24 Kasım 2013 Pazar

İlköğretmenim




80'li yıllarda ilkokulu okuyordum.Okumayı bir türlü sökemiyordum.Küçük bir kutu içinden kırmızı kurdelalar çıkıyor sevinçli yakalara takılıyordu.Kırmızı kurdelalı arkadaşlarım, daha önce hiç kitap görmediklerini itiraf ediyorlardı.Kutu içinde ki kırmızı kurdelalar azalıyordu.


İlköğretmenim,  kırmızı  tırnaklı bir öğretmendi.7 yaşıma kadar hissettiğim tüm duygular içinden bir tanesini bile bu öğretmen için hissedemiyorum.Öğretmenimi tanımaya başlayınca o ana kadar hiç hissetmediğim bir duyguyu keşfedecektim.Korku.
Kırmızı tırnaklı eller ile yanaklar tokatlanıyor,saçlar çekiliyor,kulaklardan tutulup karatahtaya kafalar vuruluyor.Korkuyorum,korkunun o zamana kadar hissettiğim tüm duygulardan daha ağır bir şey olduğunu kavrıyorum.İlkokula başlamıştım, korkuyu taşıyabilecek yaşta olmalıyım.Her sabah babamın elini daha sıkı tutuyorum,okul bahçesinde ellerimiz hiç ayrılmasını umarak.Öğretmenimin en önemli vazifesinin öğrencilerini dövmek olduğunu biliyorum,tembelleri daha çok,fakirleri daha çok,konuşanları daha çok,defter getirmeyenleri daha çok,ütüsüz mendilleri daha çok,sümüklüleri daha çok dövdüğünü bilirim.Boyum uzun olduğu için öğretmen arka sıraya oturtmuştu beni,Nusret'in yanına.Nusret'in defteri yok ,tokatlanıyor,kitabı yok tokatlanıyor,sümüğü akıyor tokatlanıyor.Nusret ile oturmaktan çok korkuyorum,Nusretten çok korkuyorum.Her akşam defterlerimi,kitaplarımı çantama koyup koyup çıkarıyorum,çantamın içindekilerden emin olamıyorum babama da kontrol ettiriyorum.Mendilimi kurdelamı ütülettirip,saçlarımı uzun uzun tarattırıyorum anneme.Önlüğümün
cebine sık sık elimi götürüp mendilimi kontrol ediyorum.Dövülmemek için ne gerekiyorsa yapıyorum.Dövülmemek için yapmam gerekenleri tam olarak bilemiyorum.Dövülmemek için yapmam gerekenleri bilmemek beni çok korkutuyor.Bilinmeyen yerlerden gelecek dayağa karşı çok savunmasızım.Nusret gibi olmamaya çalışmak ya yetersiz gelirse...Nusret bazen bizim sokağa oynamaya gelirdi,top oynardık,top yüzüme çarpmış dudağımı kanatmıştı,ağlamaya başlayınca bütün çocuklar başıma toplanmış teselli veriyorlar,Nusret'in tesellisini hiç unutmuyorum;"Babamın da hep
ağzı kanar"....Nusret'in babası vardı,hep ağzı kanıyordu...
Nusret'in yanında otururken,kaplanmamış defterlerine,ütüsüz mendiline,yakasız önlüğüne dehşetle
ilk önce ben bakardım,hepsi için öğretmen masasından kalkacak,ya kımızı tırnaklarını Nusret'in kulaklarına geçirecek ya yüzüne bir tokat ya kafasına bir cetvel yiyecek ...Öğretmen bizim sıraya doğru ilerken ayakkabılarımın içine dolacak kadar altıma kaçırdığımı Nusret'e söylemek isterdim.
Korku, sıra arkadaşıma karşı ,sevgi,paylaşmak,merhamet,yardımlaşmak duygularımın hepsini esir almıştı.
İlköğretmenim ütülü mendillerimle,kaplı defterlerimle,dantelli kolalı beyaz yakalığımla,kocaman açılmış gözlerimle beni tanıdı,kızının oturduğu ön sıraya yerleştirdi.

