14 Mayıs 2013 Salı

Yunus'un Gözleri

Yunus iki senedir benden bir şey istiyor.Israrla,bazen ağlayarak bazen tehditle çoğunlukla yalvararak..İstediği şeyi yerine getirmek bana iki senedir çok zor hatta imkansız gibi geldiğinden hep Yunus'u oyalarak unutturmaya çalışıyorum...Ama o isteğini hiç unutturtmadı bende isteğini yerine getirecek cesareti hiç bulamadım...
Yunus'un isteği sınıfta ki tek arkadaşını ( S...) evimizde ağırlamak,odasında ki oyuncaklarla beraber oynayabilmek...

Olmayacak,olamayacak bir şey istiyordu,iki sene mücadele etti ama yılmadı...Ne zaman ki başkanlık seçiminde oğluma tek oyu veren ,sıfır oya mahkum etmeyenin sarı Yunus olduğunu duyunca "tamam" dedim...

Yunus birinci sınıfa başlıyordu....Ben çok sevinçliyim çünkü benim de bir çevrem olacak,veliler ile tanışacaktım,Yunus da arkadaşsızlıktan kurtulucaktı..."Merhaba" dedim S...'nin annesine...Ben "merhaba" derken gözlerim irileşir,parlar ,hatta  kollarımı açarım , kendiliğinden , sarılmak için,yetmez hemen kendimi anlatırım oracıkta,merhaba derken  sarıp sarmalarım canımın içine sokasım gelir..S...'nin annesinin elinde bir anahtar vardı,kırmızı mercedesinin anahtarı,sallıyordu...Kıyafeti çok şıktı sarı bukleli saçları yeşil gözleri ile uyumlu idi.Kıyafetine,elinde salladığı anahtarlığa aslında bana verdiği zoraki merhabasından sonra dikkat kesildim...Keşke bu köylü selamımı saklasaydım dedirtecek kadar mağmur bir hali vardı...Çocuklarımız okula uyum sağlasın diye sınıf kapısında beklerken sarı yunusun annesi yanında görünmemem gerektiğini
anlıyorum,kendi ile barışık köylü değilim...Ders çıkışı çocuğunu alıyor,almanca konuşarak, kırmızı mercedesine bindirip gidiyor...Belki de yabancıdır belki dilimizi anlamıyor diye kendimi avutacaktım ki sarı yunusun annesi ünlü bir okulda almanca öğretmeni olduğunu ve adınında Lütfiye olduğunu öğreniyorum.
Diğer velilerde bir aşağı bir yukarı Lütfiye hanım gibi olunca benim veli arkadaşlığım başlamadan son buldu..
Yunus daha birinci sınıfta arkadaşını evimize çağırmak için ısrar etmeye başlayınca olanlar oldu...Ne oldu?
Yunus her şeyden önemliydi,Yunus için her şey yapılırdı,olmayacak şey bile denenebilirdi..Lütfiye hanımı aradım,evimize davet ettim...Çok meşgul olduğunu kibarca söylediğinde Yunus'a izah edecek bir mazerete de kavuşmuştum..Artık  arkadaşını eve çağırma annesi çok meşgulmuş demek ancak bir sene götürebildi..
İkinci sınıfta bu sefer aklı birinci sınıfa göre daha yerinde Yunus'un, S...'ye" sen de annene ısrar et,bizim eve gelmen için "diyor...Bu cuma bir telefon geliyor,  " Ayça hanım merhaba,benim oğlum çok ısrar ediyor size gelmek için müsait iseniz yarın size geleceğiz"...

Ayça değil Ayşe'yim ,kayınvalidem ameliyat olacak hastaneye gideceğim diyemedim...Babaanne ,torununun en sonunda  S...'ye kavuşacağı için  çok mutlu olmuş rahatınıza bakın demiş...

Yarın gelecekler bugün cuma.Cuma sabahı uyanır uyanmaz evime Lütfiye hanım gözüyle baktım,gözüme görünen her şey demode,eski,ucuz...Lütfiye hanım gözünden kurtulup evi temizlemeye başladım yoksa evi terk edip gitmem gerekecekti .Başkalarının gözü ile bakmak gibi bir hastalığım vardır,babamın gözü,annemin gözü,eşimin gözü,kayınvalidemin gözü,yunus'un gözünü çok kullanırım,dışarıya çıktığım da dışarıda ki insanların gözleri ile...kendi gözlerim ile bakabilmek nasıl bir şey pek kullanmadığımdan ...

