26 Şubat 2013 Salı

Ekmeğin Kuyruğu

Gün doğmadan Yunus'u  okul servisine  bindiririm.Giden servisin ardından  bakınırım.Sokağın sonunda ki köşede kaybolması bir kaç saniye alır okul servisinin.Sokak boşalır,okul servisi görünmez oluverir.
Üçüncü kattaki evimize çıkıp,hemen pencereden  uzun uzun sokağa bakınırım.Sokak, bir kaç okul servisi daha geçtikten sonra sessizliğe gömülür.Sokağa bakmaktan kendimi alıkoyamam yine de...Yoksa yine hayatı sorgulamaya başlarım.Hiç kimselerin geçmediği ısssız sokak evimin dışında hayatın içinde..Sokağa bakmazsam eğer,Yunus'un içinde olduğu kaybolup giden okul servisi ardından değişik düşüncelere dalıyorum.Hayat'da kaybolup gitmeyecek mi? Kaybolmayacak gibi bağlanmak ,sevmek ,arzulamak ,istemek hayat dolu olmak için ...Sabahına uyandığım bugünü sevmem gerek.Bugün içinde beni yaşama sık sıkı bağlayan o şeyi hissetmeliyim.Bugün , geçmiş günler gibi gelecek günler gibi beni yaşamaya mecbur etmiş, sevdirmiş,istetmiş,
özlemle bekletmiş şeyler için yaşanmalı.Yaşamanın sebebi o şeyler hep canlı olmalı,okul servisinin görünmez olması gibi kaybolup gitmemeli..Yaşamak ,sorgulanmadan ,önüne geldiği gibi ne çıkarsa yaşamak ...
Bugün "paralı gün" ü var birisinin, "gün"için yaşıyor bugün.Sabah uyandığında aklında bugün gideceği "gün" var,öğlene kadar "gün" için hazırlanıyor,öğlen "gün"ü ile buluşuyor,akşam "gün"nün yorgunluğuyla sızıp kalıyor..Altın günü,dolar günü,arkadaş günü,sinema,tiyatro,gezi günü,kdv günü,muhtasar günü,dönem sonu günü,doğumgünü,yıldönümü günü...Günleri dolu insanlar için yaşamak ne kolay...Hiç bir şeyin gününe uyanmak ise ...Yaşamayı sevmek için altın gününe,sinemaya,arkadaş ziyaretine,muhtasar gününe muhtaçız.Bunlarsız günler nasıl olur... O günümü,yaşamı,hayatı sevmek  için dün dışarı çıktım.(Sait Faik'in "o gün
insanları sevebilmek arzusuyla otelin kapısını açtığım zaman..." dediği hikayesinde ki gibi)
Dün ,sessiz sokağımdan geçerek gürültülü caddelere daldım.Caddelerin kaldırımlarında telaşlı insanlar,telaşları onları hayata bağlıyor,Kaldırım kenarlarında sıra sıra kafeler,kafelerde bir dolu kafalar,hızlı hızlı konuşuyorlar,hızlı hızlı içlerini döküyorlar , içiyorlar...Kafede iç dökme ,bugün için yaşamaya bağlıyor bir dolu kafayı...Arabaların içinde kırmızı ışığı sabırsızlıkla bekleyen şöferler,yolcular..
yaşama bağlayan o şeylerinden bir kaç saniyelerini çaldı kırmızı ışık,kırmızı ışığa öfkeyle sabırsızlıkla bakıyorlar..Marketler insan kalabalığı ,hızlı hızlı kasalardan geçiyorlar.Kasadan geçen o şeylere
sahip olmak yaşamayı sevdiriyor,kasadan geçen şeyi yemek,içmek için yaşamak istiyor..Bağdat caddesinden
geçmek zorundayım,ünlü markalar,herkesin alamayacağı kıyafetler ...Herkesin alamayacağı kıyafetleri bugün bu kadınlar almışlar ellerinde markalı poşetlerinde ...Bir gün sırası geldiğinde giyecekler,o gün için yaşıyorlar...Herkesin giyemediği kıyafetleri giyeceği günler ,beklenilesi,özlenilesi,sevilesi...
Bağdat caddesinden aşağısı denizdir...Adaların uzaktan göründüğü sahile inmem çok zaman almaz.
Martılar karşılar ilk önce,elinde kuru ekmek var mı diye..Yüze çarpan serinlik,yosun ile başka bir dolu şeyin ama ferahlığa dair bir dolu şeyin kokusu ile içe işleyen deniz..Boş boş oturup bakındım denize,dalgaların sesini ,martıların neden kuru ekmek getirmedin der gibi kızgın kızgın bağrışmalarını dinledim.Güneşin yüzümü
yakmasını,denizin serinliğinin içimde yanan bir şeyleri soğutmaya çalıştığını hissettim.Yaşamayı sevmek için
yetmez miydi bu an...Bu an yaşamayı sevdirmeli,anlamlı kıldırmalı,her gün  yeni güne uyanmaya heves ettirmeli.İşte deniz işte,martılar,işte sıcacık güneş...Bu an bugünün yaşam dolu geçmesi için...Hızlı hızlı nefes aldım,aynı hızlı hızlı kafelerde içip içini dökenler,mağazalarda alışveriş yapanlar gibi...Sonra evime dönmek için yola koyuldum..Sahil fırınının önünden geçerken ekmek kokusu...Ekmek kokusu içime işleyiveriyor.
Deniz kokusundan farklı bir biçimde ,zorlanmaksızın içime işliyor..Yürümekten acıkmış olmalıyım..
Fırından içeri girip sıcak ekmeklerden alıyorum.Tekrar yola koyuluyorum.Elimde ki sıcak ekmek yaşamak için en büyük sebep oluveriyor..Dayanamıyor,ekmeğin kuyruğundan koparıp yemeye başlıyorum...
Yaşamak ne güzel...


