21 Ocak 2014 Salı

Misafir Odası

Annemin çocuklarına hep tembihlediği üç nasihatı vardır,dün üçüncü nasihatını acınarak hatırladım.
Misafir odam içler acısıydı, bütün gün evde olmama rağmen kapısı hiç açılmayan odayı temizlemek angarya gibi geldiğinden büfelerin sehpaların üzeri yazı yazılacak kadar tozluydu, pencereleri dışarıyı göstermeyecek kadar kirli...Evimize uzun zamandır misafir gelmediğinden, gelme ihtimali de belirmediğinden misafir odası terk edilmiş gibiydi...

Annem için misafir kutsaldı, Tanrı Misafiri'ydi.
 Evimiz Ankara'da, yurt dışına gidecekler, hastaneye gelenler, vize başvurusu yapacaklar, milletvekili  ile görüşmek isteyenler çeşit çeşit ihtiyaçları ile memleketlilerimiz hiç eksik olmazlardı.
Sırf bizim için gelen nerdeyse hiç yoktu ama annem hepsini Tanrı Misafiri görüp en güzelinden hizmet etmeye çalışır, bizi de çalıştırırdı.
Küçük evimizin en büyük odası misafir odasıydı, kapısı daima kilitliydi, misafir gelince açılır gidince yine kilitlenir.Misafir odası ayrı bir ülkeydi, evimize hiç benzemezdi,kokusu, eşyaları, düzeni,temizliği her şeyiyle farklıydı.Hiç yaşanmamış odanın kilitleri açılır , büfe
masa, sehpada ki beyaz danteller yıkanır kolalanır,perdeleri yıkanıp ütülenir,kırlentlerin yüzleri çıkarılır yıkanır, koltuklar silinir, hiç ayak değmemiş halının üzeri itina ile süpürülür, içki içilmeyen evimizde büfede ki çeşit çeşit likör,şampanya bardakları yıkanır kurulanır tekrar yerine dizilir,misafir tabakları,çatal bıçakları dolaptan çıkarılır, Haftada bir yaktığımız banyo kazanı hep yanıyor vaziyette
tutulur, banyo fayansları ovalanır,misafir havluları çıkarılır.Misafirin yatması için yatak odası hazırlanır, annem ile babam yer döşeğinde yatar, sandık açılır misafir çarşafları çıkarılır, bir de ucu iğne oyalı bir yemeni çıkarılır, misafirin peşine hediye olarak vermek için. Çeşit çeşit yemekler yapılır, ay sonuna denk gelirse komşulardan borç alınır yine de çeşit eksik olmaz.Sadece misafir geldiğinde gördüğümüz yemekler sayesinde bunca eziyete katlanırdım, hele 7 katlı pasta için her türlü misafir karşılama işkencesine hazırdım....Merdane ile yedi tane yuvarlak yapardı annem, her yuvarlağın arasına krema , en üst katına da çilek reçeli...İçim çekilirdi, benliğim yok olurdu, kendimi kayberdim, gözlerim görmez olurdu.Yedi katlı pastanın yapılışını rahat rahat izleyebilmek için bile neler vermezdim, hep misafir koşuşturmasına kurban edilen dakikalara denk gelir, tuvaleti son bir kez vimle, misafir terliği kapı ağzına çıkarılmış mı, boy aynasında el izi kalmış mı, her yere kolonya serpilmiş mi  ile harcanan dakikalar...Kutsal bir ayini izler gibi izlemek isterdim 7 katlı pastanın yapılışını, her katı içime çeke çeke , özümsemeye çalışarak...Her şey hazır anne diyebilmek için
canımı dişime takıp pastanın hiç yoktan bir bölümüne yetişmeyi ne çok isterdim.Boy aynasının el izlerini hohlaya hohlaya nefesimle silerken, göz ucuyla bakındığım yedi katın üzerinden akan çilek reçelinde erirdim. Kocaninem anlatırdı,gökyüzü de 7 kat , nefis dereceleri de 7 katmış,çocukluğumda nefsimin en derinliklerine 7 kat pastayı öyle gömmüşüm ki çıkarılması mümkün değil...

Misafir kanımızın son damlasına kadar en iyi şekilde ağırlanmalıydı, gönlü hoş edilmeli, ağzı hiç boş durmamalıydı, yemek,tatlı,çerez,meyve sonra tekrar yemek tatlı çerez meyve...fotoğraf albümleri çıkarılır, anılar anlatılır,sohbetler yapılırken ben genelde mutfakta bulaşık yıkardım.Günlerce kalacak misafirin canı sıkılmasın diye şehir merkezinde gezdirilirdi,  üç vasıta değiştirilerek gidebildiğimiz Anıtkabir  ziyaret edilirdi, en çok hayvanat bahçesini görmek istelerse de biz mutlaka Anıtkabir'e götürürdük bütün misafirlerimizi.Ankara'nın görülmeye değer her yerini görmek isteyen misafirlerimiz ardında annemin yürüyecek dermanı kalmazdı ama yüzü hep gülerdi, misafir kutsaldı...Arkasından su dökerek uğurladığımız her misafir ardından annem yorgunluktan hasta olur,günlerce yataktan kalkamazdı...

Yine de annemin en büyük nasihatının " eviniz de misafir odası olacak, her misafiri benim gibi ağırlayacaksınız" olması, sanki misafiri, çocuklarından daha çok sevdiğini gösteriyormuş gibi...
Misafir odamın son hali , annemin nasihatını kulak ardı yaptığımın deliliydi, içimi acıttı..


4 yorum:

  1. Bana annemi değil de babaannemi hatırlattı bu yazı. Annene haksızlık etme bence, bilirim çünkü böyle kadınların ne muhterem olduklarını. Öyle de güzel anlatmışsın ki annene misafir olasım geldi :)) Şimdi bu kadar geniş yürekli kadın kalmadı sanki, hepimiz kocaman kocaman evlerde oturuyoruz ama kalbimiz herkesin nazını çekecek kadar büyük değil sanki...

    YanıtlaSil
  2. Pardon Ayşe Annem hasta olur günlerce yataktan çıkamazdı kısmını demin anlayamamışım, tabi bu kadar yorgunluktan sonra kaçınılmaz son oluyor galiba! Anneye hürmetler, Osmanlı kültüründen bir onlar kaldı ;))

    YanıtlaSil
  3. 6 kardeşli bir evde büyüdüğüm için (ve anneannemde kalırdı bizde) hiç misafir odamız olamadı :) zira evin her yerindeydik... bir odamızda çifte ranza vardı, yatakhane misali :) misafir geldiğinde biz de kanımızın son damlasına kadar ağırlardık o ayrı :))) ama kendi evim olduktan sonra da (uzunca bir süre çocuğumuz olmadığı halde) misafir odası yapmadım... misafir odalarını sevmiyorum, evimin salonunda hep beraber rahat rahat geniş geniş yaşıyoruz şimdi :)))

    YanıtlaSil
  4. Bizim misafir odamız hiç olmadı..Hepi topu 50 m2 lik bir evde yaşamak zor ama çok da keyifliydi. Ben hep imrenirdim bir misafir odasına girince, özel hissederdim kendimi :) Yastıkları kucağıma alıp öyle oturmak isterdim annem kızardı ezme yastıkları diye :) kocaman bir sehpa olurdu ortada oymalı ayaklar üzeri mermer.. Bir de kocaman kesme bir küllük olurdu ortada :))
    Oysa orada sadece misafir olmak güzelmiş..

    YanıtlaSil