14 Haziran 2013 Cuma

Mavi Kazaklı Çocuk





Taksim denilince aklına ilk önce  annenin anlattığı bu masal gelsin oğlum...Bak anlatıyorum işte...Öyle  dinle ki küçücük hafızanda kocaman yer kaplasın,seni korkutan her şeyin üzerini örtsün bu masal...Masalın kahramanları annen ile baban...
Taksim, onu ilk gördüğüm yerdi.İstanbul'a,okuluma, alıştığım yılların içinden birgün arkadaşlarla buluşma noktamızda bekliyordum.Atatürk heykeli önü hep buluşma noktamız,cep telefonu henüz icad edilmemiş,
saatlerce sessiz sedasız gelecek olanı bekleme lüksümüzü kaybetmemişiz.Arkadaşlarla buluşamamış olmanın hüznü ile otobüs durağına yürüyüp yurda dönüyorum...Şehremini Kız Öğrenci Yurdundan geçen otobüslerin
durağında beklerken yanıma ,elinde kocaman iki poşet ile mavi kazaklı bir çocuk (yaşıtımız erkeklere taktığımız isim) oturuyor.Mavi kazaklı çocuk ağırlıklarını yere bırakıp elinde tuttuğu kağıdı incelemeye başladığında gözlerim kazağın maviliğine daldı.Kağıtta ki yazılı şeylere (maddeler halinde bir liste ) gözlerini aça aça kafasını kaşıya kaşıya
bakmaya öyle dalmış ki ,beni fark edemez olmanın rahatlığıyla bulut renginde ki kazağın,yumuşaklığını gözüm ile sınıyorum,kafamı bulut renginde ki bu kazağa koyup uykuya dalmak istiyorum...Mavi kazaklı çocuk bavul ticareti mi yapıyor,romen mi,elinde ki listede ne yazıyor,yere koyduğu kocaman torbaların içinde ne var ki yi hiç umursamıyorum,başımı yumuşacık maviliğe koydum uyuyorum...
"Merhaba ...."
"....!"
"Merhaba ,aynı okulda okuyoruz benim adım U..."
"....!"
Otobüsüm geldi,acele ile kalktım ,adımı bile söyleyemeden , Taksim durağından uzaklaştım.
Sonra ki günler de, anfide,  mavi kazaklı çocuğu aradım ama bulamadım.
Beyazıt'ta okulumuz etrafında ellerinde sırtlarında kocaman torbalarla dolaşanlara dikkat kesildim,bavul ticaretinin altın yıllarıydı... Adımı söyleyip tanışmamızı tamamlayamamış olmanın beceriksizliği ile her gün kendime kızdım...Ne diye hemen otobüse binivermiştim
çocuğu oracıkta Taksim durağında yarım kalmış bir tanışma ile bırakıvermiştim?
Okulun arka kapısından,Süleymaniye'den,Mahmutpaşayokuşun'dan aşağı doğru iniyoruz ,arkadaşlarla.
Mısır çarşının Babıali kapısı tarafında ki bir büfede mavi kazaklı çocuk masaları siliyor.Zınk diye durdum.
Arkadaşlarım bir şeyimi düşürdüğümü sanıp yerlere bakınırken mavi kazaklı çocuk hızlı hızlı masa siliyordu.
Büfede çalışıyordu , demek ki elinde ki o torbalar bu büfe içindi...Mısır çarşısında ki büfede
mavi kazağı ile çalışıyor...
Sınavlar yaklaşıyorken ,etütde ki masamda kitaplar,ders notları üst üste konmuş beni beklerken ,ben mavi kazaklı çocuğun yumuşacık gözleri ile kalbimi yumuşattığı o yarım kalmış tanışma anındayım...Sınavlar biter bitmez  hemen mısır çarşısında ki büfeye gidecektim .Beni büfenin kapısında karşılayacak yine yumuşacık bakacak ve yarım kalmış tanışmamız tamamlanacaktı..Kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor etüd dar geliyor
ders notları yığınlarına elimin tersi ile vurup dağıtmak isteği  normal olmadığımı hissettiriyordu.
Kim di ki bu çocuk? Neyin nesi kimin fesi?Ben nerdeyse üst düzey bir memur kızıyım,o büfede bir çalışan.
Belki yalancı,beni nerden tanıyor,okulda hiç görmemişken...Boşver bu yalancı kalp atışlarına kulak vermeyi dersine çalış,uslu uslu...
Sınavlar başladı ,anfide arka sırada o çocuk,yine mavi kazağı ile...Görmemezlikten geliyorum.En başarılı olduğum şey tepkisizliktir...
Anfi o kadar büyük ki ,onu görmem mucize,o beni nasıl görecek?
Beni görmesi için yakınlarına oturmalıyım, birkaç sıra önüne...İşte gördü...Kafası bana doğru,gözlerini seçemiyorum,gözlüklerimi cebime koydum,mercek gözlüğüm aramıza girmesin diye...Her şey flu
ona doğru gidiyorum.Oturdum.Sınav oldu,bitti.Yerimden kalkamıyorum,arkama bakamıyorum.U... sırasından kalkıp gitti mi,kalabalığa karışırsa onu bulamam,gözlüklerimi takamam,gözlükler olmadan onu nasıl ayırtedeceğim?
Gitmiş...yok...giderse gitsin,ne hali varsa görsün,iyi ki daha yakınına oturmadım her gün giyilen kazaktan nasıl bir koku çıkardı,kokuşmuş kazaklı,gitsin,hiç görmeden ,umarsızca gitsin diyerek
kızlar tuvaletinden çıkıyorum,gözlüklerimi takmışım,suratımı asmışım,yarın yapılacak en zor sınavı kafamı kaşıya kaşıya düşünürken  ;
"Merhaba,nasılsınız,ben U...,......,yarın ki sınav için ne düşünüyorsunuz,elimde çok iyi notlar var,isterseniz yarın sabah erkenden getiririm,sınava kadar göz atarsınız...."
"Olur."

