30 Ekim 2013 Çarşamba

Kabak reçeli

Annemin yaptığı en güzel reçeldi,kabak reçeli.
Güz gelip bal kabakları, padişah kavuğu gibi  olunca reçel yapmaya niyet edilirdi.
Bal kabakları kare kare doğranır,kirece yatırılır... Hayatımın en güzel anlarını yaşatacak"kabak reçeli"hep az yapılırdı,doya doya yaşayamayacağım kadar...
Bir tencereye doldurur,mutfakta gizli bir köşeye koyardı annem.Yine de kabak reçelinin kaşık kaşık azalmasına engel olamazdı .Yaşadığımı hissederdim kabak reçelini kaşık kaşık yerken.Kabak reçelinin azaldığını hisseden annem,çok kızardı.Tencereyi saklardı.Sabah kahvaltısına dahi çıkamazdı
kabak reçeli,önemli misafirleri beklerdi,çok azalmış, çok değerlenmişti...
Kabak reçeli saklanınca ,amansız bir korku kaplardı içimi.Titreyerek ağlamama sebep olacak kadar bir korku.İçi reçel dolu bir tencere nereye saklanabilir diye evin dört bir tarafını aramak
bir nebze olsun,beni rahatlatırdı.O sene annem kabak reçelli tencereyi karyolasının altına saklamış.
Karyola altına girip,parmak parmak kabak reçelini, o sene, tencerenin dibini görene kadar yaşadım.
 Yatak odası evin en korkutucu odasıydı.Sık sık taşınmamızdan dolayı annemin elbise dolabı ayakta zor duruyordu,kapakları itina ile açılıyordu fevri bir açılışa tahammül edemez ,devrilebilirdi.Demir karyolanın rayları fırlamış
,bir yerimizi çizip tetanoz yapabilirdi,sonra karnımıza koca koca iğneler...Gözüm dönmüş bir halde,kabak reçelli tencereyi elbise dolabında ararken,koca dolap altında kalıvermiştim .Bağırış çağırış arasında dolap altından çıkarılırken bile tencere arıyordu gözlerim...O sene paslı yayları fırlamış karyola altında kabak reçelini dibine kadar yemek nasip olmuştu çünkü kabak reçelini en çok ben seviyordum.Bir an da aklıma kabak reçeli düşerdi.Kabak reçelinin altın sarısı rengi,kokusu,kareli dilimleri ağzıma atıp damağımda beklettiğim o anlar .Hayat birden kabak reçeli gibi tatlanırdı,altın sarısına dönüşüp,çok değerlenirdi...Yaşamak ne güzeldi, az olan kabak reçeli kadar
değerlenirdi yaşamak...İçim içime sığmazdı,kendimi birden bire karyola altına atmak için sabırsızlanırdım.Elime kaşık alamazdım,parmak parmak,avuç avuç....
Paslı teller,  elimi, kolumu, bacağımı, omzumu çizdi ama tetanoz olmadım.
Karyola altında,paslı tellerin acıttığı o anda hayat çok güzeldi.Hayatın bu güzelliğini yaşamak sadece bana nasip oluyordu...Kabak reçeli birden bire biterdi,anlayamadan,hazırlıksız...  Kabak reçelinin bitebileceği hissi korkuturdu beni,annemin boş tencereyi fark edip eline ne geçirdiyse üzerime yürümesinden daha çok...

