26 Şubat 2012 Pazar

500T 'den Öğrendiklerim

İşe gidebilmek için çeşitli vasıta kombinasyonları yaptım.En ucuza en kısa ve en rahat yolculuk kombinasyonu...Evim bostancıda işim leventte sanayi mahallesinde...Sahile yürüyüp deniz otobüsüne binip
kabataştan metro ile sanayi mahallesi yaptım.Çok kaliteli bir yolculuk oluyordu.Deniz otobüsü yolcuları
çok şık , çalışanlar prezantabl olunması gereken yerlere gidiyorlar belli...Hanımlar en şık kıyafet ,saç ve aksesuarları seçmekte ustalamış belli...Bazı hanımlar ise evden işe kadar şık olmayı ağır bulmuş olsa gerek ki deniz otobüsüne biner binmez ayaklarındaki spor papuçları çıkarıp uzun topuklu ökçelerini giyip bavul gibi makyaj çantalarını koltuğun önündeki masaya koyup yirmi dakikada fondöten, allık ,pudra, kalem ,rimel
ruj olayını halledebiliyorlar.Erkekler ekseriya televizyondan son kurları takip edip ellerinden düşürmedikleri
ayped,tabletlerine habire bir şeyler yazıyorlar...Deniz otobüsünde elinde kitap, gözü ise yirmi dakikada full makyaj nasıl yapılabiliri pür dikkat izleyen bir ben varım...Deniz otobüsü çok konforlu, ayakta yolcu yok
yolcular şık , baş döndürücü güzel kokuyor, teknoloji ile donanımlılar ellerinde tabletler ,ekonomi gazeteleri, hepsi oturuyor ,çaylarını kahvelerini içiyor...İki gün sonra yol parasını hesabladığımda karşıma çıkan tablomda; kalite konfor ile bütçemin ters yönlü hareket eden oklar olduğunu gördüm.Deniz otobüsü yolcularını çok özleyecektim
aynı yolların yolcusu olmamıza rağmen bizi ayıran vardı ve onun uygun gördüğüne göre yolumu çizecektim.
Araştırdım 500T diye bir halk otobüsü duydum,tek vasıta ile işime en yakın yere varmak çok hoşuma gitti.
Bostancı köprüsüne doğru yürüyüp her beş dakikada bir gelen 500T lere adımımı attığım günden beri bir
ay olmuş ve 500T nin içinde 40 saatim geçmiş...
Tek vasıtanın az ücreti ,çoğu olumsuzlukları görünmez kılıyor.Aynı kirası az bir evin pencerelerinin duvara
bakması gibi ...Başını sokacak ev bulduktan sonra manzara aramak da ne oluyor!

Bir halk otobüsünde her ay 40 saatimi bırakmak zor geliyor ama kolay olan ne var ki diye geçiştiriyorum.

İlk günler 500T de geçen saatlarimi çile çekme saatlerim diye adlandırdım.Her gün çekilmesi gereken
bu saatler , sonunda bir arınma,bir huzur bir farkındalık sağlayabilirdi...Ayakta, çoğu zaman tutunacak bir yer bile bulamadan,yıkanmamış,sigara,rutubet kusmuk kokusu ile buharlaşmış bir havayı soluyarak,hep koyu ve birbirinin aynı sırtlara bakarak ilerlemeyen bir otobüsün yolcusu olmak...Bir saat gidiş bir saat dönüş yolu, için için isyan küfür ile dolu her an taşmaya hazır volkan yaptı...

İlk zamanlar deniz otobüsündeki iki günümden sonra bu 500T de kendimi,zenginliğini bir anda yitirmiş fabrikatörün kızı gibi hissettim...Aslım deniz otobüsüne aitti oraya aittim ve geçiçi bir süreliğine misafir
dim 500T ye..
.500T nin buharlı penceresini köprüden geçerken hep birileri siler,boğazdaki yalılara bakmak için...Uykuya dalmamış ise 500T yolcusu boğaz manzarasını hiç kaçırmaz aynı benim gibi...Bir rüyaya dalar gibi 2-3 dakika bakınır,yalılara..Pencereye yakınsam buharlanmış gözlüğümle kafamı öyle pervasız uzatırım ki
yalıları görmek için ,beni düşmandan korur gibi siper olmuş gövdelerden utanırım...

500T nin misafiri değil ,daimi yolcusu olduğumun farkına varınca çile saatleri bitti.Misafir gibi değil ev sahibi gibi davranmaya başladım.Kalabalığı yarıp en arkalara kadar gitmeyi öğrendim..Yolcuların hareketlerine göre hangi durakta inebileceğini kestirmeye başladım.Kulaklıklarını çıkartıp çantasına sokan
oturana doğru panter hızıyla ulaşmaya başladım..Kalın deri kapaklı bir defteri çantamda hep taşımaya
başladım boş merdiven bulunca üzerine oturabilmek için...Bir de kulaklık alırsam müzik bile dinlerim
diye düşünüyorum..Fikret Kızılok dinlerim..."Fark etmeden senin olmuşum"u mesala...

8 Şubat 2012 Çarşamba

Korkunç maskeni kaldır sevgili ölüm...

Dün bir anne yolculuğa çıktı oğluyla, bu karda bu soğukta...
Oğlun şehit oldu dediler anneye...
Kurşunlarla delinmiş vucudu ile oğlu tabutta,anne dolmuşta memleketlerine doğru yolculuğa çıktılar
dün...
Hava soğuk,karlı...
Bugün toprağa verdi oğlunu...

Hava karlı,hava soğuk,aynı ölüm gibi...

Sevgili ölüm,soğuksun,korkunçsun,korkuyorum senden...
Yavaş yavaş gelen ölüm,birden bire gelen ölüm...
İçimdesin doğduğum günden beri,bir meyvenin tohumu gibi ...

Bu kadar yakın iken seni sevmem lazım,birbirimizi sevelim ölüm,korkunç maskeni kaldır...

İnsan, tanımadığından,bilmediğinden çekinir korkar ya işte öyle korkuyorum senden...
Çıkar korkunç maskeni sevdir kendini...

Hayat öyle mi!...Hayatın ismi sıcacık ,canlı... ...Yavrusunu görmese
de sesini duysa da yeter di anneye...Oğlu yarım saat önce hayatta idi biliyordu...Hava sıcaktı güneşli idi,
ama içinin sıcaklığı ondan değil oğlunun gülen sesini duyduğundan dı...
Şimdi hava soğuk,karlı...Şimdi o annenin yanındayım...Oğlunu bugün gömdü...
Tek düşündüğüm şey,uzak olsaydı bu anne bana,aynı televizyonda gördüğümüz nerdeyse her gün gördüğümüz ağlayan o anneler gibi...Bir an ah vah deyip kafamı çevirdiğimde bir daha görmeseydim...

Şu karlı toprağın altında şehid yatanı da hiç tanımasaydım diye iç geçiriyorum...

Olmuyor yapamıyorum yanıbaşımdasın ölüm hem de en korkunç halinle...

Annenin içindeki kor eritiyor tüm karı,ısıtıyor dondurucu havayı...Ateşi hissediyorum yanıyorum korkuyorum

Sanki tek kurtuluş seni sevmek seni arzulamak bir sevgili gibi geleceğin günü beklemek...
Geldiğin gün tüm sevdiklerim halay çekip oynamalı ,sevdiğine kavuştu diye...N e olur korkuç maskeni çıkar sevgili ölüm...
Şimdi bu anneye ne demeli...Hayat devam ediyor mu?...