8 Mart 2013 Cuma

Zürafa Boyunlu Kadınlar



Yükünü boşaltmış bir kamyonun ardından bakınıyoruz.Kışlık kömürümüz, kaldırımda  küçük bir tepe gibi.
Annem ve kardeşinin elini sıkı sıkı tutmuş ben,bu küçük tepenin başındayız.
Annem kömürü 4.kattaki dairemize taşıtmak için hamala para vermeye niyetli değil, oysa birazdan kömürü gören, duyan , tüm hamallar buraya gelecek...Bir an önce karar vermesi gerekenler gibi hareket ediyor annem, annemin bu "anı"nı çok iyi bilirim. Sözlüye kalkmış,  bir an önce cevap bekleyen hocanın karşısındaymış gibi...
Kız kardeşim  yediği pırasa kavurmasının başından kalkmamış gibi hala yalanıyor.Her sabah annem
bir şeyleri soğan ile kavurur.Pırasa,ıspanak,patates,pazı,domates... her şey soğan ile kavrulabilir,sabah kahvaltısı diye yenilebilir.

Kızkardeşinin elini sıkı sıkı tutmuş ben, kışlık kömür kadar kara düşüncelerdeyim.
Belden pileli,üç metal düğme ile iliklenen ,paçalara doğru daralan "kot pantolon" hayalim kömür gibi kararıverdi...
Bir benim yoktu kot pantalonum ,sokakta,mahallede,okulda,dünyada...
Kot pantolonsuzluk beni nasıl kahrediyor bir bilseler,annem bir anlasa..
Kot pantolonsuz olduğumu fark ederlerse hiç arkadaşım kalmayacak nasıl gidebilirim ki kot pantolonsuz davet edildiğim doğum günlerine? Hafta sonu okulda kurs açılacakmış,nasıl giderim kot pantolonsuz, derslerimden de geri kalacağım..bir bilseler nasıl çıkmazlardayım...bir bilse annem...

Kışlık kömürün başında kız kardeşimin elini tutarak beklerken ,annem hüzünlü yüzümü farketse ,"kot pantolonsuz zavallı kızım "diyerek bana sarılsa,  geçecek diye bir ümit verse...

Kışlık kömürün başında kara kara düşüncelerdeyken, annem  "hadi oyalanmayın okula geç kalacaksınız" diyerek kovaları dolduruyordu..Annem,tek başına, kömürü 4.kata çıkarmaya karar vermiş,doğru olana karar verip yapmaya azmedenler gibi yüzünden mutluluk okunuyor...

Kızkardeşimin elini sıka sıka okula gidiyorum,okul yolu niye bu kadar uzun ve acımasız..

Sınıfın hatta okulun en beğenilen kızıyla yanyana oturuyorum "köfte dudaklı Fulya" ile.
Fulya 'nın boynunda altından bir zincir var, zincirin ucunda küçük bir kalp, kalbin yarısı taşlı . Okulda altın takmak yasak. Sabah okula girerken müdür muavini keskin bakışları ile arama detektörlüğü yaparken
Fulya altın kolyeyi saklar, saçları iki örgü iken, köfte dudakları çatlak çatlak olur korku ile ısırılmaktan..
Teneffüslerde Fulya birdenbire değişiverir, gömleğinin düğmesini ,saçlarının örgüsünü açar. Köfte dudaklarına
parlatıcı sürüp altın kolyenin kalbini dudakları arasında gezdirir. İnce bir çizgi gibi, hani kurşun kalemi, kalem traşla aça aça ucu iyice sivrilmiş iken bir çizgi çizilir ya incecik belli belirsiz,işte öyle gözleri vardır kısık kısık
belli belirsiz. Erkek çemberinin içindedir hep Fulya. Parlak köfte dudakları arasında altın kolyesi ile, kısık gözleriyle, çemberi her gün genişler...

Kızkardeşim ağladı ağlayacak  gibi" elimi çok sıkma abla" diyor..

Güzel miydi Fulya,neydi onu erkek çemberinin merkezi yapan? "Başka bir şey var onda kızııım sen anlamazsıııın,hocalar belki  masumiyet bulaşıcıdır diye senin yanına oturttular Fulya yı..hahaa,haah haahhh..."diye gülüşen başka sıradaki kızların uğultusundan kulaklarım çınlıyor...

Okul yolunda leblebi satan dedenin başında duruyor kızkardeşim. Dede ,eşeğinin sırtına yüklediği leblebilerini
heybeden avuçlayarak çıkarıyor gazete kağıdından külaha koyuyor. Kızkardeşim külahı kapıyor...

Oysa tatillerde köye gidiyoruz diye bir şey ağzımdan hiç kaçırmadım, sabahları pırasa, domates, patates kavurması yediğimizi açık etmedim..Ama kot pantolonsuzluğum beni masum yapıyordu, beğenilmeyecek kız yapıyordu, çemberin dışına atıyordu... Gözlerim her an çok büyük, her şeye karşı çok büyük hiç kısılmıyor,
müdür muavininden teneffüslerde bile korkuyorum, iki örgümü hiç açamam...
Kot pantolon , bir kıza, kendini dünyanın en güzel kızı  olduğu hissini verebilir..