25 Ekim 2013 Cuma

Ben nasıl büyük adam olucam





Okumaktan gözlerim bozuldu,boynum düzleşti,sırtlarım kulunç bağladı,basenlerim ise boğa yutmuş
bir yılan gibi oldu,kamburum çıktı,kolonya bağımlısı oldum "la havle" çekerek elime yüzüme sürerek
"geçecek bu eziyet bitecek meslek sahibi olmama az kaldı" yı umarak,hayal ederek ömrüm geçti...
18 imde güzel bir üniversitenin en zor bölümündeydim,matematik,muhasebe,iktisat ...hiç birine kafam basmıyor,zorluyorum,çabalıyorum.Üstüne bir de gurbetlik...Hergün ağlıyorum,annemi kardeşlerimi özlüyorum,babama için için kızıyorum " niye beni, kendi bitirdiği okula yolladı,ben edebiyat okumak isterken ,ailemin yanında edebiyat okumak varken ,niye.."
Soğuk etütlerde şişe şişe kolonyayı elime yüzüme sürerek sabırla 4 seneyi bitirdim...
Kuru kuru üniversite hiç bir şeye yaramaz,yüksek lisans lazım,staj lazım...
4 senenin üstüne bir 4 sene daha,şişe kolonyalar dağ oldu..
İki ruhsatlı bir üniversite mezunu olmak, 20 senemin her günü sınav kazanmak için ,ezberleyerek,kolonya sürünerek  geçti.20 sene ezber yaptım.Ezber yaptığım hiç bir konu
aklımda değil,şimdi...20 sene okudunda ne oldu...Kocaman bir "HİÇ".Okuduklarımı paraya dönüştürecek iş hayatım olamadı...Kolonyaları sürünerek istemediğim bir bölümün kitaplarını
okuyabiliyordum ama iş pratiğe bürünüp çalışma hayatında kolonya işe yaramıyordu...
Son 8 senemi sırf meslek için okuyarak sınavlar kazanarak geçirdiysemde,sonunda benim için mutlu
bir gelecek vadetmiyordu.



Hiç bir şey olamadığımı başkalarının ağzından duymak içimi kanırtıp öyle acı veriyor ki...
Güzel köyümde ki akrabalarım,her yaz hiç usanmadan aynı cevabı alacaklarırını bile bile;

" Ayşee,gıızz ,yine köye gelmişsin daha işe giremedin mi?
"Ayşee,gıızz;o kadar böyük okullara gittin de bir baltaya sap olamadın"
Ayşee,gıızz;hiç iş yok mu bu koca İstanbul'da ,bizim gız bile köylük yerde okumasına rağmen
iş buldu"
"Ayşee,gızz biz bu gızz okur da adam olur diyorduk,ama hiç bir şey olamadın."

Sonra kendi kendilerine konuşurlar" Bu saatten sonra iş bunu alır mı,kartlaşmış artık iş bunu ne yapsın onca taze var iken,bebeside büyüdü kocaman adam oldu,evde oturur durur vah bi çare,İstanbul
gibi büyük şehirde bir maaşla geçinilir mi,vah ki kocasına vah,bi çare adamcağız bi deri bi kemik kalmış,kolay mı.........."

Kolay değil,20 sene ezber yapıp hiç bir şey olamamak kolay değil.Okumayı ne çok  severim oysa.
Okumak değildi benim yaptığım,bitsede kurtulsam diye 20 sene çekilen işkence idi...Kim 20 sene
hiç sevmediği bir şeyi yapacak kadar azimli,başarılı olur...Sonunda ise kocaman bir "HİÇ" ile
taçlandırılacağını bile bile...
İnsanlardan kaçar oldum,babamın önünde başım yıllardır eğik...
"O kadar okuttuk,okudun,bir iş sahibi olamadını"  az duyabilmek için akrabalarımdan,babamdan kaçar oldum...En zoru da babamdan kaçmak...Beni bir evhanımı olarak görmeye dayanamıyor...
Beni ne kadar az görürse o kadar az üzülür diye onun gözü önünde olmamaya çalışmak çok acı veriyor...
Babamı çok severim,dünyada en çok babamı severim...Bu işkenceye sırf onun için katlanabilirdim.
Sırf babamın okulu diye,babam benimle gurur duysun diye...8 sene kafamın almadığı bir meslek için
uğraştım.İş çalışmaya gelince sudan çıkmış bir balık gibi çırpındım,nefes alamıyordum,bu mesleği yaparsam kesin ölürdüm...Şimdi 30 lu yaşlardayım ,meslek mi değiştireyim,tekrar istediğim şeyi mi
okuyayım...Hiç birine gücüm yok,ne maddi ne manevi...Yanlış seçim dağ gibi üzerime bindi,yıllarımı
aldı ama yine de benim çalışmam lazım.Bir şekilde başlamalı,belki hiç sevmediğim iş başka şekillere
dönüşür,belki mevsim akdeniz olur...Bu seferde tüm işverenler köylü akrabamlarım gibi tepki verdi" genç çok genç hatta çocuk olsun istiyorlar çalışmanın ilk şartı olarak"...Devlet şansını da kaçırdık
hiç kpss deneyimi yaşayamadan yaşı 37 ettik yaş barajını aştık...Yaşı 37 yapana kadar neredeydin
diye soran her işverene, utana sıkıla " çocuğuma 6 sene ben baktım" dedim.30 uma kadar okudum,30 yaşımda çocuğum doğdu,30 senesini okuyarak geçirmiş bu bi çare kadına, çocuğuna
6 dolu sene ayırması çok görüldü.37 yaşında tecrübesiz bir meslek sahibi asla işe alınamazdı...
Bakıcı bulamadın mı,anneanne,babaanne hatta dedesi yok muyduyu soran işverenlere,hiç cevap veremedim...Hayatımda yaşayayabileceğim en güzel 6 yılı ,her gününe şükrederek geçirdiğim 6 yılı
anlatsam ,anlarlar mı...İş,para,kariyer,meslek,tecrübe öyle anlamsızdı ki aklıma bile gelmedi  desem.anlarlar mıydı?  Yazın saz çalarak keyifle şarkısını söyleyen ağustos böceğine
bakar gibi gözlerime bakan işveren, kış gelip aç kalınca aklın başına geldi ama geç kaldın diyen karıncalar gibiydi...

