25 Mayıs 2014 Pazar

Nuri Bilge Ceylan



Nerdeyse yirmi yıl öncesiymiş Nuri Bilge Ceylan adını duyduğum o gün.TRT nin ikinci kanalında
çok sevdiğim bir program vardı, devlet desteği,banka kredisi almadan ,üretmeye çalışanları konu alıyordu.Küçük bir kasabada ütü üretip satan adam ile Nuri Bilge Ceylan'ı işte o programda tanımıştım."Evimde ki ütüyü parçaladım,nasıl yapıldığını anlamaya çalıştım sonra hanımın bileziklerini satarak malzeme aldım,iki tane ütü yaptım,sattım diye konuşmasına başlayan adam yurt dışına sanayi tipi ütü satmaya başlamış olduğunu anlatıyordu,sonra Nuri Bilge Ceylan küçük bir odadan seslenmeye başlamıştı,film çekmeyi seviyordu bir çok
 yoksunluğu varmış ama acınmıyordu,annesini babasını, kuzenini başrollerde oynatıyormuş,sesli film pahalıya kaçıyor diye oyuncularını fazla konuşturmuyor bol bol fotoğraf karesi gibi sessiz çekimler yapıyormuş,ve hayat ile derdini ancak böyle daha kolay algılayabiliyormuş.Koza adlı filminden görüntüler ekrana gelince sanki sırf benim için çekilmiş gibi heyecanlanmıştım.Sonra ard arda filmleri geldi, hepsi birbirinin aynıydı,Koza,Kasaba,Mayıs Sıkıntısı,Uzak...Geç gelen öğrencinin ıslak çorabının sobaya düşen damlaları ritmindeydi filmleri, çok beğeniyordum.Hayatın  içinde,gözümüzün önünde ama fark edecek kadar yavaş olamadığımız o anları izlemek beni çok heyecanlandırıyordu.

Röportajlarını arşivlemeye çalıştım,işte bir kaçı;


..." Bana en çok acı veren, en trajik bulduğum, bir şekilde kendisini üzerime dayatan şeyler üzerine çalıştım hep. Belki de film yapma gücünü ancak böyle bulabiliyorumdur."

"...insanın bir anlık duyguları yanıltıcı olabilir bu film seyretme işinde. ben kendi hitlerime, en beğendiğim filmlere baktığımda, bunların genellikle ilk seyrettiğimde beğenmediğim, çok sıkıldığım filmlerden olduğunu görüyorum. sinemada biraz 'çabuk beğenilenden çabuk bıkılıyor' gibi bir şey var. öncelikle zorlayan, kendisini çok açmayan, biraz yabancı kalan filmler zamanla insanın ruhuna işleyebiliyor ve çok daha kalıcı, çok daha dönüştürücü etkiler bırakabiliyorlar. o yüzden bu konuya da çok dikkat etmeye çalışıyorum bu durumlarda. 'bir yıl sonra seyrettiğimde ne hissederim'i de düşünmeye çalışıyorum."

"..izlemenin çok zor olacağı, hiçbir ticari potansiyelinin olmayacağını zaten biliyorduk. ama yani bu saatten sonra, zaten hiçbir ticari kaygım hiçbir zaman olmadı, hiçbir filmim çok fazla izlenmedi zaten, o anlamda çok özgürüm. istediğimi yapabilirim. dolayısıyla, filmin uzunluğunu da içerecek şekilde şunu söyleyebilirim; filmi özellikle uzun yaptım. çünkü şu da hoşuma gitmiyor; sinema üzerindeki dayatmalar hiçbir sanatta olmadığı kadar fazla. bir romancı ister şu kalınlıkta bir roman yazar ister bu kalınlıkta. ama sinema endüstrisi insanı 90 dakikalık bir film yapmaya itiyor, zorluyor, çok fazla baskı var. biraz o baskılardan da arınmak istedim. yani insanların sıkılmayacakları bir film yapmak değil, sıkılanları filmin ilk yarısında elemek istedim. sinemadan istiyorlarsa çıkabilirler, vazgeçebilirler ki olabilir böyle bir şey."