Sirkeli su ile her şeyin parladığını duymuştum.Pencere önünde ki koltuğun minderlerinin güneşten solmuş yerlerine annemin kanaviçe örtüsünü serip görünen yerlerini sirkeli su ile sildim,halıları da.Yunus'un doğumun da kullanıp gardırop üzerine kaldırdığım işlemeli yatak örtüsünü karyola üzerine serdim.Solanda asılı kardeşimin yağlı boya tablolarını oturma odasına getirdim.(Salon , zor ısınıyor diye kaloriferlerini kapatıp kiler gibi kullandığımdan kapısı hep kilitlidir) Yine kardeşimin hediyesi bir heykeli ve Bedri Rahmi ,Osman Hamdi,Matısse'in büyük kitap albümlerini sehba üzerine yerleştirdim.Hiç bir şeyin tam yapılmadığına kanaat getirip bütün evi baştan bir kez daha temizledim,akşam olunca kolumu kanadımı kaldıramayacak halde erkenden yatıp uyudum...Cumartesi sabahı Yunus yüzüme uyandırmak için vuruyordu..."Anne kalk bugün büyük gün"... Mutfağa giripYunus ile kurabiye yaptık ,poğaça yaptık,poğaça hamurundan  "Yunus" yazdık,limonata yapıp içine taze nane kattık,köyden getirdiğimiz koçanlı mısırları haşlayıp buzluğa atmıştım,mısırlı salata yaptık,yaşpastayı da kendimiz yapmayalım dedik ,elele koşa koşa pastaneye gidip bir yaşpasta alıp yine elele koşa koşa eve geldik...Ne yapsak az geliyor,şunu da bunu da derken masa
dolup taşdı..En sonunda beklenen an geldi,almanca konuşa konuşa Lütfiye hanım ile oğlu evimize girdiler...

Bundan gerisini yazmak istemiyorum çünkü misafirimiz olmuşlardı,misafir her zaman kutsaldır...Bir tek şu diyaloğumuzu yazmak istiyorum;Lütfiye hanımın evimizde dikkatini çekip üzerinde konuşmak istediği tek şey kütüphanemizde ki "açık öğretim "kitapları olmuştu.Bu açıköğretim kitaplarını kapıcımız çöpün yanına koyarken belki mali müşavir sınavında yaralanırım diye almıştım."Açıköğretim mi okuyorsunuz Ayça hanım" diye sorduğunda İstanbul Üniversitesini okuyup bitirdiğimi söyledim.
-Aaaa hiç İstanbul Üniversitesi mezunu gibi haliniz yok,yani Üniversite mezunu gibi görünmüyorsunuz , dedi.
Hemen başımı salladım,onayladığımı belli etmek için...sonra boşlukta bir yere iner gibi gözlerim dondu,bir şey görmez oldu...Bir tek Yunuslar sevinçli çığlıklar atıyorlardı, duyabiliyordum gittiğim yerden...Yunus'un sevinçli çığlıkları gittiğim her yeri güzel ederdi,ben yokum Yunus var,Yunus için yok olmaya hazırım her an...
Gittiğim yer bir daha hiç gitmek istemediğim bir yer...ama Yunus için bir kez daha ,ısrar ederse daha çok gidebilirim...Yunus için...Yunus için Ayça olurum,Ayşe'yim diye ısrar etmem...Kendim olmam...Yunus'un gözleri ile bakarım her şeye,Lütfiye hanım en sevdiğim arkadaşımın annesi,hayvan kalıbından çıkma bu kurabiyelere bayılıyorum,ödev yapmak çok sıkıcı,koridorda annemle maç yapmak ne zevkli..Yunus'un gözlerinde kaybolurum...Ayşe yiter gider,kaybolur,Ayça olur,Fatma olur...Her yer güzel olur,herkes insan olur,her şey oyun olur ,Yunus'un gözlerinde...

21 yorum:

  1. kendilerini başka insanlardan üstün gören insanlardan allah ırak eylesin, ama Yunus mutlu yaa gerisi boş, zaten sende böyle şeylere önem veren birisi olmadığın için üzülmiyeceğini umuyorum, boşver kendi egosunu tatmin etmiş olsun Lütfiye Hanım...Elif

    YanıtlaSil
  2. :( sizi seviyorum ben :) oğlunuzla harikasınız..Siz güzel bir anne oğulsunuz gerisi boş olsa gerek...sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Müthiş...
    Gerçekten çok etkileyici çünkü pürüssüz bir aynada kendimle ilgili çok şey gördüm..Açıkca ifade edemeyeceğimiz ne çok şey oluyor da Allah'dan birileri yazma kabiliyeti ile bunu ifade ediyor.
    Allah enginlik versin tüm yaşamına, Yunus'un hatrına ve birlikte elele selametlerde buluşun sevdiklerinizle inşaallah..