13 yorum:

  1. sözün özü yaşamak güzel hayat güzel, yazılarını okumak güzel daha ne olsun. Elif

    YanıtlaSil
  2. yine çok güzel bir yazı olmuş ayşe hn hergün blogunuzu kontrol ediyorum twitter facebook kullanıyormusunuz? oradanda takip etmek isterim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba ;Facebook hesabım yok,twitter ise hesab açtım ama hiç kullanamadım o kadar cahilim ki...okumanız kolaylaşacaksa elimden geleni yaparım..teşekkür ederim..

      Sil
  3. Yaşayan herkesin yaşamak için bir sebebi var. İnsanoğlu hep bir şeyler bekler. Beklentisi olmak, yaşamak için en güzel neden. Umut, rızk gibi bir şey. Umudun bittiği yerde hayat da bitiyor. Yine beni uzun uzun düşündürdün. "Ne kadar doğru tesbitler bunlar" dedirttin. Dayanamayıp yine söyleyeceğim. Yazılarını okumak beni inanılmaz keyiflendiriyor. Gönlüne, kalemine sağlık .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gülsüm abla;yaşamak için sebepler aramak bana çoğu zaman acı veriyor...öyle bir acı ki hani her şeyin iyisine layık bir çocuğunuz vardır ama ona vakit ayıramazsınız çalışmak yada başka nedenlerle...bu insanın canını acıtır...bende hayata ,yaşamaya dair gerekli özeni gösteremediğimi sanıyorum.Layıkıyla yaşamak...bunu istediğim gibi yazamadım...
      yorumlarına çok seviniyorum...iyi ki varsın...

      Sil
  4. Yaşamak ne güzel gerçekten...Neden bunu hep kendimize hatırlatmamız gerekiyor? Dun hastaneden dönerken üstelik bostancı köprüsünün o pis yoğun akan trafiğinin içerisinde toz duman içerisinde ama uzaktan adaları görürken düşündüm ayni şeyi...Babasi ölümle yaşam arasında savaşan minicik yeğenime daha sıkı sarıldım.
    Ayşe sen hep yaz...öyle iyi geliyor öyle dokunuyor ki bazen yazdıkların..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her gün her sabah yaşamanın hakkını vererek saatlerimi
      harcamak istiyorum,ne büyük bir cümle oldu her gün evinde oturan bir evhanımı olarak..
      Ben de bostancı da oturuyorum,çalışırken o köprünün
      üzerinden çok geçtim.trafiğin egzosun kokusu üzerime sinerdi,yunus beni öperken "anne dışarısı kokuyorsun"derdi..
      İnşallah babası ile mutlu uzun yılları olur yeğeninin
      minicik yeğenin mutlu olsun..tüm kalbimle dua ediyorum..

      Sil
    2. İnşallah...Çok teşekkür ederim, biz de tüm kalbimizle dua ediyoruz,zira elimizde dualardan başka birşey kalmadı:(

      Sil
  5. Az önce bir ölüm haberi alıp da yaşamanın güzel ama anlık olduğunu anladım. yani hayatın tadına o günü bekleyerek değil her an varmalı. ertelememeli.

    Ekmeğin kuyruğuna bayılırım. şimdi kızıma da öğretiyorum ısırmayı.

    YanıtlaSil
  6. boyle birseyi okumaya ihtiyacim vardi bugun, tesekkurler sevgili Ayse... beni de boylelikle Goztepe, istasyon caddesindeki yillarima, hergun yaptigim sahil yuruyuslerine goturdun, tesekkur ederim!

    YanıtlaSil
  7. bir çok duyguyu aynı anda yaşattınız önce bu yazınız sonra bu ne biçim abla sonrada işlem yıldızı oğlunuz çok farklı duygularla bir karışım oldum ben karışım oldum fakat siz iksir olmuşsunuz çok etkileyici yazılar.İlk defa karşılaştım ve bırakmaya niyetli değilim ben de bloguma beklerim

    YanıtlaSil
  8. hayata sıkı sıkıya bağlı , her daim azimli,hırslı insanları bi türlü anlayamam , kendi gevşek bağlarım yüzünden olmalı...

    YanıtlaSil