25 Ocak 2013 Cuma

Annelik sızısı ,mona Lisa arkası

İçimde, en derinlerde ,bir yerde bir sızım var.Acı veriyor.Acıyı anlatmak istiyorum. Sızının nedeni,"anne olmak". Anlatabilirim.
1983 yazında kara tren ile Malatya’ya gidiyoruz,annem, babam,iki kardeşim ve Mona Lisa ile.Samsun’da ki deniz manzaralı salonumuzun duvarından Mona Lisa ‘yı indirirken; “kamyona vermeyelim yanımıza alalım” demişti annem.
Trenin penceresinden kafamı çıkarıyorum ,kömür kokan bir duman yakıyor,boğazımı..
  Kardeşlerim kömür isiyle karamış yüzüme gülüyorlar.
Malatya'da bahçesinde kayısı ağaçları olan bir evde Beyaz Teyze’nin kiracısıyız.
Beyaz Teyze ,gelini ve erkek torunu ile sabahtan akşama kadar kayısı çekirdeği kırıyor.
Beyaz Teyze nin torunu ile aynı yaştayız seneye 1.sınıf olacağız...
Annem duvara çivi çakmaya çekiniyor.Mona Lisa duvara asılamıyor.Salonun bir köşesinde ,yerde duvara dayalı bırakılıyor. .Mona Lisa ile duvar  arasında  üçgen bir boşluk oluşuyor ,benim gizli köşem...
Bu boşluğa saklanıp sessiz ve uzun süre bekleyip herkesin beni unuttuğu bir anda birden bire Mona lisanın arkasından çıkıvermem herkesi korkutuyor.. En çok annem korkuyor.Annemi korkutmak çok zevkli...
Beyaz Teyze çekirdek kırmaya ara vermiş torunu ile bize geliyor.Beyaz Teyze'nin başında putu kare "dışarılığı" var.
Erkek torununu  pek bir seviyor,torunu kimselerin görmediği bir anda beni yumrukluyor.Korkuyorum.
Köşede duran ,Mona Lisa yı, "Meryem Ana" sanıyor ,siz müslüman değil misiniz diyor Beyaz Teyze.
O günden beri Mona Lisa'nın yüzü duvara bakmaya başladı..
Kimdi Mona Lisa?
Anne  yada baba tarafımdan bir akrabamızdı.Ölmüştü...Unutmamak için,   peşimizde her yere götürüyorduk Mona Lisa'yı.
Yine "O" onun arkasına gizlenmiş, korkutma tuzağım için sessiz sessiz bekliyorum.
Başka bir odadan annemin çığlıklarını duyuyorum;""Elif , Elif,Elif..."diye
Elif'in sesi yok....
Neler olduğunu merak edip Mona Lisa'nın arkasından çıkamıyorum,korkuyorum.
Elif'e bir şey olmuştu.Sesler kalabalıklaştı ,"hastane"denildiğini duydum, sonra kapılar kapandı.Ben Mona Lisanın arkasındayım.Dişlerim hızlı hızlı birbirine çarpıyor,dişlerimin sesinden de korkuyorum ,durduramıyorum...
Elif'e bir şey olmuştu,onu  göremeyeceğim...Bir daha hiç göremeyeceğim...
Dişlerimin takırtısı hızlandıkça hızlanıyor...
Kız kardeşimin sarı saçlarını ,mavi gözlerini bir kez daha görmek ve  "abla" diyen sesini bir kez daha duymak için ne yapabilirdim...
Kız kardeşim için her şeyi yapardım...
Mona Lisa'nın arkasından çıktım,en korktuğum şeyi Elif için yapmaya gidiyordum.Mutfaktan kibrit kutusunu aldım.En korktuğum şey "kibrit yakmak" tı.En korkunç şey kibrit yakıp  yanan kibriti elde tutabilmekti .Daha önce hiç yapmamıştım.Ama Elif için yapacaktım...
İlk kibritleri korkudan titreyen elim çakamadı...Alev alamadı...
Sonra kibrit alev aldı.
Sonuna kadar yanmasına izin verdim.İşaret ve başparmağım ile tuttuğum kibritler sonuna kadar yanıyordu.Kibrit kutusunda kibrit kalmadı...İşaret ve başparmağım arasında derin yanık oluştu.
(o yanık izi hala sol elimde )
Elif için her şeyi yapardım,yapabileceğim en zor şey buydu...

