7 Kasım 2012 Çarşamba

80lerde otobüs yolculukları




1982 de otobüsle şehirlerarası yolculuk yapmaya başladığımda 5 yaşındaydım...
Babam müdürü ile tartışmış müdürü babamı işten attıramayınca sürgüne göndertmişti...Böyle anlatılmıştı
doğunun en uzak ama en güzel şehrine gitme sebebimiz...
Beş kişilik ailemizin 3 koltukta 24 saat yolculuk yaptığı o zamanları tam hatırlayamıyorum...
Annem hiç unutamamıştır herhalde,biri bebek üç çocuk...bebek kucağında diğer ikisi  yanında ki tek koltukta

24 saat...
 Hatırladıklarım ,Tokat diye bir yerin mola yerini çok beklemiştim dayanma gücümü sonuna kadar kullanmıştım sadece bir kere "anne çişim var"demiştim ama annemin benden başka iki çocuğu daha vardı hepsi benden
küçüktü kendi başımın çaresine bakmalıyım...
Tokat'a bakıyorum kendimi sıkabildiğim kadar sıkarak...Her yerde tuvalet görüyorum kendimi koşarak
tuvalete giderken hayal ediyorum..
Dayanma gücümü kontrol edemiyorum yarısını kardeşimle paylaştığım koltuk sıcak sıcak ıslanıyor...
Tokat'ta tokat yememe neden olur mu bu ıslaklık diye düşüncelere daldığım o anları çok iyi hatırlıyorum...
Küçük kardeşim emmek ister ortanca olan ortada kalmış bunalmış pencere kenarı ister büyük olan ben pencere kenarını vermemekte inat eder...


 Üniversite için İstanbul dayım...

İstanbul'da yaşamanın en güzel yanı; İstanbul'dan Ankara'ya dönen otobüste, pencere kenarı yolcusu olmaktı..

90 ların başında otobüste sigara içmek serbestti...Hayatımda hiç sigara içmemişken her otobüs yolculuğu sonunda en az bir kaç paket sigara içmiş gibi zehirlenirdim...Bazı kereler köye giderdim otobüsle...13 saat...
Otobüs de 45 kişi var 20 si sigara içiyor...
13 saat süren yolculukta 20 kişi her saat başı sigara yakıyor...
Paketleri bitiyor mola yerinde yenisini alıyorlar...
Otobüse sağlıklı binip hasta olarak inmişliğim çoktur...Faranjit,bronşit....
 Koltuk arkası televizyon yoktu televizyon hiç yoktu...Sadece kaptanın seçtiği radyo kanalı var..
 Bütün kaptanlar o zamanlar arebesk dinliyor...13 saat boyunca kaptanın
ruh haline bürünüp kadere küfreden acı çığlıklara alışmaya çalışıyorum...Radyonun sesini kısar mısın diye
bir rica aklımıza bile gelmiyor kaptanlar bunu bir hakeret olarak algılayabilme kapasitesinde..
Kardeşlerimle her yolculuk sonrası otobüste dinlediğimiz şarkılardan konser yapardık.."Amanin amanin bu taksi bu kadınlar ne aksi kapıyorlar yolları geçemiyor bu taksi...". cenazeye giden yolcu var, kaptan karadenizli ,kemençeli ıslıklı horon dinliyor dinlerken omuzları ile tepiniyor...o gün bugündür her horon bana cenaze yasını hatırlatır...  İkramlar su ile
kısıtlı...Onu da susuzluktan kavrulup yutkunamamaya başladığın anda iste...yoksa muavinin kara
listesine girersin...bir kereliğine bindim bu otobüse bir daha ne zaman karşılacağım bu muavinle
deme özgürlüğüne sahip değilim  isteyeceğim şey için muavinin ruh halini tartıyorum...genelde hiç bir şey
istemiyorum...
Zaten İstanbul Ankara arası beşbuçuk saat,köyümüz gibi 13 saat değil..
 kendime kitap okuyan( etrafına yanındakine boş boş bakınıp konuşmak isteyenlere engel olsun diye) imajı veriyorum...
Oysa şimdi biri yanıma otursun onunla konuşayım isterim ...Daha önce hiç görmediğim bir kişi yanıma otursun kendini anlatsın  anlatırken hiç bilmediğim bir şeyi öğrensem o öğrendiğim şey ile o gün yaptığım otobüs yolculuğunu hiç unutmasam...
Öndeki koltuklardan haz etmem otobüsü ben kullanıyormuşum gibi yorulurum bir de ön cama yapışmış böcek cesetleri görmek istemem...Özgürce uçuşurken birdenbire  otobüsün camında yeşil bir iz olmalarını
sorgulamaya dalmak istemediğimden...bir de muavinle kaptan konuşmalarını dinlemek zorunda kalmayı istemem...kaptanın sıkıntısı var evinde...muavinle dertleşiyor iki arkadaş gibi...kaptanın canı kahve istiyor
emrederek istiyor muavin birden bire arkadaşlıktan  hiyerarşinin basamaklarında ki yerine dönüyor...
Poşet çay vardı İstanbul Ankara otobüslerinde bizim evde yoktu..ikram vakti poşeti sıcak suya daldırmazdım
eve götürür kardeşlerime "bakın otobüste ne verdiler "diye göstermek için,çay olamamış sıcak suyu içme pahasına...
Otobüs yolculuğu hep bir şey anlatırdı sessiz sessiz kulağıma...sabır,gurbet,mekansızlık...





