27 Mart 2013 Çarşamba

Delirten ev ödevleri

Yunus sabahın yedisinde okul yoluna düşüp akşamın beşinde evinde oluyor.
Bütün bir günü okulda geçer. Okulun beş dakikalık tenüffüsü, bahçeye ulaşamadan kolidorda biter.Bütün bir gün bir sınıfta  hiç temiz hava almadan ezber yaparlar...Hayatın ezberi...
Akşam eve sayfalarca ödev ile gelir...Yemeğini hızla yer hemen oturma odamızda ki sehbaya çöküverir..Odasında ki çalışma masası ödev yapmak için uygun değildir çünkü anne ve baba oturma odasındadır.Televizyon hiç açılmaz bilgiyardan klasik müzik açılır,alt katta ki darbuka sesi ile yan komşunun 3 yaşında ki kızının çığlıklarını örtecek kadar sesli çalınır..
Ödev yaparken ,"gözlerimi kaparım vazifemi yaparım" modundadır Yunus.
-Anneee bir sepette 3 yumurta var ise 5 sepette kaç yumurta olur?
O anda kurumuş çamaşırları katlayan anne,çorapları yumurta ,atletleri sepet yapıp  görsellikle cevap verir..
Anlamış gözükür,anne büyük bir huzur içinde çamaşır katlamaya devam ederken;
-Anneee bir kutuda 2 civciv var ise 4 kutuda kaç civciv olur?
Çoraplar bu sefer düşmana atılan cephane olur,ödev yapan çocuğun neresine isabet ederse....
Akşam saat 9 olmuş yatma vakti gelmiş ama çocuk hala ödev başında ;
-Anneee bu okuma parçasının ana fikri ne?
Okuma parçasına bakıyorum , hemen anafikri saklandığı yerden bulup ,gözleri kızarmış ,kafası sehpaya
yapışmış çocuğu kurtarmak istiyorum...
Saat 9 .30 olmuş çöktüğü sehpa başından hiç kalkamamış Yunus'un ödevleri bitmemiştir..
-Annee evinizde ki iş bölümlerini tek tek yazın diyor...
-Annee keşke el yazısını bilebilseydin artık elimi oynatamıyorum...
-....
Çocuğunu ödevlerin esaretinden kurtaramayan anne olarak sık sık delilikler yaparım...
Oturma odasında sehba başında iki büklüm olmuş harıl harıl ödev yaparken birden klasik müziğin yerine Ankara havasına tıklarım,ilk çıkan neyse sesini açıp  sehbanın üzerine çıkıp oynamaya başlarım,Yunus gülmeye başlar, hemen o da sehba üstüne çıkar birbirimize omuz atar kıvrak kıvrak oynarız...

Bazen kendi başına işi kıvırmış sessiz sessiz ödevine dalmışken sehbanın altından birden bire çıkıveririm..
Yine gülmeye başlar,o da beni korkutmak için plan yapmaya başlar "anne hadi mutfağa git ama arkana hiç bakma tamam mı!."..

Bazen en nefret ettiği şeyi tahtasına yazarım "şişko yunus!"...
O da annesinin en nefret ettiği şeyi bilir "dört göz ayşe "

Yuunuuss ben nerdeyim diye temizlemek için boşalttığım elbise dolabının içinden bağırırım,hep yapageldiğim şey olduğu için Yunus'u azıcık heyecanlandırır ama yinede sıkıcı ödevlerin arasından uzaklaşıp dolabın içinde ki annesine koşması onu güldürür...

Ne kadar çok güldürebilirsem o kadar çok iyi anne olabilirim diye düşünürüm...Yunus güldükçe mutlu olduğunu hissediyorum.Yunus'u güldürebilecek trilyonlarca şey yapmışımdır,triyon kere beraber gülmüşüzdür...Tüm gün okul,sayfalarca ev ödevi Yunus'u "Modern Hayat'ta ki Charli gibi yaptı,ne yaptığının
niçin yaptığının bilincine varamadan otomatiğe bağladı.Bir robot gibi emir almaya,emirleri yerine getirmeye odaklı bu sistemde gülmek,oynamak ,temiz hava almak önemsiz görülen şeylerden...
Bir çocuk için dünyanın en önemli şeyi "gülmektir"...



8 yorum:

  1. Ah Ayşeciğim, onlar kadar içten gülemez hiçbir insan istese de.
    Karar verebildim artık; genelin uyguladığı, çoğunluğun uyguladığı sırf onlar "çok" diye "doğru" değildir. Benim çocuğum için değildir, onun için uygun olmayabilir. Onun ruhuna zarar vermek pahasına "Ne yapalım, herkesin çocuğu böyle, bu durumda" demekten vazgeçtim. Onun için doğruyu arıyorum, herkesin yaptığını değil.
    Sen de doğrusunu yapıyorsun, onu güldürüyorsun, o anlayamadığı ama yapmak zorunda olduğu eylemden, asıl olması gereken dünyaya çekiyorsun.