Yunus karne alıyor bugün ,ben biliyorum bir tane iyisi var,oysa,o, günlerdir zıplayarak karnemin hepsi pekiyi diye seviniyor...Ne önemi var, iyi,pekiyi...Yunus sevinçli zıplıyor...diyemedim bir tane iyin var...
Yunus seviçli ...belki üzerim...belki yüzü düşer...o zaman benim o derinlerde ki sızım çıkıverir...

Anne olmak bile bile sızı çekmektir...en derinlerden...
Anne olmak bile bile en zoru yapmaya gönüllü olmaktır...aynı Elif için kibrit çakmak gibi...
Her yaktığın kibritte elin yanacak izi kalacak şekilde...ama acısını hissetmeyecek, iç sızısını gidermek için gerekli olduğunu düşüneceksin...Anne olacaksın...
Acı,sevmekle ilgili bir şeydir,acıdan arınmış bir sevgi gerçek değildir.Acıyacak, yanacak, sızlayacak.
Bunlara baştan razı olmaktır hatta gönüllü olmaktır.

(Elif zehirlendiği için hastaneye gitmiş bir kaç gün sonra evine ablasına dönmüştü,ama elif için neden kibrit yaktığımı bilmiyorum aynı neden anne olmak için yanıp tutuşup sonrasında anne olup derin sızılara yelken açmaya gönüllü olduğum gibi)




.





17 Ocak 2013 Perşembe

Ne Biçim Abla!

                                                               Resim:Sascalia

Malatya'ya yeni taşınmışız. Kız kardeşim Elif  5 yaşında,ben ondan iki yaş büyüğüm.
Yeni mahallemizin kayısı ağaçlarıyla dolu bahçesinde Elif ile oynuyoruz.Kocaman bir hindi
önümüze çıkıyor.Arkama bakmadan, koşarak eve gidiyorum." Peşimden hindi geliyor"diye odaya girip
kapıyı kapatıyorum.Korkumun geçtiği, hindiyi unuttuğum bir an kapıyı açıyorum.Babam sessiz sessiz ağlayan Elif'in yüzünü yıkıyor bir yandan da""Ne biçim Ablaymış""diye söyleniyordu...
"Ne biçim ablaydım". Yıllarca kötü abla olacaktım dünyalar güzeli Elif'e...
Ben, kara kuru halimle evin ablasıydım ,Elif sarı saçları yeşil gözleri yumak yumak toplu haliyle ortanca kardeşti.Ablası ile okula gitsin diye 5 yaşında okula yazdırdılar Elif'i.Okumayı sökemedi kırmızı kurdelayı yakasına hiç takamadı.Oysa ben, sınıfta hep birinci idim...Annem gizli gizli öğretmenin yanına gelip"Ne olur
Elif'e de kurdela takın" dediğini biliyorum...Ama Elif okuyamaz,evde üç yaşındaki erkek kardeşim okumayı söktü, Elif sökemedi...Kime çekti ki... Ben hep birinciyim...
Malatya'nın ortasından kanal geçiyor.Akşam, babam ile kağıttan gemiler yapıyoruz.Sabah okula giderken
kanal boyunca yüzdüreceğiz.Elif kağıttan gemi yapamaz, ben yaparım...Kağıt gemilerimden bir tanesini
Elif'e veriyorum.Kanalda, Elif 'in kağıttan gemisi devrilmiyor suya batıp kaybolmuyor okula kadar yüzüyor, babam, ona "Aferin" diyor.Elif çok seviniyor...O gemiyi  ben yapmıştım....
Karne günü gelmiş çatmıştı.Benim baştan sona hepsi pekiyi.Elif'in zayıfı var.Biliyordum."Karnesinde zayıf olan
bir kardeşe sahip olmak ne acıydı"... Bir bilse...
Kanal boyunca yürüyerek eve geliyoruz.İkimizin elinde de karne var.Elif çantasından bir kağıt gemi çıkardı.
-Abla ,gemi yüzdürelim mi? diye sordu.
Sinirden ne yapacağımı bilemedim, gemiyi hışımla alıp, paramparça yapıp kanala fırlattım.
Utanmadan ne soruyordu!..
-Sen bu karneyi nasıl göstereceksin , birazdan mahalleye gireceğiz komşulara ne diyeceğiz! diye bağırmaya
başladım.
Elif, parçalanmış kağıt geminin ardından gitmek ister gibi kanala bakıyordu...
 Okul yolunun sonunda ki mahallemiz gözükünce Elif elinde tuttuğu karnesini koynuna sokuverdi.Elleri boşaldı.Elif'in elinde hiç karne göremedi mahallemiz , birinci sınıftan lise sona kadar hep zayıf getirecekti...
Elif'in Ablası olarak hissettiğim tek şey kendi başarımı doyasıya yaşayamamanın acısıydı...