5 yorum:

  1. neyselki şimdi sigara yasakta çoluğumuz çocuğumuz duman altında kalmıyor.ne bilinçsiz toplumuz

    YanıtlaSil
  2. Yolda olmak kendini dinlemek benim için. Karanlık da olabilir gidilen yollar. Ben varacağım durağı değil, geçtiklerimi düşünürüm çoğunlukla.
    Mekânsızlık... Ne doğru dedin, çok yolculuk yapınca insan kendini hiçbir yere ait hissetmiyor belki. Her ayrıldığın yere üzülüyorsun, vaktiyle oradaki insanlar seni üzmüş olsalar bile.
    Çocukken hiç yolculuk yapmazdık. Şimdilerde sabır ve gurbet arasındayız çokça.

    YanıtlaSil
  3. Hepimizde ayni hikayeler..kim derdi o sigarali otobuste yolculuk yaparken yillar sonra burda paylasicagin,ve sigarali otobusle ilk tanismis benimde ilk tanismamin Tokat yolunda olupta burdan senin hikayeni okuyup huzunlenicegini..

    YanıtlaSil
  4. Yazılarını okumayı çok seviyorum. Ben 1975 yılından 1998 yılına kadar Eskişehir - Mersin arasını yaklaşık 200 kez otobüsle gidip geldim. 12 saat sürerdi. Şimdi asla cesaret edemediğim o otobüs yolculuklarını 2 küçük kızımla nasıl yapardım. Tek başıma onları nasıl idare ederdim bilemiyorum. Bana öyle bir nostalji yaşattın ki. Otobüse dair bir yazı da ben yazmayı istedim inan. Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  5. Okuyan herkes gibi beni de yıllar yıllar önce yaptığım otobüs seyahatlerine götürdün Ayşe. Abimle bi koltukta sıkıştığımız, dudağımı balon gibi yapmış bir uçukla bir an önce sabah olmasını istemiştim o yolculukta. Verilen -muhtemelen en adi ve ucuz- kekler,meyve suları nasıl da kıymetliydi bizim için çocuklukta.
    Sigara mevzsuna gelince, insan inanamıyor yakın geçmişe kadar böyle bir serbestliğin olduğuna.
    Bilhassa tek başına yapılan seyahatler hüzünlendirir hep beni, mekansızlıktır sanki o seyahatler dediğin gibi.

    YanıtlaSil