    YanıtlaSil
  4. İç acıtan bir hikaye. İnsanın bağıra çağıra, vura kıra yanlışları düzeltesi geliyor okurken...

    YanıtlaSil
  5. Bu kadar insan olmak fazla değil mi Ayşe bu kadar geride durmak yada adı herneyse !Çıplak gözle bakınca ne görünüyorsun bilemem ama derinlerin sığ gözlerle görülmeyecek kadar büyülü niye saklıyorsun onları?

    YanıtlaSil
  6. O cümleyi kuran bir insanın Almanca ÖĞRETMENi olabilmesi esas beni yıkan... Okumak, beynen gelişmek insana hala bu cümleleri kurdurur mu, elinde araba anahtarını sallaya sallaya gezdirir mi? Ayşe, umarım biz hep Yunus'un masum gözleriyle bakabiliriz hayata, Lütfiye'nin kötücül, sıkıcı ve duygusuz gözleriyle binlerce kez karşılaşsak da...

    YanıtlaSil
  7. Ah şu annelik...
    Bu kaçıp kurtalası hisler yaratan durumu ne güzel anlatmışsın.Tekrar tekrar okudum..
    Ne tatlısın sen..

    YanıtlaSil
  8. Anne olmak bazen birşeyleri duymamazlığa görmemezliğe gelmek demek di mi Ayşe, seni yaralasa bile Yunus mutlu olmuş işte..

    YanıtlaSil
  9. üniversite mezunu nasıl görünüyormuş merak ettim. sanırım terazilerimizde farklı şeyleri tartıyoruz.senin sahip oldukların yaşam şeklin hiç yabancı değil.çoğumuzun sadeliğini ve içtenliğini aradığımız bi hayat.yanında kendin olabileceğin bi dost benim için paha biçilmez. ne çok ihtiyaç duyuyor insan anlatamam.ve bunu hiçbir maddiyat satın alamaz.birbirimizden o kadar uzağız ve o kadar kaçıyor ve kaçınıyoruzki onuda bulamıyoruz.asla gerçek dostluğun yerine alamayacak olsa bile maddi şeylerle kendimizi kandırıyoruz.burdaki sohbetlerde biraz ondan değilmi.gerçek hayatta bulamadığımız eksikliğinide gideremediğimiz birileriyle rahatça konuşabilme ihtiyacı.bence sen güzel ve özel bir insansın.zeynepp

    YanıtlaSil
  10. sadece bir off cektim bu yazının sonunda.. ben de İstanbul Üniversitesi mezunuyum, merak ettim dışardan bakınca belli oluyor mu acaba :) ne enteresan insanlar ve ne enteresan hikayeler var şu hayatta.. yani sizin gibi yetenekli kalemlere bol malzeme var çok şükür :)

    YanıtlaSil
  11. Öncelikle herkese ayrı ayrı teşekkür ederim,her yorum,her okuyuş beni yazma konusunda cesaretlendirip çok sevindiriyor ,sadece yaşadığım olayları yazabiliyorum,yaşadığım olaylardan da beni etkileyenleri seçiyorum...Bu olay cumartesi günü yaşandı pazar yazıldı...bugün havalardan mı neden bilemiyorum çok bunalıyordum,arka bahçemizde genç bir karga topallıyordu,temiz bir hava alabilmek için pencereyi açmıştım o zaman gördüm...İki iri karga bu genç karganın yanına pike yapıp yaralı ayağı gagalamaya başladılar...bir anda kendimi arka bahçede buluverdim,ağaçtan yere dökülmüş erikleri toplayıp iri kargalara fırlattım İri kargalar gagalarını taşa sürerek biliyorlardı erik bombardımanından kaçarlarken arkalarından çok duygulandım,hiç kimseye yaran olduğunu belli etmemeli,hiç kimse zayıf yönün ile seni tanımamalı..Lütfiye hanımı aradım,arka bahçede erik ağacı altında kendimi çok güçlü hissediyordum,çok yumuşak bir sesle açıldı telefon...telefon görüşmesi sonunda şunları öğrendim; Lütfiye hanım açıköğretim felsefe öğrencisi imiş,çalıştığı kurum onu çok iyi almanca (almanyada doğup liseye kadar okuduğu için) konuştuğu için almış
    ama istanbul üniversitesi mezunu iki meslektaşı onu çok üzüyormuş.."biz üniversite mezunuyuz asla işten atılmayız,seni her an kapı dışarı atabilirler "diye dalga geçiyorlarmış...Ben hemen atılıp ona derslerinde yardım edebileceğimi,isterse kitaplarının özetini bile çıkarabileceğimi söyledim,o da bana imaj konusunda yardım edecekmiş( öyle bir isteğim olmadığı halde)

    ben Lütfiye hanımı sevdim,ona her türlü yardımı yapmaya gönüllüyüm,kim bilir belki bir gün Yunus ile kırmızı mercedesine bile binebiliriz...
    Herkesin sevilecek bir yanı var,yeter ki tanımaya değer diyelim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman Allah sana Lütfiye hanim ile sabir ve kolaylik versin. Herhalde Lütfiye hanim ile yasanacak ve tabiki sonrada yazilacak hikayeler simdi basliyor. Yunusa kocaaaaaman bir öpücük gönderiyorum. Neziha