Evlenip evden ayrılacağı gün bir şeyi fark ediyorum...Bana hiç bir sırrını açmamış ,hiç bir şeyini gönülden benimle paylaşmamıştı...
 Elif evden ayrıldığında o kadar çok ağlamıştım ki etrafımda ki herkes çok kızmış; " en mutlu gününde
ağlayarak onu üzme" demişlerdi.
O gün tüm becerimi kullanarak tüm kalbimle bir mektup yazdım Elif'e...Keşke geriye dönüp
tekrar Küçük Elif'in Ablası olabilseydim her şey çok farklı olurdurdu diye özür diledim.
Elif hiç tepki vermedi mektubuma...
Yıllardır sessiz bana karşı..



*Delianne sayesinde yazdıklarımı yüzlerce kişi okuyor,isterdim ki Elif de okusun...
Ablasının onu çok sevdiğini bilsin isterdim...
Ama bloğumdan haberi bile yok...
Söyleyemedim....
"Sorgulanmamış bir hayat,hayat değildir" diyor Sokrates , bir bilse her gün kendimi nasıl sorguladığımı...
Sorgulamayı ömür boyu çekilecek ceza ile sonlandırdığımı...












12 Ocak 2013 Cumartesi

Adem


1985’in yaz tatiliydi. Bafra’nın Martıkale Köyü’ne anneannemin yanına yine tek başıma gönderilmiştim. Köy, Kızılırmak kenarındaydı.Yüzlerce çeşit kuşun üzerinde uçtuğunu bildiğim Kızılırmak, tek başına yanına gelen çocukları boğduğu için kızıl renkliydi. Kızılırmak’ın en güzel kuşlarını dedem tüfekle vurmuş içini pamukla doldurup "hayat”ın duvarlarına asmıştı."Hayat" anneannemin iki katlı köy evinin geniş girişine deniliyordu.
Hayatın içinden üst kata çıkan yeşil basamaklar var.Yeşil basamaklardan atlarken beyaz elbisemin eteği şişiyor,anne özlemim, eteğim şiştikçe azalıyor.Annem beyaz elbisemi dikerken çok özenmişti. “Anan düğüne mi yolladı seni, kara kız, köylük yerde beyaz fistan mı giyilir” diye anneannem söyleniyor.

O sene Hayatta bir değişiklik vardı, yeşil basamaklı merdiven altı, perde ile kapatılmış, içine de bir yün döşek sığdırılmıştı.
-"Adem'in yeri" diyor anneannem.

Her yaz başında Bafra'da bir pazar kurulurdu. Adı da "Çocuk Pazarı idi ”.Yaşı  büyük olmayan erkek çocukları, babaları ile bu pazara gelir, en iyi fiyatı veren köylüye bir kaç aylığına ya da seneliğine satılırdı. Yukarı dağlık köylerde yaşayan babalar, bu işi yokluktan yapardı.Belli bir para karşılığı oğlunu satan baba, parayı peşin alıp yabancı eve giden oğluna "artık bu senin baban, onun sözünden sakın çıkma! ne söylerse yap "
diye tembihte bulunurdu.

Anneannem, Sarıkız ve Koca Öküz'üne çobanlık yapması için Adem’i çocuk pazarından seçmiş, babasına parasını fazlasıyla vermişti. Adem’in babası, anneanneme; "Adem’i oğlun bil. Bu yıl 3’ e gidecekti fakat yollayamadık kışın da senin yanında dursun istersen. Hem okuluna gider hem de işini görür" demiş. Oğlunu geri alamayacak kadar yokluk içindeymiş.

