29 Ekim 2012 Pazartesi

Kurban-Yumyum




Bu bayram yine köydeydim.Çocukluğumun  bütün bayramları köyde geçmişti,gençliğimde köyden utanmış uzak kalmış, Yunus doğunca tekrar özüme dönmeye karar vermiş her fırsatta köyüme
kaçmaya çalışmıştım...Köyün nerdeyse tüm yaşayanları akrabamdı, havası ,suyu, doğası hiç bozulmamıştı.

Bu bayram puslu soğuk ve nemliydi,sobanın ateşini hiç söndürmedik.

Köyün çocukları, hepsi akrabam olur ,bizim evdeydi çünkü bizim evde dışarı çıkamayacak kadar hastalanmış Yunus vardı.

Yumyum kaybolmuştu arife günü, evin etrafından hiç uzaklaşmazdı "Yumyum gel"diye bağırınca
hemen saklandığı yerden çıkardı ,Gıdık gibi sokulgan değildi uzak durmayı yeğlerdi kendini sevdirmezdi ,Gıdık ise "beni sev"diye yerlerde yuvarlanır , olmadı kucağımıza atlar...

Güzel köyümün insanları yavru kedi köpekleri  ıssız ormanlara bırakır
açlıktan ölmelerini gözleri görmesin ister...Güzel köyümün insanları tarlalarındaki kaplumbağaları
suya atar bir kaç yeşil fasulye marulu paylaşmak istemez...Güzel köyümün insanları ineklerini koyunlarını güderken sopa ile vurarak yön gösterirler yanlış yola giren hayvanı gücünün yettiğince
dövmeyi sever..Güzel köyümün insanlarının elinde her daim tüfek vardır  gördükleri her kuşu avlamak için..

İşte Yumyum'u ıssız bir ormanda  ölmüş kardeşlerinin başında titrerken bulmuştuk,günlerce iyileşemedi hep titredi sonra ona bir arkadaş daha bulduk Gıdık...İkiside ölüme terk edilmiş yavrular iken bu bayramda 6 aylık olmuşlardı...

Arife günü Yumyum un kaybolmasına çok üzüldük aklımıza hep kaçırıldığı geliyordu çünkü çok güzel avcı köpeğiydi ve kaçıran kişi kim ise onu beğenmişti ona iyi bakacaktı kendimizi özellikle
Yunusu böyle teselli ediyorduk...

Kaybolanın ardından beklemenin çok acı bir şey olduğunu arife günü hissettik...

Yumyumu kaçırmışlardı kaçıran kişi onu bizden daha çok sevecekti bakacaktı...

Arife günü yoğun bir şekilde Kurbanlık lafı edilip, Yunus "kurbanlık ne demek" diye sorunca,
hiç çekinmeden sakınmadan  kurban kesmeyi anlatıverdim...

Bayram sabahı Yunus kusmaya başladı,bağırsakları da bozulmuştu üşüttü dedik sobanın başında
minderde yatırdık...Köyün çocukları Yunusla soba başında bayramlaştı...

Minderden bayramın birinci gününün sonuna kadar kalkmadı...Arada kusup tuvalete gidiyordu...
Acaba Yumyumun kaybolması ve kurban, açıklamalarım çok mu tedbirsiz idi ...

Bayramın birinci gününün akşamı evde çocuklar çoğaldı hepsi sobanın başında, çocukların en büyüğü 7 en küçüğü 5 yaş arasında  seyrediyordu ve bir kaza olmasın diye sobanın başından ayrılamıyordum.Sobanın üzerinde fokurdaya fokurdaya kaynayan kazandan korkup kazandaki sıcak suyu demliğe boşaltmaya
  çalışırken çocuklar tartışmaya başladı.Bir oyun oynanacak ve en büyük olan ilk başlayacak...Hep bir ağızdan yaşlar söyleniyor söylenilen yaşlara inanmayanlar çıkıyor bir türlü
en büyük seçilemiyor... Biri en büyük benim diye bağırınca çok sinirlenen biri de "en büyük Allah tır" dedi,diğerleri "Allah nerde ,çok uzakta,"diye konu dağılınca yine aynı çocuk "Allah şah damarımızdan daha yakındır"derken yüzümü sobadan çevirip çocuğa baktım eli boğazındaydı ve yaşı en küçük olandı...

Ben anlatamasamda Yunus bir şekilde öğreniyordu,çocuklar gidince Yunusu kucağıma aldım Kurbanı bir kez daha anlatmaya çalıştım her yapılan ibadet Allaha yakınlık içindi o bize çok yakındı ama biz bunun farkında değildik...Farkında olmak içindi...Yumyum kaybolmuştu ondan
uzaklaştık ama ona yakın olan biri vardı ve onu bizden daha çok sevecek ve koruyacaktı ,kurban yakınlığımıza aracı oluyor onların gittikleri yer dünyadan daha güzel bir yer...

Her söylediğime inanıyordu Yunus bayramın ikinci günü hastalığı geçmişti..

Bense, söylediklerim ve inandığım ve yaşantım arasında 3 kapılı bir evin içinde yabancıyım...

Güzel köyümün insanlarından kuran kursu hocası kurban derisi için kapımıza geldi selamsız bir şekilde deriyi sırtlandı ses çıkarmadık, kapımızın kenarında  bize emanet edilmiş başka bir kurban derisini de sırtlayınca "sahibinin izni olmadan veremeyiz "dedik...Çok sinirlendi 
onu boşuna oyalıyorduk ve gidilecek daha çok kapısı vardı.Emaneti nasıl  verebiliriz diye
 soramazdık karşımızda kuran kursu hocası vardı,dün şah damarını göstererek Allah ın yakınlığını
anlatmaya çalışan çocuğun da babasıydı.

Bayramın son günü İstanbul a yolculuk vardı.Otobüs bileti zor bulunmuştu.

Bavullarımızla yerleştiğimiz araba bizi otobüse yetiştirecekti...

Köydeki evimizden yavaş yavaş uzaklaşırken köyümün havasını içime çekmek istedim,arabanın camını açtım gölün kenarından geçiyorduk kokuyu içime çekerken çürümeye başlamış bir hayvan
kokusunu ayırtettim , kokuyu aldığım an ile Yumyumun cansız bedenini görmemin arasından kaç sanise geçti belki hiç zaman geçmedi bir an da oldu o bir an da zaman yoktu...Zamanın olmadığı
 yerdeydi  Yumyum...

Güzel köyüm,güzel köyümün insanları  zamanın işlediği dünyadasınız şimdilik...Küçücük çocuklarınız bile iyiliğin merhametin sevginin şah damarlarınızdan  daha yakınınızda olduğunu bildiğine göre Yumyum u nasıl öldürebildiniz...










4 yorum:

  1. nedw guzel anlatmissiniz hikaye tadinda.
    benimde bur kopegim vardi ve belediye onu sahipsiz sanip vurmustu.ne uzulmustum lise yillarimdi sanirsam lise1..

    YanıtlaSil
  2. Ah yumyum, zavallı yumyum :(
    Çok üzüldüm Ayşe, gerçekten çok hem de.
    Yunus'a da geçmişler olsun.
    Ne fena, ne kötü yürekli insanlar lakin değil yalnız sizin köyde, yazık ki her yerde, artık her yerde.

    YanıtlaSil
  3. Yumyum öldü ha. Çok üzüldüm:(

    YanıtlaSil