"..fısıltı gazetesine falan pek bakmıyorum da, genel olarak sinema üzerinden konuşursam, ben gittikçe yabancılaştığımı hissediyorum sinema dünyasına. yani dünya sinemasının gittiği yer bana kaygı veriyor doğrusu. belki yaşlandığım için öyledir. seyircinin ilgisini çekmek için her yol deneniyor. bütün taktikler, film yapmayı yönlendiren şeyler, yaratıcısını samimiyetten uzaklaştırabilecek tehlikeler içeren şeyler. ilginç olmak adına filmler gerçekçilikten, inandırıcılıktan uzaklaşmaya başlamış. biraz sinemanın gidişatı beni endişelendirmeye başladı. bu anlamda da edebiyatı kıskandığım söylenebilir. bir sinefil değilim ben. sinemada yapılan her şeyi, sinemayı çok sevmiyorum. normal hayatı, sıradan bir hayatı daha çok seviyorum. film çekerken yaşadığım duygular, film çekmek, film yapmak, kendime göre bir şeyler anlamak, bir dünya kurmak mutlu olduğum şeyler. buralar da (cannes) mecburen katıldık diye yapılan şeyler, çok ruhuma uygun şeyler değil."
"...sanat yoluyla yaşamın anlamını aramaya, hatta vermeye çalışıyorum. ve böylece hayatta kalabiliyorum."

"...biri ölür üzülmezsiniz, sonra sandalyeye asılı hırkasını görürsünüz, o hırkanın duruşu kalbinize oturur."

Nuri Bilge Ceylan, filmlerini ağır ve sıkıcı bulanlara  hak veriyordu,"Bu benim derdim,herkes benimle aynı derdi paylaşmak zorunda değil " diyordu.

Sessiz,kimsesiz bir köye uzun yıllar tek başıma tatile gitmek zorunda kalmam, Nuri Bilge Ceylan filmlerini sevmemi sağlamıştı.Avluda yakılan bir ateşi kıpırdamadan dakikalarca izleyecek kadar
vaktim vardı,kavak yapraklarının hışırtısından başka ses duyulmayan uzun günlerim vardı,  sonsuzluk üzerine delirecek kadar çocuk aklımı zorladığım  düz ovalara bakmışlığım vardı,anneannemin alnından burnuna doğru kayan ter damlalarını saymışlığım vardı,özlemle bir şeyi beklememin saatleri,dakikaları,saniyeleri,saniseleri vardı,gidenim vardı,gurbetim vardı,yolculuğum vardı,aidiyetsizliğim vardı,yanlızlığım vardı...Belki bu yüzden Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini seviyordum...

Kış Uykusu ile Altın Palmiye aldı,onun derdini anlayanlar,sevenler,değer verenler vardı.Kış Uykusu nun izleyebildiğim kısacık fragmanında şöyle diyordu, "Bütün meselen ne senin biliyor musun? Sen acı çekmemek için kendini kandırmayı tercih ediyorsun."

 Nuri Bilge Ceylan ile derdimi sevmeye hatta derdimi edebileştirebileceğime dair umut beslemeye başladım...




5 yorum:

  1. Son günlerde yüzümüzü güldürdü bu adam, helal olsun!
    Ben Reha Erdem'i de çok beğenirim.Daha önce söylememiştim ama Reha Erdem izlerken hep aklımdan "acaba Ayşe de seviyor mudur" diye düşünürdüm. Ya da hep çok seveceğini düşünürdüm. Beş vakit filmi mesela??
    "Sonsuzluk ve bir gün" ve ara ara koyduğun, anlattığın filmler sebep oldu bunu düşünmeme.
    Ne garip değil mi, film izlerken bir anda yüzünü bile hiç görmediğin birinin sevip sevmediğini düşünüyorsun. Bu duyguyu çok seviyorum aslında.

    YanıtlaSil
  2. Gecenin ilerlemiş şu saatinde beni ne çok sevindirdin,hatırlanmak ne çok sevindirebiliyormuş insanı...Reha Erdem i izlemedim ama izleyeceğim, izlerken de seni anacağım,gecenin bu saatini hatırlayacağım yine sevineceğim...
    teşekkür ederim...çok teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  3. heeey yanda angelopulos gördüm oleeey :) geçenlerde yazmıştım "film uzun hayat kısa" adlı yazımda onu yaa :) ceylan da iyi tabii. ama şu nasıl oldu ki. yani, neden uzun yıllar o köye tatile gittin yazın. hımm anneannde kalmak zorundaydın yazın.

    yalnızlık edebiyat sanat köy uzaklar felan :) hey bunun için ceylana gerek bile yok. kendi kendinize de olur ki zaten :) ne güzel anlatmışsınız kii :)

    bilokuma da hoşgeldiniiz. görüşürüüz ki.

    YanıtlaSil
  4. " Bana en çok acı veren, en trajik bulduğum, bir şekilde kendisini üzerime dayatan şeyler üzerine çalıştım hep. Belki de film yapma gücünü ancak böyle bulabiliyorumdur." Bu cümlesi beni benden aldı.

    YanıtlaSil
  5. Ayse bana seni hatirlatti, yasadiklarin ve yazilarin. Nobel odulunu aldiginda yaninda olmaliyim. Sayit Faik odulunu mu deseydim. Gulay

    YanıtlaSil