Sokakta oynarken bir haber aldık,Nusret'in babası ölmüştü.
Nusret artık okula gelmez diye sevindim.Oysa ertesi sabah Nusret sırasında hiç bir şey olmamış gibi
oturuyordu,yine gelmesi gereken bir malzemeyi getirmemiş yine öğretmen sinirlenmiş yine dayak yemesi gerekiyordu.Öğretmen kırmızı tırnaklı ellerini havaya kaldıramadan bağırdım:
-Nusret'in babası öldü,dün öldü...
Öğretmen Nusret'e baktı,onay vermesini bekledi.Nusret başını öne eğdi.
Babası dün ölmüş bir çocuğa dayak atmaya yeltendiği için  öğretmen ne yapacağını bilemedi,geri döndü;
-Babası öldü diye niye bas bas bağırıyorsun diye  atamadığı tokatı yüzüme yerleştirdi.
40 çift göz birden bana atılan tokata odaklandı,40 kere tokat yemiş gibi oldum ama içimde ki acı
yanaklarımda ki acıyı hissettirmiyordu.Sıra dayağından ayrı,özel olarak yediğim ilk dayaktı.
Hep aklımda,hiç unutmuyorum sevgili öğretmenim...

Evimizin salonunda kitaplığımız vardı,kitaplığımızda kitaplarımız vardı,okula başlamadan okumaya başlamıştım.İlk okuduğum kitap"Oliver Twist"...Okula başlayınca okumayı unuttum.Yıl sonuna doğru kırmızı kurdela yakama iğnelenirken sevinebilmeyi unutmuştum.Korkuyu ruhumun derinliklerine kadar iğnelemeyi başarmıştın sevgili öğretmenim...




35 yorum:

  1. isim ver gidip dövelim onu :) ya neyse ki şimdi böyle şeyler duymuyoruz, çocukerkil bir toplum olmamızın bir önemli avantajı bu oldu sanırım... küçük bir olayda hemen veli öğretmenin karşısına dikiliyor. çocuklarımız sahipsiz değil... dayakçı öğretmen ile ben de lisede tanıştım. müdür yardımcısı kız erkek ayrımı yapmadan acayip döverdi, koridorda yanından geçemezdik, şu an napıyor merak ediyorum aslında...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlkokuldan lise sona kadar doğal şeylerdi bunlar,alıştık hele lisede müdür yardımcıısı olmak için mutlka karete,judo,siyah kuşak filan olması bekleniyordu ki her gün derse girerken saç kontrolünde hünerlerini gösterirlerdi,ben de iki örgü yerine tek örgü yaptığım saçlarımdan dolayı nasibimi almıştım.

      Sil
  2. umarım bu yazınız şimdi öğretmen olan veya öğretmen olacak insanların bir çoğuna ulaşır
    ve bir çocuk gözünden duyguların bu kadar net ifadesi ....
    çok sarsıldım tebrik ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne desem teşekkür mü etsem bilemedim sevgili Buket,korkumu yenemeyip öğretmenin gözüne girmeye çalışarak iki yüzlülüğüm için,
      korkuya güzel hasletlerimin hepsini esir etmişliğim için ne denir ki...

      Sil
  3. öğretmenliğin 'kutsal' olduğu klişesiyle yapılan abartılı öğretmenler günü kutlamaları bana da benzer şeyleri düşündürmüştü...yılın öğretmeni seçildi diye sınıfına zorla dahil olabildiğim ilkokul öğretmenimden 1. sınıftayken suçsuz yere yediğim sıra dayağı (türkçe dışında başka dilde sıra dayağı anlamında bir sözcük var mıdır acaba?) ve elimin üzerinin balon gibi şişmesini korkuyla izleyişim hala aklımdadır... film kareleri gibi akan bir yazı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Suçu neydi ilkokul bir öğrencilerinin?Konuşmak,gülmek,hareket etmek
      unutmak...bunların hangisi dövülmeyi hak eder?biz 40 kişi beş sene boyunca aynı kırmızı tırnaklar ile tırmalandık,tokatlandık...(ben 3. sene ayrılmıştım:)

      Sil
  4. İçim acıdı..Nusret'e, Nusret gibilere ve onlara karşı çaresiz olan kendime..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumlamada sorun çıkarıyor blog,yanıtım çıkmamış:)
      teşekkür ederim paylaşımınız için,Nusret gibi olmamak için ne gibi garantimiz var değil mi..