    YanıtlaSil
  2. Bazen ellerimle Yunus'u bir karanlığın içine saldığımı düşünüyorum.
    Önünü göremeden yürümek zorunda yavrum...Geçenlerde Yunus'a "biliyor musun delianne bir okuldan haber verdi,hep resim yapılıp,şarkılar söylenip, temiz havada oyunlar oynanıyormuş "diye
    açık verdim...Söylediğime çok üzüldüm çünkü tercih hakkı yokken böyle bir güzelliği ne diye söylersin...
    Dün yüzü yorgunluktan yere düşmüş Yunus" Anne delianne ye söyle
    sadece resim yapılan okula gidebilmek için daha ne kadar sabır etmem gerekecek miş" dedi..
    Sabır etmesi gerekecek,havasızlığa,oyunsuzluğa,gülmemeye,ezbere,emirleri harfiyen yerine getirmeye....çocukluğu bitene kadar sabır edecek..

    Doğru söylüyorsun Bolkepçem,onlar kadar içten kim olabilir?

    YanıtlaSil
  3. Kızımın ağlamasına vesile olmuşsam kendimden nefret ediyorum. Ama bu yazını hep hatırlayacağım Ayşe.
    Biz kreşe gittiğimiz halde ödevlerimiz boyama kesme olduğu halde en az 1 saat sürüyor ödevlerimiz. ilkokulu düşünemiyorum bile.

    YanıtlaSil

  4. gülünecek şeyleri de pek tuhaftır.
    "anne gecekondu yapan birisi para alınca nasıl teşekkür eder?"
    -bilmem nasıl?
    "allah biriket versin. puhahahah"
    -hmm.. sence biriket ne demek?
    "bilmem :S"

    okulda duyduğu,anladığı anlamadığı herşeye gülerler..
    arkadaşlarının onlara gülmesi, dalga geçmesi ise tam bir felaket sayılır..

    YanıtlaSil
  5. ben bir öğretmenim... çocuklarım küçücük 1. sınıf... o kadar cılız ki parmakları o kadar saf ki dünyaları... bazen anlatmak zorunda olduğum, onlara çok soyut gelen konuları anlatırken acırım onlara.... bir hayal kurarım....çocukları otobüse doldururum, yemyeşil ormanın kıyısında bir dere kenarına getiririm... kah çamurdan şekiller yaparız kah çimlerde yuvarlanırız kah salıncak kuararız.... sonra zil çalar hemen sınıfa döneriz... başarı sadece 4 şıkla ( a b c d) ölçülüyor.

    yazılarınızı okuyunca yüreğim yumusuyor, öğrencilerime farklı bakıyorum....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili öğretmenim...bu hayaliniz ne kadar insancıl..
      sizin varlığınızı hissetmek bile bana güven verdi...sanki bu sistemde bütün öğretmenler robotlaşmış
      bütün öğretmenler olması gerekeni yaparken küçük yürekleri göremeyenler gibi ...iyi ki varsınız...teşekkür ederim...

      Sil
  6. seneye kızım 1.sınıfa başlayacak ve bu yazı beni çok etkiledi. ben de eğitim sisteminin dayattığı bir çok şeyle henüz karşılaşmasam da ön yargılı bakıyorum. çocuğumu yarım gün eğitim veren bir okula göndermeyi düşünüyorum. kalan yarım gününü keşke daha özgür bir ortamda geçirebilse ama malesef büyük olasılıkla özel etüt merkezlerine gitmek zorunda kalacak. bir parça okuldan ziyade kreş hayatının devamı gibi gördüğüm ve daha korunaklı geldiği için etüt düşünüyorum. hem bu sayede eve geldiğinde ödev yapması gerekmeyecek. nasıl bir yere gidiyoruz, çocukları böyle görmek içimi acıtıyor benim de...

    YanıtlaSil
  7. Bende burdaki sistemi cok haifi buluyorum,hep derimki,ah keske Türkiye`de olsaniz,dördüncü simifa giden kizim daha bugünlerde bölme islemini! örenmeye basladi düsünün!Eve iki kagitla gelirler,al sana ev ödevi,1.siniftaki kizim hala ayni sailari onlrca kez sadece topladi cikardi,

    yinede burdaki cocuklar okumak istemiyorlar!
    Halbuki bir görseler oralardaki ev ödevlerini akillari cikardi eminim!

    Bu arada ben epeydir sizi okuyamadim,bir türlü olmadi,ve rahat bir zamanda okumayi tercih ettigim icin bekledim,aslinda suan gözlerim kavrulmaya basladi ama kendimi sizden alamiyorum,sevgiler.

    YanıtlaSil