Ne yapayım?
Ben ne zaman büyük adam olucam trenini kaçırdım".Hiç bir şey olamadın"'a alışıp,başkalarından duyunca daha az üzülmeye çalışmalı.


( Yazmayı unuttum,Yunus'u büyütürken boş durmadım,İstanbul bu, milyonların şehri bir şeyler yapayım satayım kimbilir belki de kısmetimde tüccarlık vardır dedim.Kışın şirin şapkalar ördüm
yastıklar boyadım,yazın yüzük ile kolye tasarladım sıfırdan başlamak zormuş,pazarda yaptıklarım
hiç satılmadı oysa kapış kapış gidecek diye ne heyecanla tasarlamış,yapmıştım.Yunus'u parka götürdüğümde anneleri dinliyordum,hepsi çocuklarının yememesinden,uyumamasından,paylaşmamasından filan bir dolu şeylerden şikayetçi idi, bende bir çocuk kitabı tasarladım,çocukların yapması gereken tüm bu şeyleri "ti" ye alan komikleştirerek
bilinç altından da sopa gösteren bir masal kitabı..hem anneleri hoşnut edecek kadar didaktik,hem çocukları güldürecek kadar komik tam 18 masal yazdım,yayınevlerine gitmedim kısa yoldan para kazanma yoluna, önce matbaa sonra pazara giderek kendi kitabımı kendim satacaktım.
Pazar da hiç utanmadan sıkılmadan kendi masallarımı satabilmek için bas bas bağırdım...
Önce şaşırdı pazar ahalisi,patatesçisi,kavuncusu,züccaciyecisi aldı ama o şikayetçi anneler hiç uğramadı tezgahıma...2,5 liraya satamadım 18 masalımı...Elimde ki tüm kitabları doğuya,güneydoğuya rastgele okullara gönderdim.kolilerle...Tek tesellim ,kitaplarımı alan öğrencilerden ikisinin mesaj atmasıydı" tertemiz,hiç kullanılmamış bu kitaplar" için teşekkür ediyorlardı.Bu yıllar öncesi idi. Yazdığım o masallardan öyle utanıyorum ki,para kazanma hırsı ile nelere kalkışmışım pes diyorum( masallarımdan bir tanesi Antalya ya kaçan dişlerdi,çocuk dişlerini fırçalamıyordu dişler de topluca Antalya'ya kaçıyorlardı,polis  dişlerin peşine düşüyordu,en sonunda sahilde güneşlenen 32 diş yakalanıyordu).Tüccarlık bana göre değildi diyerek bitiriyorum.)