      Sil
  5. Var böyle insan müsvetteleri.. Ben zamanın beyaz yakalı anne babaları arasındaki moda nedeniyle "özel okul"a gittim ilkokulda. Sanırsın ki orda tüm çocuklar özel, sevilip okşanıyor. Sıra dayağı da vardı, özel dayak da vardı, dediğin gibi bazı çocuklar hergün dayak yerdi Mefaret öğretmenden. Anne babamıza söylememiz de fayda etmezdi, o özel okulun adı çıkmıştı, en güzel liselere sokuyordu, ingilizce eğitim alıyordun, gülü seven dikenine katlanır mı ne derlerdi beyaz yakalı anne babalarımız.. Mefaret öğretmen alzheimerdan çekti ve 80li yaşlarında öldü, üzülemedim ben. Annemle babam sordukları zaman "kızım, bak sen de dayak yedin mi hiç, doğru söyle, anne babaya söylenir böyle şeyler", "yok" derdim. Ama yedim ben de dayak. Matematik işlemini doğru çözen tek kişiydim ve nasıl çözdüğümü tahtada gösterememiştim heyecandan, ondan yedim dayak.. İnsan müsvettesi..

    YanıtlaSil
  6. Cerenciğim nedendir bilemiyorum ben de hiç söylemedim dayak yediğimi,bak senin gibi öğretmenimin adını bile yazamıyorum beni çok korkutmuş ki sanki
    adını söylersem beni bulup gelecek gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla seni bilmem ama ben utandım dayak yediğim için, yani dayak yemek bile benim hatamdı bu tip öğretmenlerin öğretilerine göre..

      Sil
  7. Çocuğum okula başlayacak birkaç seneye ve böyle merhametsizlerin eline düşme ihtimalinden çok korkuyorum. tüm çocuklar adına da korkyorum. Rabbim onları korusun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazdıklarım eskide kaldı,80lerde...şimdi böyle şeylerin yaşanmaması
      herkes bilinçli ama benim öğretmenim çok istisna kendine has bir kişilikti oysa hayatı olumlu yönde değiştiren nice öğretmenler var,bu yazımla sizi tedirgin ettiysem gerçekten özür dilerim...

      Sil
    2. Veliler eskisi gibi bilinçsiz değil. O yıllara göre oldukça şanslı çocuklarımız ama yine de genel anlamda tedirginim. Çocuklara saygısı olmayan, özgüvenini zedeleyecek birileri -öğretmen, müdür, hademe vb.- karşısına çıkacak diye.
      Özür dilemenizi gerektirecek bir durum yok. Genel hassasiyet ve tedirginlik hali bendeki. Annelikten kaynaklı aşırı hassasiyet belki de.

      Sil
    3. Sizi çok iyi anlıyorum,ben de çok hassasım,aklınıza kötü şeyler getirmenizi istemedim,çocuklarımız inanın bizden daha güçlü,tahammüllü,bizim elimizden gelmeyenlere karşı onlar çok güçlü,Allahım hepsinin koruyucusu...

      Sil
  8. evet bizim gibi 80'li yıllar zamanın kanayan yarası aslında dayak, eti senin kemiği benim düşüncesi ile çocuklar okula teslim edildiğinden herhalde anne ve babalar içinde dayak normal geliyordu, çok şükür bizim öğretmenimiz az dayakçıydı diğer sınıflara göre ve biz bunun için çok sevinirdik arkadaşlarımızla, soruyu bilememe, eksik eşya getirme, tırnak kontrolü,vs. herşey dayak malzemesi olabiliyordu aslında, bazen kulağımın uzadığını hissediyordum sanki, bizimde sınıfta gariban bir Deniz vardı, senin sınıfındaki Nusret gibi, dayak yer ama hiç sesi çıkmazdı, üzülürdüm için için, neyse ki o günler iyi ki eskilerde kaldı, sevgiler Elif

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elifçiğim evet artık eskide kaldı,eskiye takılmamak lazım değil mi..
      Teşekkür ederim paylaşımın için...gönül dolusu sevgiler..

      Sil
  9. Yine hepimizde var boyle hikayeler.Keske bulsan ogretenini konussan,kizginiligini ona dile getirsen,yada sadece bu yaziyi yollasan..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman,aman ne diyorsun Hülya...vallahi şimdi kalbim küt küt atmaya başladı,korkusundan altıma bile kaçırdım zamanında...
      Umarım senin anıların daha insani daha güzeldir..sevgiler..