Sadece "olur" diyebilmiştim,benden "oluru" alıp hızla uzaklaşmış,arkasından, maviliği kaybolana kadar bakmıştım.
Yarın...Hayatımda hiç böyle yarın beklememiştim.Bu yarın ,çok başka...Yarın ,bu yarının
 gelmesi uzun sürse, bir ömür sürse...aynı  heyecanla  hep aynı yarını beklesem...
Nerden buluyorsa,hep en güzel notları bana getirdi,teşekkür edip alıyorum, o da rica ederim diyerek ayrılıyorduk.
Sınavların bitmesine az kaldı,not getirmesine gerek kalmayacak,okula da gelmez ..
Sony wolkmenimden arya dinliyorum,radyo trt3 den klasik müzik saatlerini takip edip kaset dolduruyorum.
Kendimi mısır çarşısında ki büfeden içeri girerken bulduğum anda Bach( BWV 2M 508-518) dinliyordum.
Gözlerim deli gibi bir mavilik arasada ,küçük bir masada yarım ekmek arası döner yemek için oradaydım.
Bu büfede her şey güzel,üstü muşambalı küçük masaları o silmiş,ayran dolu bardağa,tuzluğa ,peçetelere eli değmiştir....Ama huzurlu maviliği ile kendisi nerede?
Oturduğum yerin altında mahzen gibi bir yere indiğini sandığım kapak var.Kapağı ayağımla azıcık araladım.
Maviliği tüm karanlığı aydınlatmış,döner arası için domates ,soğan kesiyor,kirli tabak bardakları küçücük bir alanda yıkayıp kuruluyor.Gizli gizli yukarıdan onu izliyorum ve dinliyorum...Çoşkun Sabah'tan "Aşığım Sana,
Talı Bela,Beni Unutma,Haberin Var mı,Anılar" ve Selami Şahin'den "Hastayım Sana,Kaderi Zorlama" yı, bir et döner,bir tavuk döner,üç ayran,bir sütlaç zamanı kadar dinleyebildim...Zamanı milyonlarca et döner,tavuk döner,milyonlarca ayran ve milyonlarca sütlaç yenecek kadar uzatabilmeyi çok isterdim....
Onun hakkında ne biliyordum,bir mavilik...Yumuşak,huzurlu bir bakış...Çoşkun Sabah,Selami Şahin...
Her sabah  annesini öperek,rengi solmuş yazmasının kokusunu içine çekerek ,Fatih'ten ,Veznecilerden aşağıya doğru yürüyerek,hava güzel ise sevdiği aklında ise Çoşkun Sabah,Selami Şahin söyleyerek,hava puslu içi karamsarlaşmışsa Sibel Egemen'den "Yanlız Adam'ı söyleyerekten, Eminönü camisinin çeşmelerinden birinden  yüzüne su serperekten büfeye çalışmaya gelir.Binlerce İstanbulluyu görür,hepsine döner yedirir,ayran içirir,kirli masaları siler,tabakları ,bardakları yıkar,ayaklarına kara sular inip,belini doğrultamaz hale gelir...Karanlık çökmüş Fatih'in yokuşunda ,evin yolu gözüne büyüdüğünde
annesinin pencerenin önünde ki divanda oturarak yolunu gözlediği aklına gelir...Babası onları bırakıp giderken arkasında bir anne ile bir oğul bırakmış.Annesi o günden beri çocuklaşmış,her şeyi unutmaya
başlamış...Çocuk anne ile büyümek varmış U...'un kaderinde...
Kader işte,fakülteye kaydını yaptırırken bir kız görmüş babası ile elele...Öyle hüzünlüymüş ki  kız ,gözlerinden görünmez yaşlar akıyormuş.Babasının elini tutan biri ne diye hüzünlenir ki diye içinden geçirmiş...Baba eli...Kız ile aynı sınıftalar ama kızın haberi yok...Hüznü hiç geçmeyen kıza uzaktan bakmak ne güzel...Adı Ayşe...Hiç güldüğünü görmedim...Gözlükleri kapatsa da görünmeyen gözyaşları akıtıyor...
Büfe den izin almak zorlaştı ,sadece sınavlarda ...Taksim durağında onunla yanyana oturmak ...Adımı söyledim,nasıl da korktu hiç bir şey söylemeden kaçar gibi otobüse bindi...Sınavlardan sonra ona evlenme teklifi edeceğim...Vergi hukuku notları arasında Çoşkun Sabah'ın dizeleri "Haberin varmı seni sevdiğimden...
benimle evlenir misin?...
Evlenmeleri zorlaşacak..Ayşe gelinlik bile giymeden U..ile evlenecek...Yunus "anne sizin düğün  fotoğrafınız nerede" diye soruncaya kadar evliliklerine dair hiç bir şeyin eksikliğini hissetmemişler...

