9 Ocak 2014 Perşembe

Diyojen, ödev, Sinop

 Edebiyat öğretmenim bir araştırma ödevi vermişti; Diyojen  elinde bir fener ile neden " insan arıyorum" demiştir?

80'lerin sonunda araştırma ödevlerimiz ansiklopedilerden yapılırdı,  büyüklerden, üst sınıfta ki  abilerden, ablalardan fikir alınırdı.
Büyük Larousse ile AnaBritannica çok kıymetliydi.

Fasikül fasikül biriktirdiğimiz ansiklopediyi henüz ciltlendirememiştik, eksik harflerimiz vardı ve ödevlerim hep bu eksik fasiküllerden çıkıyordu.
Babama sordum;
-Baba , Diyojen niye elinde fener ile insan arıyormuş?
-Dürüst insan kalmamıştır, dürüst insan arıyordur, dedi babam
Anneme de sorayım;
-Memleketinden uzakta, gurbettedir , hemşerilerini arıyordur, dedi annem.
Komşumuz Süliye Teyze gün görmüş , acılar çekmiş , olgun bir kadındır onun da fikrini almamı isteyen annemdi.Elimde  bir tabak dolusu yumurtalı pırasa kavurması ile Süliye Teyze'ye,Diyojen'i soruyorum.Süliye Teyze duygulanıyor, Diyojen 'i yıllar önce kanserden ölen oğlunu hatırlar gibi
gözyaşları ile anlatıyor...Akşam ilerlemiş Süliye Teyze gözyaşlarını şen kahkahalara bırakmış kendi çocukluğunu anlatıyor, Diyojen adını hiç anmıyor, anneme için için kızıyor, bir suskunluk anını yakalayıp bir an önce ödevimin başına dönmek için vedalaşma provaları kuruyorum.
Giriş katta ki Asuman Teyze'nin  "Bilim Adamları" adlı bir kalın kitabı vardı, bir kaç ödevimi onlar da ki bu kitap ile yapmıştım.Akşam yemeğine hazırlanan Asuman Teyze'den verdiğim rahatsızlıktan
ötürü özür dileyip hemen kitabı istedim.Asuman Teyze'nin marangoz kocası  kitabı getirdi
içeriğine baktım Diyojen yoktu, çok üzüldüm.Marangoz amca da üzüldüğüme üzüldü, ödevimin konusunu sordu, soruyu öğrenince ;
- Ne basit soruymuş be, üzülmeye değer mi, ben söyleyivereyim, ben ansiklopedi gibi adamım;
bu Diyojen sarhoşun tekiymiş, kafayı bulunca böyle saçmalarmış...diye bir solukta cevaplayıp, kendi sorusunu sordu: Babana söyle de size de mutfak dolabı yapayım, herkes çok memnun dolaptan, annene yazık değil mi bu devirde " terek" mi kaldı...

Babamın aklına Samsun da ki eniştem geldi, öğretmen okulunda okumuştu, matematik öğretmeniydi, sülalemizde ki tek öğretmendi. Şehirlerarası telefon parasını önemsemeyecek kadar önemsendi bu Diyojen...Eniştemin hal hatırı, akrabaların hal hatırı derken Diyojen'e geldi sıra...
Cevabı hatırlamıyorum, çünkü matematikten ölüm gibi korkardım, eniştemden de öyle...Eniştem her gördüğünde beni matematik işkencesine çekerdi, nefesim kesilir, beynime oksijen gitmezdi...O yüzden olsa gerek eniştemin telefonda ne söylediğine kulak veremedim...

Velhasıl Diyojen ödevini bir şekilde yapmış teslim etmiştim.

Diyojen ile bir dolu insan ile konuşmuş oldum, hepsinin dünyası ayrı, hepsi farklı, hepsi kendi gibi...

Bu yaz Sinop'a gittiğimizde aklıma Diyojen ödevim geldi...








 Sinop cezaevinin avlusu


 
 
Sabahattin Ali Koğuşu
 
 


Rıza Nur Kütüphanesi


Alaaddin Cami

Ördekli Sinop denizi
Yabancı değildi, bizim gibiydi, Sinop..
 
Yoğurtlu dondurması çok güzeldi, yalana yalana tükettik Sinop günlerini...

6 yorum:

  1. Ah! Benim güzel memleketim...

    YanıtlaSil
  2. Yazilarina bayiliyorumm! Ne güzel anlatiyorsun,her satiri ince ince hatirlanarak!

    Seni gördügüme sevindim...

    YanıtlaSil
  3. Ben de seviyorum senin yazılarını okumayı, teşekkür ederim...sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  4. güzel şehir sinop'da bana en ilginç gelen hapisanesinde yatan ünlüleriyle övünmeleriydi..hem yazı hem fotolar güzel..

    YanıtlaSil
  5. Traji komik diye buna denir . Diyojeni anlayabilmek için otuzuma gelmemde benim trajedim...teşekkür ederim sevgili Nihaventrenkler...

    YanıtlaSil