 Hayatta döne döne, eteğimi şişerek, Adem’in bir an önce gelmesini bekliyorum. Avlunun tahta kapısı açılıyor ...Sapsarı saçları, elinde ince sopası ile Adem’i  görüyorum.
Ademin boyu benim kadar ...
Hiç konuşmuyor, hep yere bakıyor,  perdeli merdiven altından çıkmıyor..Anneannem Adem’in suskunluğunu onun utanmasına bağlıyor, onu utandırmamak için yemeğini tepsi içinde yatağının üzerine sessizce koyuyor.
 Nefesimi tutup bir köşeye gizlenip  Adem’i izliyorum. Bakır tasların birinde türlü, birinde yoğurt var. Adem’in kaşığı bir yoğurda bir türlüye giderken gözleri hep aynı noktaya bakıyor.

Sabah henüz ben uyanmamış iken Adem hayvanları otlatmaya götürüyor. .Anneannem  gün akşama dönerken gelir diyor....Günün akşama dönmesini bekliyorum...
İkindi vaktini akşama  yakın olduğu için çok seviyorum..Bütün gün plastik topumu avluda sektiriyorum, avludan sıkılınca Hayata geçiyorum ,sinek avlıyorum ,avladığım sinekleri sıraya dizip sayıyorum,duvarda asılı kuşları gizli gizli okşuyorum,en çok da yeşil başlı kuşu.

Bazen kendi kendine konuşarak iş yapan annannemi izliyorum.Onun süt kaynatıp yoğurt çalıp ayran çalkalayarak tereyağ çıkartırken hep burnunun ucuna doğru terlediğini, terinin damlayarak yaptığı işin içine aktığını,  yaşmağı ile burnunun ucunu silişini izlerken Adem’i çok özlediğimi fark ediyorum . Ahşap oymalı çek yat üzerinde
dışarı bakıp günün  ne zaman akşama döneceğini kestirmeye çalışıyorum.

Köy çok sessizdi...
Bafra’nın tüm köylerinde tütün yapılır, sabahın karanlığından akşamın geç vakitlerine kadar köyün çocukları anne ve babaları ile tarlada çalışırdı bu yüzden köy sessizdi. Ama Adem’in sessizliğini anlayamıyordum.

Adem gibi benim de annem babam uzakta idi...Köye geldiğim ilk gece, korkunç rüya bir görmüştüm.Rüyamda annem ile babam
beni almaya gelirken kaza geçirmişler. Her yer kana bulanmıştı.Ağlayarak uyandığımda  bakır yüzüklü eliyle anneannem saçlarımı okşamış, rüyamın kan gördüğüm için bozulduğunu söylemişti. Ertesi gün de köyün kahvehanesinden babamın iş yerine telefon açmıştık. Anneannemin rüyamı önemsemesi  çok gururlandırmıştı beni...

Bir bilse Adem, annemi babamı nasıl özlediğimi, kafasını yerden kaldırıp beni görse ...
 Köy ekmeğini her ısırışımda içimin parçalanır gibi olduğunu bir bilse ..Oysa evimde çarşı ekmeği yerdim hep. Çarşı ekmeği, beyaz ve yumuşacık....köy ekmeği ise esmer ve sert, yutması ne zor...çarşı ekmeğini özlediğim gibi özlerdim annemle babamı...

Bir akşam, Adem’in önüne plastik topumu attım.
Adem, yılandan korkar gibi toptan kaçtı, perdeli bölmesine çekilip uyudu..Oysa ben hep Adem’in yanında olmak istiyordum. Kafasını kaldırsın, benimle konuşsun, top oynayalım istiyordum..Bir keresinde anneanneme, Adem ile hayvan otlatmaya
gidebilir miyim diye sordum.Anneannem bakır yüzüklü elini yumruk yapıp kafamı dürtükleyip ;"senin kara kuru kafanın içinde akıl yok olmuş" dediğinde  istediğimin iyi bir şey olmadığını  anladım , bir de bakır yüzüğünün  artık ürküntü verdiğini...

