15 Mart 2012 Perşembe

Para kazandığım ilk gün bugün

Bugün para kazanmaya başladığım ilk günüm...Otuzbeş yaşımda bilgimi paraya dönüştürebildim. 

Ne yapacağımı şaşırdım ,utandım elime uzatılan paraya dokunamadım  . 

Kazandığım para yol masrafıma ancak yetişiyor ama benim için çok büyük ... 

Utanıp alamadığım için masama konulan paraya uzun uzun baktım . 

Ne kadar da kıymetsiz duruyordu, kalın kalın kitaplarımın olduğu masa üzerinde.
Kıymetli olanlarımın içine hiç girememiş bu para diye iç geçirdim.Öyle olmasaydı otuzbeş yaşına kadar
ona sahip olmaya çalışırdım diye de iç geçirdim...

Akşam eve geldim gazeteden alttaki haberi okudum...İlk kazandığım para!!keşke benim elime değil de
henüz parasızlıktan delirmemiş iken henüz canına kıymaya karar vermemişken o annenin eline geçseydin.

   Parasızlığın bedeli işte bu mu diyorsun!! bir annenin yavruları gözü önünde sallanan  cansız bedeni mi?                                                                                         


İlk kazandığım para!! Masamın ucunda hadi beni al cebine koy diye ısrarla gözümün içindesin...

Tiksiniyorum oysa senden...

Şaşırdı zaten mükellefim, parayı uzattığı eline uzanan el göremeyince...öylece bırakıverdi seni masanın
bir ucuna...

Mükellefim bir marangozdu seni elde edebilmek için kimbilir nasıl çalıştı...

Ağır yükler altında ezilmiş gibi yüzü vardı, para uzatan elleri yaralı ,üzeri boyalı idi...

Dünyada ki en kötü şeysin para...

Bilgimi para kazanmak için değil,

parasızlıktan aç kalınmasın,soğukta kalınmasın,

çocuklar annesiz kalmasın diye kullanmak isterdim........

Sevgili bloğum bu son inan bu son seni bir daha böyle haberlerle üzmeyeceğim...

Hem kim üzülmek istiyor ki ,hepimiz mutlu olmak istiyoruz...

Bundan sonra düzgün toplayamadığım için erkek saçı gibi kestirdiğim saçlarımı nasıl modele soktuğumu,

çarpık dişlerime tel taktırmak için gittiğim doktor macerasını,

oğlumla yaptığımız kurabiyelerin tarifini,

iş yerimden yeni haberleri,

gezip gördüğümüz güzel yerlerin anısını ve fotoğrafını koyacağım ,

söz !sırf bunları yazacağım....

Zaten sırf böyle geçmiyor mu günlerim...


İşte bazen böyle haberler okuyunca hüzünleniyor ,

ama çabucak etkisini üzerimden atmayı başarıyorum!!!!

Bazen öyle bir hal geliyor ki mutlu huzurlu yaşamak için yanlış ülkede miyim...

Hani her gün sabah ve akşam haberlerini dinlemekten korkmayacağım bir ülke...

Hani aynı ülkenin vatandaşı aynı dili konuşup aynı otobüse binip aynı parkta çocuklarımızı oynatığımız gibi

aynı parayı kazanıp ,aynı sofra,aynı sıcaklık olabilseydi evlerimizde...

Biri açlıktan canına kıyarken diğeri sekseninci arabasına seksenbirincisini eklemeseydi ve ben de her ikisini
ülkemin yeni ama hemen daha yenisi gelecek bir haberi olarak okumasaydım..

Söz bir daha böyle temennilerim olmayacak sevgili bloğum.

Bunlar beni aşar beni aşmayacak şeylere odaklanacağım...

Düzelmeyen saçlarım,

ev ödevini yapmakta zorlanan oğlumu sinirlenmeden  kızmadan motive edebilmek,

trafikte sıkılmamak için cep telefonuma nasıl şarkı indirilir,

son aldığım uyduruk kitabın beni alıp başka diyarlara mutlu mesut yaşanan yerlere götürebilmesine..


Söz sevgili blog bu son...


Cansız anneler, yanmış işçiler, soğukta çadırlarda donmuş çocuklar,


Onların yeri burası değil, onların yeri ,her gün başka birinin çıktığı akşam haberleri...


Ben de izlemeyiveririm...


Sadece bugünlük, Hürriyet gazetesindeki o  yazı  aşağıda....








 






 



































Adana’da eşi bir yıla aşkın süre işsiz kalan ve ev kirasını 8 aydır ödeyemeyen 26 yaşındaki Emine Akçay, çocuklarının üşüdüğünü görünce cebindeki son parayla odun almaya gitti. O kadar az parası vardı ki oduncu ‘Bacım bu paraya odun mu olur’ dedi. Ama anne Emine Akçay ısrar etti, bir çuval odunu alıp eve geldi. Odunlar ıslandığı için yanmadı. Lastik parçalarını tutuşturmaya çalıştı; olmadı. Emine Akçay, çocuklarının ısınması için çalıştırdığı saç kurutma makinesini küçük oğluna verdi. Daha sonra diğer odaya gidip, tavandaki salıncak demirine ip bağlayarak, kendini astı.