(Yarın yola çıkıyoruz köyümüze ...uzun bir süre köyümüzde kalacağız.Yunus , ayıcıklı çocuk parkının etrafını polislerle çevirmiş, küçücük çocuklar bu olayları nasıl yorumluyor ,nasıl hafızalarında yer ediyor önemseyenler var mı ,ona anlatacak hep bir masalım olacak,yaşadığımız her şeyi çocuklarımıza bir masal gibi anlatabilmek umuduyla hoşçakalın)


5 Haziran 2013 Çarşamba

Yunus için çalınan tencereler...



İki haftadır hastanedeyim.Hastanenin dışarıya açılan penceresi yok...
 Benden öte bir can için...
Hoplayan zıplayan gülen konuşan Yunus'un üzerine bir hastalık biçtiler,günlerce o biçtikleri hastalığı giydirmeye çalıştılar...Günlerce penceresi dışarıya açılmayan odalarda Yunus ile başbaşa kaldım...
Uykuya daldığı zamanlar 7.5 yaşında ki yüzüne bakarak ,kendimi sorguya çektim...
Dünyaya gelmesi için ,ne çok beklemiştim...Özlemle,hasretle...
Gözlerini dünyaya açtığı ilk anda benim yüzümü görmüştü...Doktor,titreyen küçük bir gövdeyi sol omzuma koymuştu...Terden sırıksıklam olmuş başımı soluma çevirdiğimde siyah inci gibi bir çift göz gördüm...Bana bakan yeni doğmuş bir çift göz...
Siyah inci gibi bir çift göz 7.5 senedir hep bana bakıyor...
Onun gözünde ben "dünya"yım...Ben çok büyüğüm...Ben anneyim...
Onu hasta eden,iyi eden,sevindiren ,üzen,güldüren,ağlatan, şimdilik sadece, benim...Ben şimdilik onun tüm dünyasıyım...

Dün elele hastaneden çıktık...
Sokağımızda tencere,düdük,davul çalıyordu...
Yunus gülmeye başladı "anne neden? diye sordu...
"Senin hastaneden çıktığını duymuşlar bütün sokak senin eve dönmeni kutluyor" dedim...
Hemen inandı...
Ellerini kaldırıp herkese selam verdi,teşekkür etti...
Ben onun şimdilik tüm dünyasıyım...
Benim dünyam da insan sevgisi var,ağaç sevgisi,hayvan sevgisi var,canlı olan her şeyin hakettiği yaşamı yaşama özgürlüğü var...
Benim dünyam da Yunus "sevgi" ile yaşıyor..şimdilik...
Yunus'un yarınlarında benim dünyam ona yetmeyecek...
Tüm tencerelerin onun için çaldığına inan bir çocuk gibi,ben de inanmak istiyorum,Yunus'un yarınları,aydınlık olacak...