5 Nisan 2013 Cuma

Hoşçakal Kuaförüm

İstanbul'un  güzel bir semtine yeni taşınmıştım.2000 yılı olsa gerek...Ahşap köşklerin,bahçeli müstakil evlerin olduğu bu semtin ,lüks sitelere gebe kalabileceği aklımıza bile gelmediği bir yıldı.Semt pazarını ararken yolumu kaybettim.Yolumu kaybetmekten gizli bir zevk alırım.Yabancı sokakları,yabancı evleri hafızıma işleyip,ehlileştirip ,eski çok eski apartmanlar arasında yolumu bulmaya çalışırken  bir bahçe kapısında "kuaför" yazısı gördüm.Adı sanı olmayan bu tabelanın kuaförünü merak ettim.Bahçeden içeri girdim.Bahçeyi dört dolandım ,kuaförün dükkanını göremedim.Yabani otları nerdeyse boyum kadar uzamış bu bakımsız bahçenin görünmeyen kuaförünü aramak  akıllıca bir hareket değildi .Bahçenin paslı demir kapısını aralayıp çıkacakken arkamdan "Kimi aradınız" diye bir el uzandı.Sırtıma dokunan elden korkmamalıydım,yıllarca saçlarımı  bu eller kesecekti.Şemsiye hanım beni bahçe katında ki kuaför dükkanına davet etti.O vakitler korkusuzdum herhalde davete icabet ettim.Dışarının harebeliği,eskiliği ile tezat oluşturmayan bir dükkandı.Plastik olmayan
saksılar içinde gösterişsiz çiçeklerin(fil kulağı,kauçuk,deve tabanı,küpeli...) bolluğu ilk önce burayı çiçekçi dükkanı zanettirebilirdi...Sırları dökülmüş çerçevesiz aynanın önünde ki sandalyeye oturttu beni.Yükseğe kaldırılıp,alçağa indirilemeyen sade sandalyede etrafıma bakınmak istemedim.Etrafın incelenmesi burada ev sahibini incitici bir davranış olurdu...Müşterilerin oturup sırasını bekleyeceği çekyat anneannemin zamanının modasındaydı.Orta sehbadan bir dergi verdi elime;" hangi modeli isterseniz keserim,benim gibi yeteneklisini
hiç görmemişsinizdir...göreceksiniz..."

Dergide, Prenses Diana,Monaco Prensesi Stefani resimlerine bakınırken içim bulandı...20 yıl öncesine ait
dergi,30 yıl öncesinin mobilyaları ile virane apartman değildi içimi bulandıran.Şemsiye hanımın kendini övmesi,çok bilmiş konuşması,onun gibisini görmemiş olabileceğimi düşünmesi hatta virane apartmanda ki dükkanı gibi bir dükkanı bile görmemiş olabileceğimi düşünmüş olması içimi bulandırdı...
Bu viraneden daha virane mi görünüyordum?
Eli çok çabuktu,sessizliğimden istifade kendince bir model düşünmüş kesmeye başlamıştı...Beni dilsiz sandığını sonra ki ziyaretlerimde öğrenecektim..."Tansu Çiller modeli size çok yakıştı" derken ,enseme ayna tutuyordu Şemsiye hanım...Düz ince telli saçlarıma hacim verip tansu çiller gibi yapmaya azmetsede başarılı olamayacağına hüküm etti ve hiç aksatmadan her gidişimde prenses Diana modeli kesti...
Benden başka müşterisi yok zannederdim,ama tek tük mahalleden arkadaşları gelirdi.Yaşları 60 ı çoktan aşmış bu kadınlar eşarplarını çekyatın üzerine sıyırıp ,sandalyeye oturup prenses Diana modeli kestirirlerdi.