24 Ekim 2013 Perşembe

Köyde kadın olmak


Yaşar Kemal'in tüm romanlarını,hikayelerini okumaya azmettiğim bu günlerde ,kendi köyümü
sık sık anımsamam doğaldır diyerek kendi köyümden yine hatıralarıma dalıyorum.

Köyde yaşamak kadın için zor olsa gerek ki evlenme çağında ki tüm kızlar köyden kurtulmak ister
talipleri kasabalı olsun ister,Alamancı olsun ister, köyden kurtarsın ister...
Halalarım ve teyzelerim,yengelerim...hepsi, köyde geçen, romanlara konu olacak kaderlerini yaşamışlar..
Bu yaz halam bizim evde birkaç gün misafir oldu.
Yaşı çok olmamasına rağmen elindeki sopaya dayanmadan yürüyemiyordu.
Çok az konuşup.çok az yatağından kalkıp içimize katıldı.oysa halamı 20 yıldır görmüyordum,20 yılda neler olduya başlasak ne çok konuşacak şeyimiz olurdu.
Halamı en son gördüğüm yıllarda çocuk sayılırdım.Halamın kocası Almanya'ya gitmişti.Dört çocuğu ile köyün uzağında bir tepede yaşıyordu.Gülüzar,Mihri,Hanife ve Mehmet arkadaşlarımdı,
onlarla oynamak için sık sık köyün dışına çıkıp evlerine giderdim.Gülüzar yaşça bana yakındı, hep Almanya'yı anlatırdı,babasının resmini bir bebek gibi elinde taşırdı.Babası; "Metin Milli'nin" ikiz kardeşi gibiydi.Gülüzar'ın elinde ki resimden  ürkerdim.Almanya üzerine o kadar çok konuşurdu ki
beni kandırmaya çalıştığını hissedip kavga ettiğimiz olurdu.Babasından hiç mektup gelmemiş iken
nerden bilecekti Almanya da deniz olduğunu,Almanya'nın denizi için saç saça baş başa dövüştüğümüzü hiç unutmuyorum.
Gülüzar'ın babasından mektup gelmiyordu,halam evi nasıl geçindiriyordu bilemiyorum.Gülüzar annesinden çok sopa yedi, elindeki resim için.
Birgün Gülüzar'ın babası köye geldi ,yanında sarışın bir kadın...
Sarışın kadın Almanmış,hem de Almanya'da polismiş.Gülüzar'ın "Metin Milli" görünüşlü babasına
aşık olmuş.Adam, köyde ki  imam nikahlı eşini saklamış, Alman kadınla evlenmişler.
Köyüne hangi yüzle gelmiş?
Köyüne hangi yüzle gelmiş bilmem ama altında mersedes ile gelmişti...
Köyün dışında tepede ki evin önünde inmişler mersedesten.Kapı önünde çocuklarına ve halama bakarak şöyle demiş adam;
"Çocuklarım, bunlar işte,karım öleli çok oldu,sağolsun ablam( halamı göstererek) çocuklarıma bakıyor" diyerek köyde ki karısını "ablası" olarak tanıtmış Alman eşine...
Halam kapısının önünde kocasını gördü,ölmemiş,sırlara karışmamıştı,gıcır gıcır bir araba gördü,yoksulluk son bulmuştu,sarışın bir kadın gördü,abla sıcaklığıyla bakan...Kocasının ablası olmak, ne güzel şeymiş diye düşündü.
Alman kadın çocukları çok sevdi,halamı daha çok sevdi.Hepsini hediyelere boğdu.Gülüzar ile  ben   bu sarışın
kadının kim olduğu konusunda kafa yoramayacak kadar küçüktük.Kafalarımızı meşgul edecek o kadar önemli şeyler oluyordu ki...Oyuncaklar...Saçları olan oyuncak bebeği ilk kez görmüştüm.
Alman karısına benzeyen bu oyuncak bebeğin sarı saçlarını bir kez de ben tarayayım diye ne çok yalvarmıştım,Gülüzar'a.Saçları olan oyuncak bebekten daha kıymetli ne olabilirdi ki?
Sonbaharda evin önünden mersedes çekildi Alamancılar evlerine döndü...
Alman hanım köyde ki çocukları çok sevmişti,kocasının çocuklarını Almanya ya almak istedi,haber yolladı "Sevgili ablamız emeklerin için teşekkür ederiz ,yazın geldiğimizde çocukları yanımıza alacağız,işlemleri başlattık"...
Haberi alan halamın, boynu kesilip gövdesinden ayrılmış tavukların çırpınışı gibi kendini köyün içine atıp koşturduğunu söylediler..
O yaz Gülüzar'ı alıp götürdüler ,diğerlerini daha çok küçük diye köye bıraktılar.
Sonra Mihri,daha sonra Hanife...
Sıra Mehmet'e gelince gerçek açıklanmak zorunda kalır,tüm yavruları elinden alınan ana susturulamaz...
Alman eş gerçeği duyunca şok olur,halam ile sarılıp ağlaşırlar.Alman kadın yiğit kadınmış,halamın çektiklerine kayıtsız kalmamış,kendi kandırılmışlığı ile yanıp tutuşmamış.Önce kocasını boşamış
sonra halamı ve çocukları Almanya ya aldırmış... İşte ogünbugündür Gülüzar'ı ve halamı  hiç görememiştim...
Halamın yüzünde öyle acı bir yaşanmışlık okunuyordu ki,sessiz kalmak  yapılabilecek en uygun şey
kalıyordu.. Gülüzar'ı,Alman karısını,Metin Milli'ye benzeyen eski kocasını sormak,20 yılda neler olduğunu sormak ,halamın yüzüne bakınca çok yersiz lakırdı gibi kalacaktı. Zorla uyutulmuş bir devi uyandırmaya çalışmak gibi olacaktı,sessizce geçti birkaç günümüz .