      Sil
    2. Bunu sizinle kendi kendine paylaşması çok hoşuma gitti. En güncel yazınızda böyle yaptığını anlamamıştım, bir yerlerden kulağınıza çalındı sanmıştım. Maskesini indirip içini açması ne hoş...

      Sil
  12. tuylerim diken diken okudum.ben olsam ne yapardim.senin kadar ince dusunebilirmiydim.gercekten bilmiyorum.

    YanıtlaSil
  13. ellerine sağlık...

    YanıtlaSil
  14. Sevgili Ayşe. Ben bir eczacıyım. Hiç makyaj yapmam. Sadece saç kestirmek için kuaföre giderim. Kot pantolon ve uzun bir bluz üniformam gibidir. Hiç topuklu ayakkabım yoktur. Hem bol paralı hem de çok yoksul yıllar yaşadım ama tarzımı hiç değiştirmedim. İlk kez karşılaşacağım insanların yanına da bu halimle çıktım. Beni dış görünüşümle değerlendiren insanların imalı gülümsemeleri ben konuşmaya başladıktan sonra değişiverir. Çünkü kıyafetim ya da evimin eşyası ile değil, beynimle ve ruhumla varım ben. Kişiliğimden, hayat felsefemden asla taviz vermem. Sıradanlığımı da, yoksulluğumu da severim. Kendimle duyduğum gurur çocuklarıma da yansımıştır. Onlar da aynen benim gibi oldular. Bu öykün de çok sahici ve samimi. Yine soluksuz okudum. Çok da etkilendim. Kalemine, yüreğine sağlık. Sana küçücük bir tavsiye, asla kendini diğer insanlarla kıyaslama. Sen Yunus'un annesi Ayşe'sin, önemlisin, özelsin, kendine özgüsün.

    YanıtlaSil
  15. Bir yumruk yerleşti boğazıma yutkundum yutkundum gitmedi. Ah bu çocuklarımızı mutlu edebilmek adına ahbaplıklarımız benim çok güzel arkadaşlarım oldu ayşe arkadaş seçilmiş kardeştir biz kardeşiz diyebildiğimiz. Birbirimize yol parasıda verdik ekmek parasında son sigaralarımızıda paylaştık yaşadığımız yokluklarıda ve şimdi çevremde bir kişi yok yaşadığım yoklukları paylaşabileceğim. Bende çoğunlukla gidilmek zorunda kalınan bir doğum günü kutlamasında ya da okul pikniğinde rahat olamıyorum ve bu rahatsızlık beni mutlu ediyor biliyorum sende mutlu oluyorsun için için aslında çünkü dayatmalara uymayıp pembe pamukşekeri kıvamında olmadağımız için acılar yokluklar da güzel gelebildiği için minicik bir gülümseme kağıda çizilmiş çarpık bir kaç çizgi gibi bizi mutlu edebilecek çok daha fazla şey bulunabildiği için.
    İnşallah Lütfiye Hanım da ikinci konuşmada seni rahatlattığı gibi üçüncü dördüncü ve daha nice konuşmalarınızda pembe sarı kabuğundan çıkıp gerçek bir arkadaş olur da Yunusun sevinci katmerlenir.

    YanıtlaSil
  16. Çok etkileyiciydi anlattıkların, duygularını ne güzel ifade etmişsin.
    Ayşe sen çok tatlısın, o gören gözlerinin hepsini öper kucaklarım, Yunus'u da öp benim için.

    YanıtlaSil
  17. Gerçek bir yazarsın.:)tebrikler.

    YanıtlaSil
  18. Merhaba Ayse,
    Sen gercekten iyi bir yazarsın. Dün bütün bir gün bu yazını düşündüm sana çok kızdım hatta neden buna izin veriyorsun diye yazmak geldi içimden ama iyi ki de zaman bulamamışım. Topal Karga yazın gercekten ufkumu genişletti. İnsanlara daha olumlu bakmamı sağladı. Tabi ki ters köşe oldum,yazılarının sıkı takipçisiyim artık..
    sevgiler
    Kolaylıklar
    Dilşad

    YanıtlaSil