16 Mayıs 2013 Perşembe

Perşembe buluşmaları -1-

Bugün Lütfiye hanımla buluşuyorum.Şimdi adını doğru bir şekilde yazamayacağım ünlü bir kafede.
Lütfiye hanım'ın sınavları yaklaşmış beraber ders çalışacağız.
Kafeye nasıl geleceğimi sorup "metro ile "cevabını alınca çok içlendi Lütfiye hanım."Ahhh canım benim, kafeye kadar çok yol var yürüme,ben seni metro çıkışından alırım " dedi...Kırmızı mersedese binebileceğim
bugün...
Şunu belirtmek istiyorum ki bu blog benim iç sesim,içimden geldiği gibi ,olması gereken gibi değil...Yani ben yazmak istiyorum ,ne olursa olsun iyi kötü,yanlış doğru,yeter ki hislerim taşsın yazıya dökülsün...Lise de bir kompozisyon yazmıştım,yine platonik bir aşk hikayesi...Edebiyat öğretmenimi çok iyi hatırlayamıyorum,bana tavsiye yada yol göstericiliği olmamış ,sadece işini yapıp giden biri olduğu halde,işini nasıl iyi yaptığına da herkese göstermek için bu kompozisyonumu bir yarışmaya yollamış,en iyi edebiyat öğretmenleri dalında üçüncülük almış...Yarışmanın adı ,konusu,nasıl katıldığım konusunda hiç bilgim yok sadece il çapında en iyi edebiyat öğretmeni yapmıştım bir kompozisyonumla...Sadete gelirsem bu kompozisyonu koskoca bir salonda kürsüden okurken sanki tek başımaydım,ıssız bir yerde,tek başıma..bir ben vardım bir de kompozisyonum...Benim gibi utangaç,başını yerden kaldıramayan biri için yüzlerce kişi önünde yazdığımı okumak ne kolay olmuştu.Şimdi yazı yazarken acaba "o" ne der,acaba "bu"yanlış mı anlar,yada"şu"nun için bunlar sakıncalı olur  mu diye düşünmemeye çalışıyorum( gerçek hayatımda çok düşünürüm) Belki arkadan konuşan,belki çirkef,belki istirmacı,belki nahoş biri olacağım ama yazabildiğim yere kadar yazmak istiyorum...velhasıl okuyucu ne der,nasıl algılar diye düşünmeden...Yaşadığım olayları ebedileştirebilmek için buna ihtiyacım var,özgür yazmaya ihtiyacım var...

Lütfiye hanım metroya bindiğime acıdı o yüzden " ahhhh canıım " dedi.Aklıma bir an evlendirme programında ki sunucu kız geldi. Esra Erol son model cipinin camından ,iett ve halk otobüsünde ayakta yolculuk yapmak zorunda kalanlara baktıkça gözyaşları göz pınarlarına dolarmış,bir zamanlar o da  iett,halk otobüsünde ayakta yolculuk yapmış,bilirmiş...500t'de ki yolculuklarım birinde şanslıysam cama yakın bir yere sinmişken
  herkesle sırt sırta ayakta iki saattir trafiğin açılmasını beklerken ,cipinin içinden gözleri dolu dolu bize bakan Esra Erol ile karşılaşsaydım ne söyleyeceğimin  listesini yapmıştım ama Lütfiye hanım farklıydı ,ona Esra Erol listemi açamam ama dolmuş anılarımı açarım...Metro çok lüks,çok konforlu bir de evimize yakın,ekmekli kadayıf..Metrodan önce dolmuş vardı ve "dolmuşta Ayşe" diye bir yazı yazacak kadar trajik komik anılarım
çoktur...Pendik-Kadıköy ve Harem-Kartal hatlarında  çok anılarım oldu,hepsini Lütfiye hanıma yeri geldikçe anlatmalıyım...

Lütfiye hanımı garip bir şekilde seviyorum,yoksunluklarımı içinden geldiği gibi yüzüme çarpması garip bir zevk veriyor bana... "Aaa metro,dolmuş,iett ne güzel vasıtalar sen ne güzel insansın o güzel vasıtalara binmeye layıksın,(işte bizde böyle kırmızı mersedeslerde sürünüyoruz  ne yapalım),yada benim de zamanında binmişliğim vardı ne güzel zamanlardı " gibi şeyler dememesi hoşuma gidiyor..Bir anlık Esra Erol empatisi kurup gözpınarları dolmasın...Direk" ahh canımm yazık" desin...Bana yazık olsun , Esra Erol gibi ciplere binip eski halimi düşünüp gözpınarlarım dolmasın...500t'ye bindiğim için bana acısınlar,
başkalarının gözpınarları dolsun,benim dolmasın...Lütfiye hanımı seviyorum...Tüm yoksunluklarım gizlenip kutsallaşmamalı,açığa çıkartmalı ki  Lütfiye hanımın dilinde, gözünde küçülüvermeli...Tüm yoksunluklarım beni gizli gizli büyütüyordu,nefsim gibi...Büyümek istemiyorum,hep küçük kalmak istiyorum,ezilmek ,hor görülmek küçük görülmek canımı acıtmıyor ,Lütfiye hanım yanında küçük bir çocuk gibiyim...
Birazdan buluşacağım,ilk söyleceğim şey "belki param yetmez diye kayınvalideme uğradım,yedek para aldım" diyeceğim,gizlemeden,ne gereği var demeden ,utanmadan sıkılmadan kaçmadan..."ahh canım alt tarafı bir kahve içeceğiz "demesini umarak...Gözlerinde ,küçük bir çocuğa bakarken ki "hiç bir şeye gücü yetmeyen
bi çare" liği görmek beni  mutlu ettiği için hiç bir şeyi saklamayacağım...