Okul yolu yarılanmış,kız kardeşim beyaz leblebilerin hepsini yemiş boş külahı bana uzatıyor...Külahın içinde boyunlarında halkaları ile kadınlar görüyorum. Gazetenin bir köşesinde boynunda sıra sıra demir halkalı kadınların resmi ile tamamlanmasına müsade edilmeden yırtılıvermiş bir cümle vardı."Dünyanın en güzel kadını boynu  uzun olan kadındır...." Seviçten uçarak;
"Elif, bak kardeşim habere bak, güzelliğimden hiç kimseler anlamıyor
ama bak gazete ne diyor...dünyanın en güzel kadını diyor,uzun boyunlu kadınlarmış...hep dalga geçildi zürafa boyunlu Ayşe diye ...oysa ben dünyanın en güzel kadınıymışım....Güzelliğimin anlaşılması için "o" boynunda demir halkalı kadınların ülkesine mi gitmem gerek?  Hiç bir zaman alımasına sıra gelmeyecek kot pantolondan daha iyi bir çözümdü bu..Annemin de boynu çok uzundur, küçüklüğünde onunla da çok dalga geçerlermiş,
şimdi 4.kata sırtında kömür taşıyan annemde dünyanın en güzel kadını...Dünyanın en güzel kadını annem...
Dünyanın en güzel kızını doğuran annem...Okul yolun sonunda gözükmeye başlamış, kız kardeşimi kucağıma alıp döndürüyorum kız kardeşim birden kahkahalara boğuluyor sarılıyoruz, uzun boynumdan beni öpüyor...

( Yine 80lerden kalma bu anımı "Işıl" için yazdım,nasıl olursak olalım her zaman en güzel bizizdir, çevremiz güzelliğimizi farkedemez anlamazsa, başka ülkeler,başka kıtalar anlar..)


9 yorum:

  1. Bizim evde de her yemeğe kavrulur soğan. ben çok severim kokusunu. :)

    Eskiden hepimizin hayaliydi kot pantolon değil mi? annem hiç izin vermezdi doğumgünlerine gitmeme.

    Günün anlam ve önemine ne uygun bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  2. Ayşecim çok teşekkür ederim bu güzel yazı için, bana verilmiş en güzel hediye.. dolayısıyla yerin hep farklı bende bilesin. Seviyorum seni:)
    Hatıralarını bu kadar net hatırlamanı kıskanıyorum ama ben hiç yaşamamışım hissini uyandırıyor bende:)
    Ayşem her kadın güzeldir diyeceğim ben de Allah bizi güzel yaratmış:) yalnızca güzel bakmak gerekir görmek için:) Bir de gerçekten her kadının en az bir güzel bir uzvu oluyor öne çıkan, ben de en çok gözlerimi severim:)
    IŞIL

    YanıtlaSil
  3. insan çocukluğunu bildiği insanı mı severmiş, sevdiği insanın çocukluğunu mu merak edermiş öyle bir söz vardı...samimiyetini ve anlatım tarzını seviyorum :)

    YanıtlaSil
  4. Ben de geçen gün Ayna programında dudaklarına tabak geçiren kadınları görmüştüm,dudakları keloğlan masallarındaki dev anası gibi sarkıyordu,onlar da güzelleşmek için yapıyorlarmış bunu...Güzellik ne göreceli bir kavram...Aslolan insanın kendi içine güzel bakıp etrafı da güzel görebilmesi...Sen güzelsin Ayşem,hem de gözlerin göremeyeceği kadar....

    YanıtlaSil
  5. Isil'da kim?Var hepimizde boyle yaralar,sen desip cikariyorsun bizimkileride

    YanıtlaSil
  6. ah o kotpantolonsuzluk! bende gec sahip olmustum ve cok üzmüslerdi o zaman,halbuki eteklerimlede cok mutluydum, simdi bu ani beni taaa o yillara götürdü,kömür tasima iside amma yorucu olurdu...

    okul siralarinda kafasini kaldirmaya bile utanan biriydim bende...

    YanıtlaSil
  7. aldın götürdün beni gene bir romanın sayfalarına, nasıl bir anlatım bu, çok çok güzeldi...

    YanıtlaSil
  8. benim de boynumun uzun olduğunu, bi çok kişi beğense de benim zaman zaman kendimi çirkin bulduğumu, saçımı kestirsem bile ensemi hep biraz uzun bırakarak bunu örtmeye çalıştığımı niye yazmamışım ki sana, gene utanmışım heralde :)

    YanıtlaSil
  9. Paranın iki gözü de kör olsun!!
    Ah çocukluk...

    YanıtlaSil