6 Mayıs 2013 Pazartesi

Samsun'un Uçan Balonları

Demir parmaklıklar ardından denize bakıyorum,balıkçı kayıklarını göremiyorum,hamsiye çağıran tayfa sesini duyamıyorum ama uçan balonlar hep aynı yerde.Kırmızı,sarı,yeşil,mavi,hem kırmızı hem yeşil,hem sarı hem yeşil,hem mavi hem kırmızı...Tepelerden bir tepe üzerinde apartmanımızın balkonunun demir parmaklıklarına
çıplak ayaklarımla  tırmanırım,Samsun Fuarı'nın  ve uçan balonların gözükebildiği o yere kadar..
Uçan balonlar...Semtimize  uçan baloncunun hiç uğramamış olmasından mı,ellerim uçan balon ipini hiç tutamamış olmasından mı bilemem ama benim hayallerimde sadece uçan balon var.Her gün bir renk seçiyorum,uzaktan, demir parmaklıklar ardından.Mavi,kırmızı,sarı,hepsi içice geçmiş hepsi bir balonun tek rengi olabilmiş hem mavi hem sarı hem kırmızı olanı istiyorum.İstiyorum.Ayaklarımı demir kesip acısı içimi titretene kadar...Demir parmaklıklara yapışan ellerimin gücü gidene kadar...İstiyorum...
O gün anneannem gelmiş,heybesinde ki cevizleri çıkarıp kırıyor,cevizlerin yeşilliği henüz kaybolmamış...
Annem nokul hamuru açıyor,anneannemin başında ki beyaz tülbent gibi dalga dalga ,incecik yaprak gibi...Her yaprağın arasına cevizli şeker döküyorlar...Nokul sadece bayramlarda yenilirdi,yarın bayram mıydı?Yarın bayram olsa anneannem bize gelmezdi...Her şeye habersizim...Annem hüzünlü,anneannem hüzünlü ,şimdi fırına verilecek, nar gibi kızaracak, ağzımda pul pul dağılacak nokula karşı iştahımı azaltıyor bu hüzün...Gizli gizli cevizlerle oynuyorum,ellerim ceviz yeşiline boyanıyor,annem kızıyor.Saçlarımı öç alır gibi tarıyor.Eskimiş bir bayram elbisesine zorla sokuluyorum,dar gelen elbisenin kuşağına düğüm atılırken bende kendime kızıyorum.Bu güzel elbiseye sığamayacak kadar niye büyüdüm diye...
Tazeliği buram buram kokan bir tepsi nokul ile adı söylenmemiş bir yere gidiyoruz.Annem benim elimden çok, nokul tepsisini tutuyor ,nokul tepsisini benden daha çok seviyor,bütün yol boyunca nokul tepsisini kıskanıyorum...Topraklı yoldan aşağı inerken kırmızı ayakkabılarımın rengi soluyor.Dolmuşu bir tükürüklük zaman bekliyoruz,bir tükürükle papuçlarım yine kıpkırmızı...
"Sakın"larla dolu tembihleniyorum dolmuşta.Sakın oturduğun yerden kalkma,sakın konuşma,sakın lafa karışma,sakın ,sakın...ağzımda ki sakızı çıkarıp biraz önce papuçlarımı temizlediğim ellerimle uzatıyorum,
sakızım "sakınlar "kadar uzayamaz...
Adı söylenmemiş yere gelmiştik,kapıyı açan kadını, 6 yıllık yaşamımda  hiç görmemiştim.Ceviz yeşiline bulanmış,sakız yapışıklığında ki tükürüklü elimle ile mis kokulu bu yabancı kadının elini tutup,öpüp,başıma koydum.Kıyısından köşesinden hiç tadamadığım nokul mutfağa, biz oturma odasına yollanıyoruz...Beklemeye başladık bir koltukta yanyana annemle...Başka bir kadın çok sonra içeri girdi,elini öpüp başıma koyduğum kadın evin temizlikçisiymiş,her tarafı bir kristal parçasından yansımış gibi rengarek pırıl pırıl bu ev şu an temizleniyormuş çok vakitsiz gelmişiz ne istiyormuşuz...Hemen cevap almak isteyen bu kadına "sehba üzerinde ,gümüş gondol
içerisinde ki çikolatalardan,mutfağa yollanan tepsimizde ki nokullardan,büfe önünde rengarek şişeler içerisinde ki o şeylerden istediğimi söylemek isterdim ama konuşamam "sakın" ile yasaklıyım.
Annem,konuşmaya başladı.Annemin anlattıklarına aklımı veremiyordum,etraf hiç görmediğim kadar güzeldi
altın gibi parlayan koltuk sehba köşeleri,eski bayramlık elbisem ile beni gösteren bir dolu ayna,çerçeveler ,çerçeve içerisinde gülen yüzler...
"Eşim buralara gelebilmek için çok çalıştı,köyde 11 kardeş içinde okudu,15 yaşında bir başına İstanbul'a
üniversite için...,yokluk içinde... ,sefalet içinde okudu.Bizi memleketimizden sürmesinler...Samsun'dan başka yer bilmeyiz...üç çocuk...terfi beklerken ....yüksek eşiniz,muhterem eşiniz....bu yanlışı sonlandırsın,kul hakkına girmesin...
Her yerde niye ayna var,niye bu kadar acımasız,kendime bakarken niye üzülüyorum..Oysa her yer ışıltılı
aynalara akseden her görüntü yepyeni kusursuz ,aynalarda ki görüntüm bu eve çok yabancı..kendimi huzursuz hissediyorum.Ceviz yeşiline boyanmış ellerimi elbisemin etekleri altında gizliyorum...
"Devletin bir müdürüne kim karşı gelebilir? Haksızlık ne demekmiş,Samsun memleketimiz ne demek miş,her yer memleket,amirine itaat etmeyen ceza görmezse nizam bozulur,devlet işleri yürüyemez,bozulur,Allah korusun...
Topraklı yolumuza yaklaşırken annem ellerimi sıkı sıkı tutuyor,gözlerimin içine bakıyor,sakın ile başlayacak bir söz söyler gibi değil,eşine güvenen ne olursa olsun onun ardından gidebilecek,sonuna kadar eşini destekleyecek bir kadın gibi  "babana bu olanları anlatma "diyor.
Son kez demir parmaklıklara tırmanıp denizin üstünde uçuşan uçan balonlara baktığımı biliyorum.Birazdan babam bir kamyon getirecek ,anneannemler,babannemler bütün apartman ,bizim evdeler vedalaşıyorlar.
Samsun fuarı'nın neşeli seslerini,hamsiye çağıran tayfa seslerini bile duyuyorum.Şimdi toprağı havaya kaldırarak bir kamyon gelecek.Hangi balonu seçeçeğime karar bile veremeden.Sarı,kırmızı,yeşil,mavi,
hem yeşil hem mavi,hem kırmızı hem mavi,hem sarı hem kırmızı......