Bir gece rüyamda Adem ile hayvan otlatmaya gidiyormuşum.Adem’in elinde ince sopa benim elimde plastik top.Topum bir an elimden fırlamış ve koca koca dağların
ardına doğru uçmaya başlamış.Adem ile başımız gökte topun nereye düşeceğini kestirmeye çalışarak koşmaya başlamışız ,koşmuşuz koşmuşuz dağlar tepeler aşmız bir evin önünde topumuz durmuş.Adem evi tanıyıvermiş;
"benim evim bu; annem  kardeşlerim" diyerek  gülmüş.Ademin gözleri gözlerime bakmış beyaz elbisemin eteği şişmiş ikimizi gökyüzüne uçurmuş...
Sabah uyandığım da rüyamı bir an önce anneanneme anlatmak için sabırsız ve telaşlıydım.
 Anneannem ise ahırdan çıkardığı, ak alınlı atı arabaya koşuyordu.Rüyamı ona anlattığımda  Adem ile çobanlık yapmama izin verecekti...
Anneannem, yeşil basamaklı merdiven altındaki  perdeyi hışımla açtı ve demir karyola üzerindeki döşeği sırtlanıp arabaya attı.Hiç konuşmadan anneannemi izlemem gerektiğini anladım. At arabasındaki döşeğin yanına oturup, onun atı nereye süreceğini beklemeye başladım. Kızılırmak kenarında durduk, üzerimizde yüzlerce kuş uçuyor hepsi canlı hepsinin kanat sesini duyuyorum.

.Anneannem Adem’in döşeğini yardı.Döşeğin içinden  siyah, kızıl, beyaz renkli yünler çıktı.Yünleri tokmak vura vura yıkamaya başlayan anneannem;."zavallı çocuk, her gece yatağına işermiş,suç babasında, her gece yatağına işeyen çocuğu kimin evine
sığdırmaya çalışırsın, yarından tezi yok haber göndermeli alsın çocuğunu"...



Kızılırmak’ın rengi kızıl değilmiş, yalnız gezen hiç bir çocuğu boğmamış.Yalan söylemişler.Yavaş yavaş akan ırmak, Adem’in döşeğinden kızıl, kara ve beyaz renkli yünlerinden parçalar çalıyor, bir taşın etrafında biriktiriyor,kurbağalar yün parçalarından ürküyor başka taşa doğru zıplıyor yeşil başlı turuncu göğüslü kuşlar yün parçalarını merak ediyor yanı başımıza doğru kanatlanıyor ,tokmakla dövülmekten kurtulmuş bazı yün parçaları hızla uzaklaşıyor
ırmağın göremediğim bir yerine doğru kayboluyordu.İçim bulanıyor  esmer köy ekmeği gibi bir şey boğazıma saplanıyor, yutkunamıyorum...


90'lı yılların sonunda Bafra da ki Çocuk Pazarı televizyonlara çıktı.Çok kınandı .Yasaklandı.
Adem'i yıllar sonra başka bir köyde gördüm.Yine çobanlık yapıyordu.Hayvanlarını önüne katmış giderken o da beni gördü.Yüzünde mahçup bir gülümseme vardı...



7 Ocak 2013 Pazartesi

İşlem Yıldızı



Bugün Yunus'un öğretmeni aradı, Yunus matematikten işlem yıldızı olmayı başarmış.Hatasız işlem yıldızı...
Öğretmeni nasıl da sevinçliydi...İşlem yıldızı olmasından çok Yunus'un böyle bir öğretmeni olduğu için çok
 sevindim...Aylardır Yunus'a matematik çalıştırıyorum bir dolu test kitabı aldım okuldan gelir gelmez ödevini yapar yapmaz yatana kadar toplama çıkarma yapıyorduk...Ama bir türlü hatasız toplama çıkarma yapmayı
başaramıyordu.Öğretmeni de üzülüyordu hata sayısı çoktu en azından  hata sayısını düşürmeliydi...
Geçen hafta sonu Ankara dan annem ile babam geldi.Senede bir geliyorlardı.Onlara hiç unutamayacakları
bir beş gün geçirmek istiyordum.Beş gün boyunca sabahtan akşama  İstanbul'un her köşesini gezdirmek
istedim.Şurayı gösterirsem belki çok mutlu olurlar orayı gösterirsem belki daha çok mutlu olurlar diye akşamın geç vakitlerine kadar gezdik durduk.İstanbul'a bir daha gelmek istesinler sık sık gelmek istesinler
diye düşündüm.İstanbul dan çok beklentim vardı annem ile babamı bana yakın edecekti...
Ayaklarım yere basmadı sanki uçuyordum annem babam çok mutluydu.
Sabah erkenden yola çıkıyoruz akşam geç geliyoruz Yunus la ilgenemiyorum  .Ev ödevi matematik çalışmaları
hiç birini umursamıyorum Yunus da mutlu, dedesi anneannesi ile...Yatma vakti gelince anneanne Yunus ve ben üçümüz yatağa giriyoruz ,gülüyoruz gülüyoruz ...Akşamdan çanta hazırlamayı, ev ödevi kontrol etmeyi aklıma
bile getiremiyorum...Bir hafta boyunca annesiz idare eden Yunus o hafta işlem yıldızı olmuş...
Yanlış yapıyorum.
Ben ne zaman hatasız anne olacağım...