      Sil
  10. Ablamın öğretmeni miydi acaba bu anlattığınız bilemedim şimdi, o da çok çekti ilkokul öğretmeninden, hiç unutmadı, hala annemlere kızar onun sınıfından onu almadılar diye...
    Benim öğretmenimse, en güzeldi, en iyiydi, en bakımlı, en şahaneydi, Gülgün Özdemir'di, bir keresinde tuvalette bana çantasını tutturmuştu hem de, sanmıştım ki kutsal emanetlerden biri teslim edilmişti bana, kendimi öyle mühim saymıştım, canım öğretmenim upuzun yıllar sağlıkla yaşasın inşallah...
    "Çocuklara kıymayın efendiler" demiş ya Nazım, aynısını öğretmenlere söylemek geldi içimden şimdi "çocuklara kıymayın öğretmenler" inşallah bizim çocuklarımızın şansına hep güzel öğretmenler düşsün...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Kutsal emanetler":)) işte bu benzetmelere bayılıyorum.Şanslıymışsın
      ne güzel anıların birikmiştir,ablan için çok üzüldüm...İnşallah gençlere,çocuklara kıyamayan öğretmenlerimiz çoğalır..

      Sil
  11. İçim sızlayarak okudum yazınızı çünkü bende o kırmızı tırnaklı ve sarı saçlılardan nasibini alanlardanım.Ben gerçekten şansızım sanırım çünkü, hafızama yer edecek kadar üstün kişilikli hiçbir öğretmene rastlayamadım.Bu yüzdendir ki öğretmenler günü bana sadece, baş öğretmenim "Mustafa Kemal Atatürk'ü" özlemle anmaktan başka hiçbirşey ifade etmiyor ne yazık ki..
    Kıymetli fikirlerinizi okumak beni ziyadesiyle keyiflendirdi, teşekkürler paylaşımlarınız için. :)
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı şeyleri bende söyleyebilirim,hafızama iyiliği ile,severek anacağım bir öğretmenim yer edemedi.oysa ben 20 yıldır okuyorum:)
      paylaşımınız için çok teşekkür ederim,sevgiler...

      Sil
  12. İlk okul beşinci sınıfta bana aynı duyguları yaşatan bir öğretmenim vardı.Eliyle yanaklarımızı eğik vaziyete getirir, biraz bekler ve erkek gücüyle tokatı yapıştırırdı. Bir sene okudum onda. Evle hiç paylaşmadığım acılarımı hala içimde taşıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanaklarımızda ki yangıyı,içimizdeki yangıyı hiç paylaşamazdık,anne babaya hiç söylemez,söylemeyi aklımıza bile getiremezdik...çocukları
      döverek rahatlayan,hatta zevk alan biri gibi sizin öğretmeniniz de ,o dayaktan önce biraz bekleme tüylerimi diken diken etti..

      Sil
  13. yazdıkların içimi burktu..ben de80 li yıllarda okudum..Benzer olaylara şahit oldum en çokta ögretmenin ihtiyacına göre veli degerlendirmesi yapıp işine gelenle samimi olması içimi hep acıtır.Şimdi dayak yok ama farkında mısınız bilmem sözle taciz ve yüksek ses ön planda..Güzel yazılar için teşekkürler :)
    lale

    YanıtlaSil
  14. Öğretmenim beni kendi kızının yanına oturtup,annemden dantelli yakamın motifini isterdi,annem bir de onun kızı için örerdi...bazen dosyalarını evine kadar
    taşırtırdı bu sevgisinin göstergesiydi...ne kadar tokatlasa da kim dosyamı taşıyacak diye sorsa hepimiz ona yardım için yarışırdık...
    paylaşımın için çok teşekkür ederim sevgili Lale...

    YanıtlaSil
  15. unutmuşum., evet unutmuşum inanamıyorum. şimdi bunu okuyunca canlandılar.

    çocuk olmak ne fena şey. ben de öyle, dayak yememek için, elinden geleni yapan.

    ama ben bağırmadım hiç nusretin babası öldü diye.
    sadece acıdım nusretlere....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonunda dayak olacağını bile bile doğru bildiğimde ısrar edebilen,korkuya yenilmeyen bir çocuk olabilseydim...ben en çok kendime acıyorum sevgili Mervesafa...paylaşımın için çok teşekkür ederim..