10 yorum:

  1. Lütfiye hanımın niyetini bilmiyorum ama Esra Erol gibi kendine ve diğer insanlara acımayı sevmiyorum. önce böyleydim (çok sıkıntı çektim) şimdi böyleyim (halim vaktim yerinde) demeyi de sevmiyorum. ama bazen insan farkında olmadan ve karşısındakini kıracağını düşünmeden örneğin "metrodan yürüme ben alırım" diyebiliyor. tamamen iyi niyetten. belki bir acıma hissiyatı olmadan sadece karşıdakini rahatlatmak için. bilemiyorum.

    YanıtlaSil
  2. lütfiye hanımın tepkilerinin doğallığı, onun itici olmasını engelliyor sanırım...
    senin samimiyetin ise yazılarının kıymetini artırıyor. tek söyleyebileceğim samimi olduğun sürece sorun yok ancak iki iri karganın topal kargayı gagalamasından daha acı olan şey, topal karganın kendisini gagalaması, yaralarını kaşıması diye düşünüyorum, naçizane...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. anne kaleminden topal karganin kendini gagalamasi durumu acıyı asıl kendi yaratıyor olması durumu belkide var olan tek şey.ıett veya mercedes ama belkide ihtiyaç olan asıl iyi niyet.her söyleneni iyi yerden yakalamak. İnciden sevgiler

      Sil
  3. ahhh yürümek ne güzel birsey, tassarraflu oldugu kadar da saglikli, birde cevreye ve havaya zarar vermiyor. Bence herkesin yürümesi lazim. Hele Istanbulda. Alamanci Nezihadan selamlar.

    YanıtlaSil
  4. hayatın başka bir rengi olduğu için mi seviyorsun acaba Lütfiye Hanım'ı, onun yaşamındaki farklılık seni ona yaklaştırılyor acaba , bakalım ders sonunda neler olacak..sevgiler elif

    YanıtlaSil
  5. Ayşe cim lütfen bunu yayınlama ya da sen bilirsin. Yazdığım son yorumla haddimi aştığımı düşünüyorum. İçim hiç rahat değil, lütfen özrümü kabul et, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Meral,annekalemi,İnci,Neziha,Elif;
      Bugün,metronun yürüyen merdivenlerinde iki kız kardeş gördüm
      biri yürüyen merdivenlerde diğeri normal merdivenlerde elele
      çıkmaya çalışıyorlardı,birbirlerini hiç bırakmamaya çalışırken küçüğü şöyle diyordu" abla sana çok önemli bir şey diyeceğim" "abla seni çok seviyorum" ...Ağlamaya başladım.Ne düşündüm ne hissettim bilemiyorum ama normal düşünemiyorum herhalde saçmalıyorum yada deliriyorum,yazdıklarımdan korkmaya başladım...evde çok oturuyorum,dışarıya çok az çıkıyorum,kendi kendime fazla kalınca , normal olmaktan uzaklaşıyorum...fazlasıyla normallikten uzaklaşınca,normalliği sorguluyorum...(kesin deliriyorum) Herkes ,her şey bütün hayat "hüzün" üzerine kurulmuş gibi geliyor...herşeyin içindeki hüznü bulmak için uğraşıyorum,bu yüzden olsa gerek yazdıklarım deli saçmasına
      dönüşüyor...ben özür dilerim,hem de en içten en derinden özür dilerim...asıl benim içim hiç rahat değil,keşke yakın olsaydınız yüz yüze konuşabilseydik ne çok isterdim...keşke bol bol arkadaşı olan her saati dolu olan biri olsaydım,hiç bir şeyi düşünmeye vaktim olmasaydı,belki o zaman yazdıklarım umut,sevgi,yaşam arzusu verebilirdi...

      Sil
  6. "Herkes, herşey, bütün hayat hüzün üzerine kurulmuş gibi geliyor", işte ben de tam olarak böyle hissediyorum. Ben seni anlıyorum, her satırını, her kelimeni anlıyorum. Belki yazdın daha önce ama bu Lütfiye Hanım da kim, şimdi pek merak ediyorum.

    YanıtlaSil
  7. Merhaba sevgili Ayşe,
    Yazılarını beğeniyle okuyorum, kalemine, yüreğine sağlık..Ne zamandır sana bir merhaba demek istiyordum, kısmet bugüneymiş....
    Öyle çok ortak noktamız var ki kendimi sana yakın hissetmeme sebep olan...
    Normallikten uzaklaştıkça, anormalleşen ve normalliği sorgulayanlara bir örnek daha ararsan ben buradayım....
    Sevgiyle kal...
    Ankara'dan Zeynep...

    YanıtlaSil
  8. ayşe. bu bir zaman dilimi. geçecek.
    geçmesi gerektiği için değil, bittiği için geçecek.
    ve sen bu hüzünden çok şey elde etmiş olacaksın.

    yaz, biz okuruz.
    yaz,
    neşeyle dolmayıverelim hep, bişeylere de gülmeyelim.


    yaz sen. okurum ben

    YanıtlaSil