21 Nisan 2014 Pazartesi

Neden Edebiyat?



İnsanın Kahpesi

İnsanın kahpesi,
Ne arslana, ne kaplana benzer.
İnsanoğlunun kahpesi,
İlk bakışta sana bana benzer.

İnsanoğlunun kahpesi,
Arslandan, kaplandan yırtıcı.
İnsanoğlunun kahpesi,
Her yanda haklı, her işte haklı,
Hem de gürültücü, patırtıcı.

Onca sıfırdır
Doğanın her güzel yarattığı,
Ya da sanatçının her güzel dediği,
Dana beynini beğenmez
İnsan beynidir yediği.

Sabrımızı yer kıtır kıtır
çerez yerine.
Cellattan bile daha kaygusuzdur
Namuslu insanın üzüntülerine...


Hasan İzzettin Dinamo

Edebiyat Fakültesine gitme hayalleri kurarken, İktisat Fakültesi,Maliye bölümünde kendimi buluvermişliğimin üzerinden on küsür sene geçmiş.

Neden Edebiyat ,sorusuna en güzel cevaplardan biri;


"
Edebiyat, dünya ağrısını neden çektiğimizi anlatır aslında. Neden bu ağrıdan mustarip olduğumuzu ve bundan uzaklaşmak için neye ihtiyacımız olduğunu anlatır. Bir tek yolu var dünya ağrısından uzaklaşmanın: İnsan olmak. Edebiyat bize insan olma yollarını gösterir. İnsan olma yollarını açar. Bu size yukarıdan bir cevap, felsefi bir cevap olarak geliyorsa, daha basit bir cevabı var: Hayat bilgisidir aslında, en öz hayat bilgisidir.

Daha temel bir şey var: Hiçbirimiz hikayesiz yaşayamayız. İnsan temel ihtiyaçlarını sayarken hiç kimse hikayeden söz etmez. Çünkü aslında hikaye ile doğan ve müthiş bir hayal gücü gerektiren bilim, hikayeyi ihtiyaçları arasında saymaz. Oysa insanın varoluşundan beri ihtiyacı olan bir şeydir hikaye. Adem ve Havva hikayesi ile başlıyor aslında bizim hikayemiz ve de aslında insanlık büyük ve tek bir hikaye. Shakespeare’e göndermeyle, dünya bir sahne; zamanımız geliyor, sahneye çıkıyoruz, doğuyoruz, kendi rolümüzü oynuyoruz ve ölünce sahneden çıkıyoruz. Zannediyoruz ki, hikaye bitti, hayır. Hikaye devam ediyor aslında. Dolayısıyla hayatı da, kendimizi de abartmaya gerek yok. Hepimizin bir hikayesi, bir rolü var. Edebiyat bununla yüzleşmemezi, bunu anlamamızı sağlıyor aslında.

Bir yandan da hayatımız boyunca göreceğimiz, tanıyacağımız insan sınırlı ama edebiyat ve aslında sanat sayesinde, bir insan bilgisi kazanıyoruz. Aşk-ı Memnu’dan örnek vereceğim; gerçek bir Bihter ile karşılaşma şansıımz yüksek değil, Bihter’i bilemeyiz. Ama biz tesadüfen hayatın içinde bir Bihter varsa veya Bihter’e yakın bir oluşum, gidiş varsa, onu hemen hissedebiliriz. Çünkü artık Bihter’i tanıyoruz, biliyoruz, okuduk; televizyon bunu çoğaltıp, birazcık da saptırsa bile... Ama edebiyat bize, biz olmayanı gösterme, bize çoğul olma, başkaları olabilme imkanını verir.

En doğru ve samimi bulduğum cevap Sait Faik’in cevabıdır. Türk edebiyatının da yüz akı bir cevaptır. Haritada Bir Nokta öyküsünde, "Yazmasam deli olacaktım," der ve ben gerçekten bir tek Sait Faik’in yazmasa deli olacağına inanırım. Onun dışında "Yazmasam delirirdim," diyen yazarlara çok da inanasım yok açıkçası. Sait Faik yazdıklarıyla bunu ispat etmiş, bizi buna inandırmış bir yazar. Ben de, "Acaba yazmasam deli olur muydum" diye sordum kendime. Olmazdım, delirmezdim ama yazmadan da duramadığımı hep fark ettim. Mutlaka yazmak istiyorum.

Baudelaire ile karşılaşınca da neden yazmadan duramayacağımı anladım. Baudelaire diyor ki şair, istediği zaman girmek için bir beden arayan ruhlar gibi dolanan kişidir. İstediği zaman kendi olabilir, başkasının bedenine girebilir. Böyle bir ayrıcalıktan yararlanan kişidir. O zaman fark ettim ki evet, ben de herkesin hayatını yaşamak istiyorum. Ben dünyanın çeşitli yerlerinde, çeşitli çağlarında yaşamak istiyorum ama verilmiş bir tek hayatım var ve bu hayatı çoğaltmanın tek yolu yazmak.

Ama aynı zamanda iyi edebiyatı okumak da hayatımızı çoğaltan bir şey. Bizi binlerce insan yapabilir. Onun için okumak; mevcut hislerimizi geliştiren, merhametimizi artıran, şefkatimizi büyüten, sevginin değerini anlamamızı sağlayan, aşkı neden aradığımızı, neden bulamadığımızı, bulunca neden kaybettiğimizi, dostluğa neden ihtiyaç duyduğumuzu, toplum olmanın ne demek olduğunu, kötülüğün gerçekten sıradan bir şey mi, sıradışı bir şey mi olduğunu, içimizde bir şeytan olup olmadığını bize gösteren ya da bu soruları sormamızı ya da aramamızı sağlayan bir şey."Ayfer Tunç

 






5 yorum:

  1. İki hafta önce Ayfer Tunç'un Dünya Ağrısı kitabını okumuştum, bu yazı da üstüne çok güzel oldu...Teşekkürler Ayşe...

    YanıtlaSil
  2. Kendisini bulamamışlar, her sekle kalıba,kişiliğe can sıkıntısından mı,özentilikten mi bunu yaparlar?
    Gerçek dışı yazmak,hissedemeden yazmaktır.
    Herkes her kalıb girmeyi başarabilir belki,fakat herkes hissederek yazamaz kanatindeyim.
    Teşekkürler hikayeleriniz için.

    YanıtlaSil
  3. İçinde kaybolduğum bu yazıyı tekrar okumadan önce sana gönülden teşekkür etmek istedim. İyi ki de bizimle paylaşmışsın. Ama ben son ana kadar senin yazdığını düşündüm.

    YanıtlaSil
  4. bu güzel yazıdan haberdar ettiğin için teşekkürler...facebookta edebiyat sever arkadaşlarımla paylaşacağım izninle...

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Ayşe,
    Gerçekten teşekkür ederim.
    Benim için çok anlamlı bir yazı...
    Muhabbetle♥♡♥

    YanıtlaSil