23 Ekim 2013 Çarşamba

Köyde çocuk olmak


Köyde çocuk olmak, çekilecek bir eziyetti.Benim köyümde çocuk olmak, gariplikti.
Bizim köyde bir Alamanya furyası var ki yıllardır sürmekte.
Almanya ya giden anneler,babalar çoğunlukla çocuklarını peşlerinde götürmezler "kalacak yer bulalım,işleri yoluna koyalım ondan sonra çocukları düşününürüz" derlerdi.
Anneanneme 5 torun bırakıp Alamanya gittiğinde dayımlar,çocuklarının hepsi yaşlarına bile girmemişti...
5 çocuk anneanneme"ana" demeye başladı,yazın birkaç haftalığına tatile gelen anne babalarına " abi,abla"demeyi uygun buldular.Yaz tatiline girince soluğu köyde alırdım ve aynı yaşlarda ki bu 5 kuzenimle aylar geçirirdim...Anneannem yaşlıydı.Yaşlı bir anneyi, 5 kardeş ile paylaşmayı becerebilmek gerekti.Yaşlı anne, tarlada ,evde çalışırken çocuk olunabilir mi? Çocuk olmak zor işti.
Kuzenlerim beni içlerine almak istemez",ana"larını paylaşacak yeni bir ortak istemezlerdi..Senede bir gelen abla ve abilerinin gelecek planlarının sessiz kahramanlarıydılar...
7 yaşına girenleri" abileri, ablaları"Alamanya'ya götürdü."Ana"larından ayrılacaklarını hissettikleri o an çocuk oldular,çocuklar gibi yerlere yatıp ağladılar.Hiç unutmuyorum her yaz bir kuzenim hiç tanımadıkları anne ve babaları ile Alamanya'ya götürülüyordu,bağırış çağırış bütün köyü inletiyordu...Kuzenlerim yine de şanslıydı,bir de başka çocuklar vardı..Bu çocukların babaları
tarlayı tabağı ne varsa her şeyi satıp Alamanya ya bir başına gitmiş.Çoğu Almanya da yeni bir kadınla evlenmiş,sahipsiz,parasız bıraktığı eski karısını ve çocuklarını unutmuş olurdu.
Yaz başlarında ilçemizde "çocuk pazarı" kurulurdu.8 yaşından 12 yaşına kadar erkek çocukları alınıp satılırdı.Küçük erkek çocukları belki bütün yaz belki bütün yıl boyunca kendini satın alan evin işlerini yapacak.Annesinin eli para görecek...Yadırganmazdı bizim oralarda çocuk pazarı,alan razı satan razıydı.Bizim köylerde çocuklar satılırdı... Çocuklar "yün pazarı"denen bir hanın avlusuna
anaları,amcaları,dedeleri tarafından getirilirdi.Çobanlık yada tarlada evde ki işler için çocuk seçilirdi.
Parası velisine ödenir,aylarca belki yıllarca iş görmesi için satın alınmış olunurdu."Adem" hikayem gibi onlarca hikaye biriktirdim,her sene yeni bir çocuk ile tanıştım...Bir çocuk eve sokulmadan önce avluda yıkanırdı,kıyafetleri kaynatılırdı.Hiç unutmuyorum, sığırtmaç olarak alınan çocuğu avluda yıkamak için soymuşlar, kıyafetlerini kaynar kazana atarken cebinden bir şeker çıkmıştı."Anam verdiydi"diyerek şekerine bakışını hiç unutmuyorum...
Bizim oralarda çocuk olmak zor işti...