Eşeğin İpi

Yaz tatili için bir ilk yapmıştık,ilk kez ailelerimizin yanına gitmemiş,sadece üçümüz deniz kenarında küçük bir
kasabada küçük bir pansiyonda tatil yapmaya karar vermiştik.Tek odalı televizyonsuz pansiyonumuzun karşısında ki  bu manzarayı o tatilde çekmişim.Gereksiz gördüğüm fotoğrafları bilgisayar belleğinden silmeye çalışırken bu fotoğrafı silemedim.
Yazın en şiddetli sıcaklarının olduğu bir haftaydı, bu eşek reklam panosuna bağlıydı ipi iki üç metre kadar uzundu.Sabah odamızın perdelerini açtığımda ilk onu görüyordum ilk günler hiç oralı olmadım ama öğlen sıcağında tabelanın gölgesi küçüldüğü zamanlarda "bu sıcakta eşeğin başına gün geçer" diye düşünmeye başladım...Sabah öğlen akşam aynı tabelanın dibindeydi çünkü ipi bağlıydı.Sahipsiz miydi ne yer içerdi kim  bağlamıştı diye pansiyon sahibine sorduğumda ;" reklam için  bağlı,siz kafanıza takmayın " dedi.
Kafaya takıyordum çünkü hep gözümün önündeydi.Sabah kahvaltı ederken,öğlen denize giderken,akşam üstü denizden dönerken hep aynı yerde bağlı duruyordu.Sıcağın uyutmadığı gecelerde hava almak için başımı penceren çıkarttığımda hep onu görüyordum...Günlerimiz sayılı idi ve başbaşa ilk tatilimizdi bütün yıl tatil için biriktirdiğimiz para bu tek odalı pansiyonda on gün geçirmeye yetiyordu bütün senenin tasarrufu hatırına on günümüz güzel geçmeliydi...Görmemeliydim bu bi çare zavallı eşeği...İpinin izin verdiği kadarı ile iki üç metre yürüyüp tabela gölgesine sığınan güneşin en tepede olduğu gölgenin sıfırlandığı o kavurucu anlarda ne hissettiğini kafaya takmamalıydım...
Farkında olmadan kendi kendime söylenmeye başlamışım ,Yunus eşekten korkmaya başladı "eşek ölecek eşek ölecek..."
Eşek ölmüyordu .
İki metrelik ipi ile bir tabelaya bağlı yaşamak nasıl bir şeydi...

Kendimi eşek yerine koyuyorum...

Eşeğin yanına gitmeden uzaktan uzaktan onu izliyorum...
Kendi ipimi hesap ediyorum kaç metredir ne kadar nereye kadar yürüyebilmeme izin verir..
İpim nereye bağlı...
İpimin bağlı oldu yer , şey, her neyse o , beni öldüresiye kendi reklamını yapar mı, kendi devamlılığı için beni gözden çıkarır mı?
Yemeden içmeden huzursuzluk çıkarmadan sessizce boyun eğip ipimin izin verdiğince yürüyüp bağlı olduğum
yerin dibinde ölmelimiyim...
Eşek gibi...
Canlılar içinde çok sevdiğim eşek...
Onun sessiz kabullenişi  beni çok sinirlendiriyor.
Görünmez ipimi ölçüp biçmekle geçti on günlük tatilim,görünmez ipime isyan küfür başkaldırı ile...
Eşek başka türlü davransaydı ipine başkaldırıp anırsa tepinse özgürlüğü için...sahibinden önce yoldan geçenler "eşek kudurmuş"diyerek öldürürlerdi...öldürürlerdi...oysa eşeği hiç tanımamışlardı....
Eşek kurdurmamış iki metrelik özgürlüğünü sonsuza çıkarmak istemiş olamaz mıydı?

Ongün sonunda unutamayacağımız bir tatil anısıyla evimize döndük...