeyd'e Peygamberimiz (s.a.v.): "Ey Üsame, acıkan "ciğer sahibi" her hayvan hususunda dikkatli ol! Kıyamet günü Allah'a şikâyet edilirsin." buyurmuştur.
    Ashab'tan bir kısmının: "Ya Rasûlallah! Hayvanlara yaptığımız iyilikten dolayı bize ücrette mi var?" diye sorması üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) şu cevabı verir:
    "Evet, her bir yaş ciğer sahibine yapılan iyilik için ücret vardır."(Buhari)
    -----------------

    İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı." (Buhârî)

    YanıtlaSil
  7. Bu da köpecikler için örnek olsun:

    Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: "Bu köpek de benim gibi susamış" deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti."

    Bir diğer rivâyette şöyle denmiştir: "Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu." (Müslim, Tevbe 155, (2245)


    Bu da son örnek: Adalar da atları aç bilaç çalıştıran ve o faytonlara binen kötü insanlar için gelsin:
    Peygamberimiz (s.a.v.); yolculuk sırasında mümbit bir yere uğranıldığı vakit, hayvanın sırtından inilerek otlardan hakkının verilmesini, otsuz yerlerden de süratle geçilmesini tavsiye etmişlerdir. Hz. Enes (r.a.): "Biz bir yerde mola verince, hayvanlarımızın istirahatını sağlayıncaya kadar istirahat etmezdik." demiştir.

    YanıtlaSil
  8. ohh miss... bence güzel fikir, size iyi gelir, yunus a iyi gelir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım öyle olur,teşekkür ederim..sevgilerimle

      Sil
  9. Ayşe... Sevgili Ayşe. Ne istiyorsan, en olmayacakları bile hayal etmekten, istemekten kaçınma. "Olmaz ki.." demeden, korku yada endişe duymadan, kavuşmak istediğin şey her ne ise asla vazgeçme. Her gece uykuya dalarken gözlerinin önüne getir tüm özlediklerini. En iyi semt, en iyi ev, en iyi okul... Korkma iste.
    Bir gün hayallerimden söz edip "Ama olmaz ki.." dediğimde annem bana çok kızmıştı. "Allah'ın gücü senin istediklerini gerçekleştirmeye yetmez mi sanıyorsun" dedi. Utanmıştım. Şimdi de ben sana söylüyorum aynı şeyi. Hayal et. İste. Olmayacak diye korkma. Olmazsa bir şey kaybetmezsin ki. Ama olursa.. Ya olursa... Asla vazgeçme hayallerinden.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gülsüm Ablacığım,gönlüne,yüreğine,güzel niyetine,bunları benim için yazdığın için kalemine sağlık,teşekkür ederim..

      Sil
  10. Hoşgeldin Ayşe, özlemişim yazılarını.
    Bence en kıskanılası tatili siz yapmışsınız. Hayal ettim de...

    Belli mi olur belki İstanbul sosyetesine doğal ürünler pazarlarsın ta oralardan:)

    YanıtlaSil
  11. Merhaba Ayşe,
    Umarım eşinin işi sizin oralara taşınır. Senin hazırladığın meyve, kuru meyve, reçel vb. ilk müşterilerinden biri ben olurum söz. Bu devirde insanın en çok aradığı şey güzen. Sen bunu bana suratinle değil belki yazdıklarınla verdin ve güven vermeye devam ediyorsun. Umarım tayin işiniz bir an önce netlik kazanır. Mahzuru yoksa eşin ne iş yapıyor ?

    YanıtlaSil