21 Ekim 2013 Pazartesi

Gurbet ve sardunya









Peşime koyduğun bir dal sardunya nasıl açtı, görebilseydin anne.Gurbetlik iyi geldi bu sardunyaya...
Sabah ezanı okunurken gurbet yoluna düşerken bahçenden bir sardunya söküvermiş çantama koyuvermiştin.Çantamdan çıkarıp elime almıştım tüm yol boyunca,ilk suyu gözyaşlarım olmuştu.
Gurbetlik iyi geldi bu çiçeğe, doğup büyüdüğü toprakları aramadı.
Nereye ekildeysem  benim vatanım orasıdır, dedi.
Bir sardunya kadar olamadım anne.
İçimde, öyle derin bir yerde çökmüş oturuyor," gurbet ".
Çık git diye bağırıyorum,ağlıyorum ama gitmiyor anne.
Belin bükülmüş,ellerin titrer olmuş,gözlerin buğulu...
Aylar geçecek,aylar sonra seni görebilirim...
Aylar kocaman ,anne,ben çok küçüğüm..
Gurbetlik seni hep yaşlandırıyor,beni hep küçültüyor...
Senin belini büküp,ellerini titretip,gözlerinin ferini alan "gurbet",beni küçültüyor.
Küçük bir çocuk gibiyim gurbette anne.



"İki çeşit makarna kestim,biri sütlü diğeri domatesli,bu sene tarhanaya kekik koydum,kekiği şu karşıda ki tepelerden topladım,iki ağaç cevizin hepsini döktüm tek tek ayıkladım nokul yapmayı becerirsen
içine bol bol ceviz koyasın,bu sene domates bol oldu hepsi ile salça yaptım,salçayı tepsiler ile dama koydum güneşte kuruttum hiç korkma küflenmez,şeftali ile erik reçeli yaptım bir de kabak reçeli var ama peşine koymaya çekinirim biraz yumuşak kaçmış,pirincini,fasulyeni,ununu,bulgurunu yine Hasan Emmi'nin dükkanından aldım ,kızın için en iyilerini ayırdım dediydi,fındıkta ve narda bu sene
can yoktu ama elma o kadar boldu ki sana pekmezini bile yaptım.Afiyetle ye kızım..."
Sabah ezanı okunurken bir dal sardunya toprağından sökülür.
Titreyen elleri ile bir dal sarduyayı elime verirken:"bizim oralardan bir koku olsun ," der annem.
Gurbet nasıl kokar bilirim anne.




4 Ekim 2013 Cuma

Size de oluyor mu ?