      Sil
  16. Ne kadar icten ve guzel bir yazi olmus. Ben 80lerde kumadim 90larda okudum fakat benzer seyler bizim zamanimizda da oldu. Ogretmenimizin ailesi zengin yada guclu olanlarla cok ilgilenir onlar kotu bisey yapsa sesini cikarmaz ama bize gelince en ufak birseyde cok azarlardi, hic dovmezdi fakat dovmeden beter sozleri yokta degildi. Mesela hic ilgilenmezdi ve o zamanlarda tanri gibi gordugun ogretmeninin seninle ilgilenmemesi yuzune bile bakmamasi en buyuk cezaydi, cicekler toplar getirirdik nedense bizim ciceklerimiz hep iyi olmaz baskalarininki daha mutlu ederdi, aslinda simdi anliyorum sorun bizde degil ogretmendeymis..
    Cok guzel bir paylasim agziniza saglik

    YanıtlaSil
  17. Sevgili Aner;paylaşımınız için teşekkür ederim,ne güzel ifade etmişiniz"ilgisiz kalmak,yüze bile bakmamak en büyük ceza" olabiliyor,dayak gibi hatta daha çok acıtabiliyor...

    YanıtlaSil
  18. 80 kişilik sınıfta bir sırada 4-5 kişi oturmaya çalışır hatta kimimiz ayakta bile kalırdık. Sınıfın en küçüğü olarak ilk önce okuyup yazan benim bile 2. sınıfta tahtaya çıkıp matematik dersinde 3er 3 er sayarken şaşırdığım için bütün milletin gözü önünde tahtada öyle bir tokat yemişliğim vardır ki, öyle çok utanmıştım ki yaşadığım sürece matematikten nefret ettim, her matematik dersinde dayak yiyeceğim zannederdim, korkardım, saklanırdım, içim pır pır ederdi. İşte o tokat hayatıma mal oldu.

    YanıtlaSil
  19. Çok ağırmış. Afalladım.
    Benim ilk öğretmenim de yalan söylemeyi öğretmişti, Mahizer Kekik.

    YanıtlaSil
  20. Bir öğretmen olarak bu yaşanmışlık bir kez daha sarstı beni. Benzer öğretmenlerim olduğu için belki. Bu yüzden her gün dua ediyorum okula giderken nolur hiç bir çocuğun kalbini kıracak hiç bir şey yapmayayım diye. İşte sonunda böyle bir anı bırakmak bir yetişkinin geçmişine nasıl korkutuyor beni bilemezsiniz. Çoğu zaman meslek değiştirmeyi düşünüyorum, mesleğimin manevi ağırlığı yüzünden. Dilerim hiç bir çocuk böyle bir korku yaşamaz, Allah hayırlı insanlarla karşılaştırsın diye harika bir dua var, tüm çevremiz, evlatlarımız için bunu ediyorum. Yazının sonunda size de kocaman bir sarılmak istedim, unutturabilmek için... Bu arada çok etkili bir anlatımınız, sıcak bir üslubunuz var. Yazmayı sakın bırakmayın. Sevgiler

    YanıtlaSil
  21. Benim öğretmenim sınıfı ikiye ayırmıştı sağ tarafa apartman görevlilerinin, işçilerin, fakirlerin çocukları, sol tarafa avukatların doktorların öğretmenlerin zenginlerin çocukları otururdu. Zenginlerin çocuklarının anaları her gün okulda sosyalleştiğinden onların çocuklarına dokunamaz diğer çocukların anaları babaları pek okula gelmediğinden çocukları sürekli tokatlardı. Benim babam Almanya'da çalıştığı için her şeyim orjinal her şeyim zenginceydi hem de annem dayak yesem öğretmenin canına okurdu onun için öğretmenimin aklında ben sol tarafa aittim. Ben hiç mutlu olmadım orada oturduğum için, fakirlerin arasına gitmek istedim.
    Hala da ayrıcalıklı sayılsam bile ayrımcılıktan nefret ederim.

    Yarabbim okul diyerek çocuklarımıza nasıl da etkiler yaratıyoruz :(

    YanıtlaSil