18 Nisan 2013 Perşembe

Füruzan


Yunus'un okulu bahar tatiline girince Ankara'ya gittik.
Ankara'da  annem ve babam var.Annem uzun yıllardır belinden rahatsız,ama yine de ev temizliğine hiç yardımcı çağırmaz babamla beraber ortaklaşa halletmeye çalışırlar."Bu evin kitabını gören her kadın kaçar , bi de arkamızdan laf söyler,bu yaştan sonra arkamdan laf söyletemem "der annem.Bazen kafası atar "oku oku sonu yok, insan delirir bunca kitabın arasında,birgün hepsini sobada yakacağım( Ankara'da sobamız yok ama köyde yakmak için hazırlanmış koli içinde kitab yakaladık).Babamın çuvallar içinde İstanbul'dan köyüne getirdiği kitaplarını   babaannem yakmış "okunmuş şeyi saklamanın ne gereği var" diye ,babam  yanan kitaplarını özlemle hep anar...
Annemin nerdeyse üç duvarı kaplayan gelinlik vitrini kitaplık olarak oturma odasında,babamın (kalan) okul kitapları
arka balkonda iki duvarı kaplayan dolab içinde ,gömme dolab,açık dolab,raf,mutfak dolablarının üst tarafı
hep kitap doludur...Bir salona koyulmaz kitap ..Salon misafir içindir...Bu gidişimizde kardeşim annemi ikna etmiş salona da kitaplık konmuş...Annem gelen her misafire "kusura bakmayın ev dar olduğu için kitaplar salona kadar taştı "diye özür dilemek zorunda kalıyor...

Bu gidişimde Füruzan'ın "gül mevsimi" ni okudum , bitirdim...Evdekilerden "birazcık bende kalsın bir daha ki gelişimde
getireceğim söz" diyerek bavuluma attım.Hani birisi ile tanışırsınız,bir arkadaş,çok seversiniz eve çağırmak istersiniz ya, işte bende her sevdiğim kitab evime  girsin  isterim...

Daha önce "Parasız Yatılı" ile "Sevda dolu bir yaz " ı okumuştum.


İlk kitabı ile Sait Faik hikaye ödülü almış ,O kitaptan bir öyküsünün adı
"Edirne'nin Köprüleri'ydi"
Rumeli'nden göç eden bir ailenin İstanbul'un yoksul bir semtinde birbirine nasıl bağlı olduklarını anlatırken
Füruzan gerçek çocukluğunu anlatıyor zannettim...O kadar gerçekçi idi ki..
Gül mevsiminde ise 70 yaşında soylu bir kadının 16 yaşına dönüp ilk aşkını hatırlayışı vardı..Früzan gerçekten
yalılarda yaşamış soylu bir kadındı yada çok yakın bir akrabası vardı,ancak o zaman bu tasvirler bu ayrıntılar
yerini bulabilirdi...Bunu o zaman ki yayıncısı Erdal Öz de hissetmiş ki Füruzan ile kitap hakkında mektuplaştıkları bir vakitte
şunu sormuş"Yalı,köşk size yabancı ortam nasıl gerçekten yaşamış gibi yazabildiniz?"
Füruzan ise"Gerçek kavramının sanatta ki karşılığının "kurabilmek gücü" olduğunu biliyorum" demiş.

Annemin salonundan benim salonuma misafir geldi Füruzan.Onu samimi bir arkadaş gibi çok sevdim,
çok görmüş,çok geçirmiş bir arkadaşa kulak verir gibi diğer kitaplarını da okumaya çalışacağım..



3 yorum:

  1. O kitaplarla dolu evlerin duvarlarina baka baka boynumun tutulmasina hic itirazim olmazdi. Ben annemi kurtardim :-) bu kadar cok olmasa da babamin kitaplarini alarak kendi evime tasidim. Hayal ettigim kitapligim hala olmasa da, hepsini okuyamasam da belki kizim okur diye yine de saklarim onlari.
    Kitaplar candir :-) , bahsettiginiz kitaplari cok merak ettim, en kisa zamanda okumaya calisacagim...

    YanıtlaSil
  2. ne güzel ankara bağlantılı olmanı çok seviyorum, belki bir gelişinizde buluşuruz :)

    YanıtlaSil
  3. Takip ediyor musunuz bilmem ama bizim sevdiğimiz bir blog var,kitaplık kurdu diye orada kitaplıklarımızın resmini paylaşıyoruz.Eminim annenizle babanız orada kitaplıklarının resimlerini görseler sevinirlerdi :))
    http://kitaplikkurdu.blogspot.com/

    Bizde geri kalan kitapları görmüş olurduk :))

    YanıtlaSil