Size de oluyor mu,hani  boğazınızda gırtlağınızın altında  yutkunmanıza izin vermeyecek kadar bir düğüm,nefesinizi tıkayıp göğsünüzü daraltan.. . Bana sık sık oluyor...
Birisi geliyor elinde ipi ile,boğazıma düğümünü atıveriyor...
Önce nefesim kesiliyor,sonra yavaş yavaş alışıyorum düğümün izin verdiği kadarı ile nefes almaya...
Sonra başka biri geliyor yine elinde ipi yine boğazıma...
Elinde ipi ile gelenler ne çok çeşitli...Hepsi nefesimi kesmeye hevesli...
Çocuğum,annem,babam,kardeşlerim,akrabalarım,arkadaşlarım...oysa beni çok severler ,ellerinde ki ipi boynuma geçirirken bile,ipi sıktırırken bile beni çok severler nefessiz kalıp ölebilme ihtimalimi hiç akıllarına getirmezler...  beni çok severler...
.
Bazen "yaşam" elinde ipi ile geliyor,işsizlik,parasızlık...
İş için gittiğim kapılarda hep " başkasını almak isteyen" işveren müdürleri,uzmanları ellerinde ki ipi
boynuma öyle doluyor ki sesimi bile çıkaramadan yanlarından ayrılıyorum...
Sonra işsizliğin getirdiği özgürlükler ile mutlu olmaya çalışıyorum.Nefes almaya başlıyorum,özgürlüğümü hatırladıkça...
Hesse okuyorum,"bozkır kurdu"nda her özgürlüğün bir bedeli olduğunu ,kendine ait zamanını satmayıp kendine sakladığında bunun  bedelini ödemeye hazırlıklı olmak gerektiğini...
Satamadığım zamanım için bedel ödemeliyim...
Bedeli, parasızlığa alışmak...Zor değil... istemediğim bir işe zamanımı satmaktan daha kolay...
Kendi zamanım ile başbaşa kalmak..büyük bir lüks...Büyük bir lüks içinde yaşamanın bedelini hakkıyla ödemeliyim..Sızlanmadan,boynumda ki düğümlere kafayı takmadan,nefessiz bırakmasına izin vermeden...Düğümlerin izin verdiği kadarı ile nefes alarak,kendime ait zamanım ile yaşamayı öğrenmeliyim...
Elinde ipi ile gelen birgün " zaman" olacak.Zamanın boynumda ki ipi sıktırması ...
Zamanın sıktığı ipte bir gün nefessiz kalacağım ,biliyorum...O güne kadar boynumda ki düğümlerle
yaşamayı öğrenmeli ve sevmeliyim...
Size de oluyor mu , havalar buz kesmişken sıcacık bir battaniye altı bulmuşken düğümlerin birden bire çözümlenip .boğazınızdan daha altlarda göğüs boşluğunda neşeli bir kıpırtı hissettiniz mi?


2 Ekim 2013 Çarşamba

Çobanmen (çoban adam)



Örümcek adama,süper adama,yarasa adama heveskar çocuğum ,köye gelince "çoban" adam olmak
istedi.
Çobanmen olabilmek için öncelikle bir  "köy" lazım...

Bir tepe lazım,üzerinde beyaz bulutları olan..




 Sürü lazım,koyun yada sığır..




" Anne, çoban kostümünü unuttun! Her kahramanın bir kostümü var,çoban kostümü lazım"..


 Başa baret, ellerde kırık vileda sopaları,boyna asılı bez çanta...

Çoban iken en yakın arkadaşın sürün olacak,kaval çalamazsın ama geçen sene keman dersine iyi kulak verseydin sürüne keman çalabilirdin...Yunus ilk kez keman çalamadığına pişman olur..

Yolda görebileceklerin...


Çobanmen olmanın heyecanlı anları bunlar işte...Tosba,karınca yuvası,bol bol koyun yada sığır
pisliği,arada yabani bir ağacın meyvesi...

Hayvanlar ile doğa bir insanı, bu insan küçücükte olsa kocaman yapabilir...

O kadar büyük yapar ki büyük olan her şey küçülüverir,ayakların altında kalır..

Çobanmen olmak çok büyük bir şey oluverir,sen dünyadan büyük oluverirsin...
Çoban adam olmak demek hayvanların ve doğanın dilini anlamak demek..
Yine de elinde ki sopa (vileda sopası) tırmanmaya yardımcı olmak için var olsun,
sürünü sıraya sokmak için sana itaat etsinler diye kullanma...Zaten sen çobanmen olarak
doğanın ve hayvanların dilinden iyi anlarsın.Hayvanları ile doğa sevginin dilini çok iyi anlar.