12 yorum:

  1. Anlattığın gibi bir hayatı uzaktan bile tanımadım, görmedim. Tayin nedir, şehir değiştirmek, taşınmak, ev, arkadaş, iş değiştirmek; eskilerini ardında bırakmak nedir hiç bilmedim. Belki de bilmediğimden, görmediğimden "böyle çok hayat var, bir biz değiliz"lerim şimdi kendime inandırıcı gelmiyor. Yalnız şu var ki; bu senden bir şeyler götürmüşse de Ayşecim, bir şeyler de katmıştır (inşallah) Belki daha fazla arkadaş, tanıdık, belki daha fazla yer görme ya da daha başka...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bolkepçe;Samsun ile ilgili anılarımı nedense zaman geçtikçe aklıma gelir oldu,ayrıldığımızda 6 yaşımdaydım...aslında ben tayini çok severim...hele bir de arkadaş olursa niye sevilmesin...

      Sil
  2. hersey bizler icin.anladim anneni cok iyi.uzuldum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cumartesi okulu;her şey bizim için,her şey çeşit çeşit duygular hissetmemiz için...

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Bir terazi kızı..okuduğun için teşekkür ederim:)

      Sil
  4. Samsun... senin için uçan balon, benim için yalnızlık. Senin Samsun'da olduğun yıllarda henüz var olmayan bir apartmanın bahçesindeyim, bir kaç basamak sonra giriş.
    Ayaklarım geri geri gidiyor. Gerçekten de ayakların gitmek istemediğine ilk kez şahit oluyorum. Gözlerimden yaşlar süzülüyor. Eve girmek istemiyorum. Yalnızlığıma dalmak istemiyorum. Elimde bir poşet, içinde küçük bir palamut. Balık severim, çok severim. Ama yalnızken tadı çıkmıyor. Aylardır yalnızım bu şehirde. Ben bir hayaletim bu şehrin sokaklarında gezinen.Filmlerdeki adamlar gibi, bir sabah kalkar ve aynada kendini göremez, sokağa çıkar yürürken insanların içinden geçip gittiğini farkeder. İşte aynen öyle hissediyorum...
    -------0--------
    Tam yedi buçuk yıl önceydi, Samsun'a tain edilmiştim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Mrd,Samsunun içini bilmiyorum,inanırmısın gitmek bile istemiyorum,sende tam tersi bir tayin olayını yaşamışsın...insanı çok etkiliyor,değil mi...

      Sil
  5. tayin olmak çok kötü, yanlızlık, hüzün, yabancılık vs. var gurbetin doğasında çok tayin yaşamış biri olarak annen ile annanenin tavrını anlalabiliyorum, hele haksız bir sebeple oluyorsa, düzenini bozmak ne zordur, en güzeli bunu film tadında anlatman, üzüldüm sadece.Elif

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başka şehir,başka insanlar ile tanıştık,ahbab olduk ama üç çocukla hiç bilmedikleri bir yere,her hafta heybesinde getirdikleri ile anne babalarından ayrılmak aileme zor gelmişti..teşekkür ederim sevgili Elif..

      Sil
  6. Gözlerim doldu ağladım sonunda, hüzünlü bir son olmuş..Yazılarınıza bayıldım bu arada..

    YanıtlaSil
  7. Alamiyorum kendimi okumaktan ama Denizi disari cikarmam gerek kedi pesinde kossun. Gece uykusunda maaauw dedi inanir misin :) o kadar seviyoo.

    YanıtlaSil