17 Mart 2014 Pazartesi

Adsız Kitap


Hafta sonunu evimizi temizleyerek geçirdik.İstanbul'da hava kapalıydı,kara kara bulutlar sadece gökyüzünde değildi, içimdeydiler de. İçimde ki kara kara bulutların yükü ağır geliyor, boşalmak için yer arıyordu. Yunus ile iş bölümü yaptık, kütüphanenin tozunu, o alacaktı. Kitapların tek tek tozunu alıp renklerine göre, boylarına göre, konularına göre raflara dizmeye başladı. Bu düzenini benden almamış,
karmakarışık,üste üste, yığın yığın istiflediğim kitaplarımı inci gibi dizerken, adsız bir kitabı nereye koyacağına karar veremiyor. Adsız kitabı görünce  10 yıl öncesine ışınlanıverdim. Parktayım, hava oldukça sıcak, pırıl pırıl güneş içime işleyemiyor,içim her zaman ki gibi kara bulutlarla dolu,yirmili yaşlarımdayım.Parkın ağaç gölgeli bir köşesinde bir kadın, küçük bir masa üzerinde kitap satıyor. Kitabın kapağında genç bir adam var, gözlüklü, arkasında mavi deniz manzarası...Parkta yürüyenlerin dikkatini çekiyor,bazısı cebinden para çıkarıp alıyor,bazısı sadece bakınıyor...Uzaktan uzaktan kitabın hikayesini dinliyorum.Genç bir baba, kanser olduğunu öğrenince günlük tutmaya başlıyor,
son günlerine kadar tuttuğu günlükleri, karısı, bir matbaada bastırıp oğluna gelir olsun diye satıyormuş.Sessizce kitabı aldım,bir gecede hepsini okudum.  İyi üniversitelerde okumuş ( Odtü, Boğaziçi) çok yönlü , 8 yaşında bir oğlu olan bir adam kansere yakalandığını öğreniyor.Bardağın dolu tarafını görmek için günlük tutuyor, sıradan hayatını ,basit bir şekilde yazıyor.Sıradan bir hayat basit bir şekilde yazılmış ama öyle etkileniyorum ki günlerce ,aylarca etkisinden çıkamadığımı dün gibi hatırlıyorum. Ölümden hiç bahsetmeden , ölümün adı hiç anılmadan,sorgulamadan,yıkılmadan,son ana kadar umutla yazılmış bir günlük...Günlüğün sahibi ile aynı mahallede oturduğumuzu,aynı sahilde yürüdüğümüzü okuduğumda ,onu kendime daha yakın hissetmiştim.Bir oğlu vardı,sekiz yaşına yeni girmişti, hastalığını öğrendiği gün işini bırakmış ve oğlu ile uzun bir kaç ay geçirebilmişti.Oğluna bırakabileceği tek şeyin iyi bir ahlak olduğunu kitabın sonlarına doğru
artık kalemi tutmakta zorlandığını da belirtmekteydi. Çok sevdiği sekiz yaşında ki oğlunu, eşini,piyanosunu,denizi,ikindi çayını,kitaplarını bırakacağı o gün, günlüğünün en son sayfasında yazıyordu.Günlüğün ilk sayfaları nasılda canlıydı, ilk aşklar,ilk tecrübeler,hayaller,kariyerler,gelecek planları,hesaplar,kitaplar,görüşler,fikirler,düşünceler...Gün gün ölüme yaklaştığını hissettikçe üzülüyordum.Yazmanın gücüne o gün daha çok inanmıştım.Sokağımın başında bir cami vardı,her gün birileri ölüyordu,selası verilip namazı kılınıyordu,gözümün gördüğü ile okuduğum beni başka türlü etkiliyordu.Kitabın sonuna,ölüm tarihi yazılı son sayfaya gelmek istemiyordum,ben okudukça sanki hala yaşıyordu,gözlükleri ardından hala bakan gözleri, oğlu ile oynadığı vakitleri vardı...
Kitabın içinde en çok şu cümle geçiyordu:"Şükürler olsun , her günüm için Allah'a sonsuz şükürler olsun"...
Yazarın son cümlesi ise;"sevgi ile,sağlıkla kalın"...Ölmüş kocasının günlüklerini kitap yapıp bir ağaç gölgeliğinde,sekiz yaşında ki oğlunun geleceği için satan kadını iyi ki görmüşüm.
Kitabı okuduktan sonra yıllardır yükünü çektiğim kara bulutların yağmur gibi gözyaşları ile boşalıp
hafiflediğimi hissetmiştim, kara bulutlar içime girmeye kalkışınca birden elime bu kitap geçiverirdi...
Yunus elinde ki kitabın önce tozunu sildi, kapakta ki gözlüklü adamın gülüşüne bakarak,adsız kitabı ,fıkralar,bimeceler,karikatür dergilerinin konulduğu "gülmece" bölümüne yerleştiriverdi...

Fotoğraf:ABD’li fotoğrafçı Claude P. Dettloff’un 1940’da çektiği “Beni Bekle Baba” isimli kare.



10 yorum:

  1. Sevgili Ayşe,
    Ne acılar yaşanmış şu dünyada...
    akıl almıyor...
    dua ile...

    YanıtlaSil
  2. Yine de şükür,hep şükür diye günlüğün sayfalarını doldurmuş,bizim de şükredecek çok şeyimiz var ,sevgili benbir...teşekkür ederim..

    YanıtlaSil
  3. Ayşem yine yine çok güzel yazmışsın!! "gözümün gördüğü ile okuduğum beni başka türlü etkiliyordu" diyorsun ya işte tam da beni anlatmışsın sanki. Kütüphane düzenini hayal ettim, hala kitaplarımın büyük kısmını kolilerden çıkaramamış olmanın üzüntüsüyle :( Okuduğun kitabı öyle güzel özetlemişsin ki sanki okumuş gibi burnumun direği sızladı. İyi ki varsın! Ve iyi ki yazıyorsun!...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim kolileri dolduracak kadar kitabım yok sevgili yüzyıllıkkonak:),kitaplarımın çoğu okul yıllarımdan...Kalp gözü'ne daha çok güveniyorum, sırf göz ile görmek çok yanıltıcı oluyor, kalp gözümü açmaya çalışıyorum...teşekkür ederim...

      Sil
  4. Sağlığımız, keyfimiz, işimiz gücümüz yerindeyken, hayatın koşturmacasına kapılmış giderken hep unutuyoruz şükretmeyi...
    Halbuki hiç unutmasak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şükretmek nasıl hissedilir,nasıl yapılır bilemiyorum ama şükredecek çok şeyim var...şimdi pırı pırıl güneşli bir sabah var penceremde,bunun için nasıl şükredeceğim,bilemiyorum...teşekkür ederim sevgili Burcu..

      Sil
  5. Hayatı belki de bir "şaka" gibi almak lazım, o zaman daha dolu mu yaşarız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ceren,bu sabah senin yöntemlerinden birini uyguladım:)
      http://cerenin-gunlugu.blogspot.com.tr/2014/03/rahatlama-yontemleri.html

      Sil
  6. bu benimde hayalim. basilmasa bile yazdigim mektuplar,gunlukler kitap olsa...isimsiz olsa,sadece cocuklarim okusa bile olsa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hülyacığım, ben bloğumu işte bu yüzden yazıyorum,hiç usanmadan hiç umutsuzluğa kapılmadan...hiç kimse okumasa bile oğlum büyüdüğünde okusun..belki okumaz ama ben okuyacağını umut ederek yazıyorum....Sen de ara verme bloğuna sık sık yaz...

      Sil