Her kesimden sonra eve gelip aynanın başına geçip için için kızıyordum "bir daha bu kadına saç maç kestirmem,tavuk gibi yoldu,maymuna çevirmiş..."  Sonra aylar geçer unuturum.Tekrar Şemsiye hanımın makaslarına saçlarımı kestiririm...Tekrar aynaya bakar,için için küfür bile ederim...Aylar geçer unuturum,Şemsiye hanıma Diana modeli için giderdim.
Her şeyden konuşur,hiç evlenmemekle iyi mi kötü mü yaptığını kendi kendine  artısıyla eksisiyle hesap eder,
benim gibi devamlı gelen müşterileri ,ustanın iyisinden! hizmetin kalitesinden! anlayan sadık müşterileri ile!, ölünceye kadar muhtaç olmadan yaşayabileceğini filan anlatır,ben dinlerim...
Eve gidip aynanın önüne geçip saçlarıma baktığımda hiç şaşırmayacağımı bilmek bana güven verir...
Hiç konuşmadan saç kestirmek huzurlu bir 15-20 dakika geçirmeme neden olur..
Aynı model olsun bile demeye müsade etmeden makasla işe koyulan Şemsiye hanım'a alışmıştım.
Bugün üzgündü...Apartman yıkılacak yerine lüks site yapılacakmış...Lüks sitede dükkan olmayacakmış.
"Bu yaştan sonra ne yapabilirim diye düşünüyorum" dedi..." okul servisine hostes olmakta karar kıldım" dedi..."Senin gibi servis hostesi hiç kimse görmemiştir,görecekler " dedim..Çok sevindi...Helalleşip eve geldim.Aynanın başına geçtim gözlerime inanamadım.Saçlarımı öyle güzel kesmiş ki sanki 18 yaşıma geri dönmüşüm gibi ,suratım gençleşmiş...Bu son Diana modelinin hemen fotoğrafını çekmeliyim dedim bugün...
Bugün son son Şemsiye hanımın hiç kesilmemiş yabani otlarla dolu bahçesinde ki demir kapısını araladım,
çekyata çantamı koyup,sırrı akmış aynasının önünde kendime baktım...


(fotoğraf makinama kavuşunca Şemsiye hanımın hatırına Diana model saçımı fotoğraflayıp bloğuma koyacağım)



7 yorum:

  1. çok eğlenceli bir yazı olmuş. fotoyu bekliyorum. iyi gecelerr..

    YanıtlaSil
  2. Ayşe, ne güzel bir kuaför hikayesi bu böyle! Kuaföre çok gitmem ama uzun zamandır gittiğim bir kuaför var. İnsan fark etmiyor ama aslında o kişinin önemli bir yeri oluyor hayatında. Önceleri çok sıkılırdım kuaförde ken, şimdiyse bana güzel bir mola oluyor. Bırakıyorum kendimi kuaförün ellerine ve kuaför aynası önünde hayal kurmaya başlıyorum:)

    Saçını çok merak ettim. Benim de Diana gibi kesilmiş bir modelim olmuştu bu arada:)

    YanıtlaSil
  3. yitip giden anılara birisi daha eklenecek desene..bu davranışın alışkanlıklarımızın ben de dahil olmak üzere degişmeyecegini gösteriyor..bunun gibi hoş ve güzel durumları iyiki yaşıyoruz..lale

    YanıtlaSil
  4. Çok merak ettim hem saçlarını hem Şemsiye Hanım ı şimdi... Yine ne güzel yazıya dökmüşsün içindekileri..

    YanıtlaSil
  5. I like the helpful info you provide in your articles.
    I'll bookmark your blog and check again here frequently. I am quite certain I'll learn many new stuff right here!
    Best of luck for the next!

    My page SEO

    YanıtlaSil
  6. alışkanlıkları bırakmak ne kadar zor değil mi bizi sıkmış bile olsa.Elif

    YanıtlaSil
  7. allahım yaa ne enteresan hikayelerin var ayşe, okudukça şaşırıyorum sana :) harika bir yazı olmuş :))

    YanıtlaSil